Buca’da Hayalperest Travesti Göksu’nun Hikâyesi

Buca’da Hayalperest Travesti Göksu’nun Hikâyesi

Buca sabahları biraz sessiz olur. Sokaklar uyanırken, Göksu genelde pencerenin önünde durur. Kahvesi çoğu zaman soğur, çünkü aklı hep başka yerlerdedir. Hayal kurarken zamanla arası iyi değildir onun. Saat kaç olursa olsun, kafasının içi hep akşamüstü gibidir.

Göksu çocukken de böyleydi. Herkes “gerçekçi ol” derken o başka şeyler düşünürdü. Aynada kendine bakıp gördüğüyle, hissettiği arasında hep bir mesafe vardı. Buca’da büyümek ona sabrı öğretti ama kendini saklamayı da öğretti. En zor öğrenilen şey buydu zaten.

Travesti olduğunu ilk kendine söylediğinde korkmuştu. Kelimeler ağzından değil, içinden dökülmüştü. Uzun süre kimseye söylemedi. Çünkü bazı semtlerde sessizlik, güvende olmanın tek yolu gibi gelir insana. Göksu da sustu, bekledi, izledi.

Ama hayaller susmadı. Bazen geceleri ışığı kapatıp başka bir şehirde yaşadığını düşündü. Kimsenin ona dönüp bakmadığı, adının fısıltıyla söylenmediği bir hayat… Orada Göksu daha rahattı, daha kendiydi. Hayal kurmak onun kaçışı değil, dayanma biçimiydi.

Buca’da travesti olmak, görünmez olmaya çalışmakla görünür kalmak arasında bir çizgide yürümek gibi. Göksu bunu iyi biliyor. Marketten dönerken adımlarını hızlandırdığı günler de oldu, başını dik tuttuğu günler de. Hangisinin cesaret olduğunu bazen kendisi bile ayırt edemiyor.

En çok da geceleri yazı yazmayı seviyor. Kimse okumasa bile. Defterine dökülen cümleler onun için gerçek. “Bir gün” diye başlayan çok cümlesi var. Bazıları yarım kalmış, bazıları hâlâ umutlu. Göksu’ya göre hayalperest olmak saf olmak değil, vazgeçmemek.

Bazen Buca’nın ara sokaklarında yürürken, kendine gülümsediği oluyor. Küçük anlar bunlar ama değerli. Çünkü herkesin fark etmediği şey şu: Göksu hâlâ burada. Kırılmış ama dağılmamış. Yorulmuş ama vazgeçmemiş.

Buca’da hayalperest bir travesti olmak, her şeye rağmen içinden gelen sesi susturmamaya çalışmak demek. Göksu bunu her gün yeniden öğreniyor. Belki hayat tam istediği gibi değil ama hayalleri hâlâ onunla. Ve şimdilik bu yeterli.

– Göksu, önce şuradan başlayalım… Buca senin için nasıl bir yer?
Buca benim için alışkanlık gibi. Bazen sevgi gibi, bazen yük gibi. Ne tam kaçabildiğim ne de tamamen ait hissettiğim bir yer. Ama bildiğim sokaklar var, bu da insana tuhaf bir güven veriyor.

– Kendini “hayalperest” olarak tanımlıyorsun. Neden?
Çünkü gerçekler bana bazen ağır geliyor. Hayal kurmak kaçmak değil benim için, nefes almak gibi. Olmadığım biri olmak değil de, olmak istediğim kişiyi düşünmek. Beni ayakta tutan şey biraz da bu.

– Travesti olduğunu ilk fark ettiğin zamanları hatırlıyor musun?
Hatırlamaz olur muyum… Sessizdi. Çok sessiz. Kimseye anlatamadım. Kendi içimde döndürdüm durdum. Korku vardı ama bir yandan da rahatlama. En azından kendime yalan söylemiyordum artık.

– Buca’da travesti olmak zor mu?
Kolay olduğunu söyleyemem. Ama her gün zor da değil. Bazen insanlar umursamıyor gibi yapıyor, bazen de fazla umursuyor. Asıl zor olan sürekli tetikte olmak. Rahat yürüyememek bazı günler.

– Sokakta yürürken neler hissediyorsun?
Değişiyor. Bazen kulaklık takıyorum, kimse yokmuş gibi davranıyorum. Bazen başımı dik tutuyorum. O anki ruh halime göre. Cesaret her gün aynı olmuyor.

– Hayallerin neler Göksu?
Basit aslında. Kendimi saklamadan yaşamak. Yazmak istiyorum, belki bir gün başka bir şehirde yaşamak. Küçük bir ev, kendi düzenim. Çok büyük şeyler değil ama bana ait şeyler.

– Yalnız hissediyor musun?
Evet. Ama bu yalnızlık hep kötü değil. Bazen insan kendini dinliyor. Tabii paylaşacak birinin eksikliği var, onu inkâr edemem.

– İnsanların seni gerçekten anladığını düşünüyor musun?
Hayır. Ama herkesin anlaması da gerekmiyor. Saygı yeterli olurdu. Anlamak başka bir şey, kabul etmek başka.

– Göksu, güzellik sence nedir?
Kendin olabildiğin an. Korkunun azaldığı, içinin biraz rahatladığı anlar. Aynayla ilgisi yok artık benim için.

– Son olarak, bu söyleşiyi okuyanlara ne söylemek istersin?
Herkesin bir iç sesi var. Onu bastırmak insanı daha çok yoruyor. Ben hâlâ öğreniyorum bunu. Belki yavaş ama samimi bir şekilde.

Sabah Kahvesi ve Yarım Kalan Hayaller

Göksu’nun kahvesi çoğu zaman soğur. Çünkü kahveyi içmekten çok pencerenin önünde durur. Buca’nın sessiz bir sokağına bakar, geçen insanları izler. “Acaba beni fark ediyorlar mı?” diye değil artık. Daha çok “Ben bugün kendim gibi hissedecek miyim?” diye.

Aynaya Bakıp Bakmamak Arasında

Bazı sabahlar aynaya uzun uzun bakar, bazı sabahlar hiç bakmaz. Mesele makyaj değil. Aynada gördüğüyle içindeki kişi bazen aynı gün uyanmıyor. O gün aynaya bakmamak, kendini korumak gibi geliyor.

Buca Sokaklarında Yürümek

Market yolu kısa ama hissettirdikleri uzun. Göksu bazen adımlarını hızlandırır, bazen yavaşlar. Aynı sokak ama ruh hâli başka. Kimse bir şey demese bile insanın içi konuşur ya, işte öyle anlar çok.

Hayal Kurmanın Ayıp Sayılmadığı Anlar

Geceleri ışığı kapatıp yatağa uzandığında, Göksu başka bir şehir hayal eder. Kimsenin adını yanlış söylemediği, bakışların soru sormadığı bir yer. Hayal kurmak ona göre çocukça değil, hayatta kalma şekli.

Yazılan Ama Kimseye Gösterilmeyen Defter

Komodinin çekmecesinde bir defter var. Kimse bilmiyor. İçinde yarım cümleler, tarih atılmamış notlar, bazen sadece tek kelimeler. “Bir gün” diye başlayan çok satır var. Hangisi olur bilinmez ama yazmak iyi geliyor.

Yalnızlıkla Kurulan Tuhaf Dostluk

Göksu yalnız ama bundan her zaman şikâyetçi değil. Yalnızlık bazen güvenli. Kimseye açıklama yapmak zorunda değilsin. Yine de bazen biriyle aynı masada oturmayı özlüyor. Sessizce.

Cesaretin Her Gün Aynı Olmadığını Öğrenmek

Bazı günler cesur, bazı günler yorgun. Kendine kızmıyor artık. Her gün güçlü olmak zorunda olmadığını Buca’da öğrendi. Ayakta kalmak da bir başarı sonuçta.

Göksu’nun Güzellik Tanımı

Güzellik onun için makyajla ilgili değil. Kimsenin fark etmediği bir anda kendine gülümseyebilmek. Sokakta yürürken omuzlarını biraz daha dik tutabilmek. Küçük ama gerçek şeyler.

Bugünlük Bu Kadar

Göksu hâlâ Buca’da. Hayaller biraz dağınık, hayat biraz zor. Ama içindeki sesi tamamen susturmuş değil. Belki de en önemli şey bu.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir