Trans Asu ile Kordon’da Gece 03.00’te Ne Oldu?
İzmir’de bazı geceler planlandığı gibi biter. Bir şeyler içilir, biraz yürünür, “Hadi artık eve gidelim” denir ve herkes kendi yoluna döner. Bazı geceler ise saat ilerledikçe garip bir şekilde uzar. Trans Asu ile Kordon’da geçirdiğimiz o gece tam olarak ikinci gruptaydı.
Aslında ortada anlatılacak büyük bir plan yoktu. Asu’yla buluştuğumuzda niyetimiz biraz oturup sohbet etmek, deniz kenarında yürümek ve gece fazla ilerlemeden ayrılmaktı. En azından saat 22.30 civarında söylediğimiz buydu.
Saat 03.00 olduğunda ise hâlâ Kordon’daydık.
Üstelik elimizde yarısı yenmiş bir gevrek, yanımızda nereden geldiğini anlamadığımız turuncu bir kedi ve Asu’nun yaklaşık on dakikadır cevaplamaya çalıştığı oldukça önemli bir soru vardı:
“İnsan gece üçte verdiği kararları sabah neden beğenmiyor?”
Bu sorunun cevabını bulamadık. Ama gecenin geri kalanı düşünüldüğünde, belki de bulmamamız daha iyi oldu.
Her Şey Normal Başlamıştı
Akşamın ilk saatlerinde Kordon her zamanki hareketliliğini taşıyordu. Yürüyenler, bir yerden başka bir yere yetişmeye çalışanlar, banklarda konuşan arkadaş grupları ve gecenin bitmesini pek istemiyor gibi görünen insanlar…
Asu geldiğinde daha oturmadan konuşmaya başladı.
“Bugün sakin bir gece istiyorum,” dedi.
Bu cümleyi kuran insanların gecelerinin genellikle sakin geçmediğine dair kişisel bir teorim var.
“Ne kadar sakin?” diye sordum.
“Çay içip eve dönecek kadar.”
Saat 03.00’te hâlâ dışarıda olduğumuzu düşünürsek bu planın daha ilk dakikalarda başarısız olduğunu söylemek mümkün.
Gece Yarısından Sonra Kordon Başka Bir Yere Dönüşüyor
Gece ilerledikçe kalabalığın karakteri değişmeye başladı. Akşam saatlerindeki telaş azaldı. İnsanların yürüme hızları bile sanki biraz düştü.
Asu bunu fark edip, “İzmir’de gece yarısından sonra kimsenin bir yere yetişme derdi kalmıyor galiba,” dedi.
Gerçekten de öyle görünüyordu.
- Banklarda uzun uzun konuşanlar vardı.
- Denizi seyredip tek kelime etmeyenler vardı.
- Eve dönmek üzere olup bir türlü dönemeyenler vardı.
- Telefonundan sürekli aynı kişiye mesaj yazıp silenler vardı.
- Bir de bizim gibi “son on dakika” diyerek yaklaşık iki saattir oturanlar vardı.
Asu’nun gece boyunca en çok kullandığı cümle zaten buydu:
“On dakika daha oturalım.”
Bu on dakikalar birleşti, gece üç oldu.
Saat 01.17: Asu’nun Telefonu Çaldı
Gecenin ilk tuhaflığı saat 01.17 civarında başladı. Asu’nun telefonu çaldı. Ekrana baktı, birkaç saniye düşündü ve telefonu tekrar masaya bıraktı.
“Açmayacak mısın?” dedim.
“Hayır.”
“Kim?”
“Geçmiş.”
İnsan böyle bir cevap alınca ister istemez susuyor.
Yaklaşık beş saniye sonra dayanamadım.
“Geçmişin telefon numarası mı var?”
Asu kahkahayı bastı.
“Var. Üstelik numarasını değiştirmiyor.”
Telefon ikinci kez çalmadı. Konu da orada kapandı. Fakat bu küçük olay gecenin sohbetini değiştirdi. Bir anda eski arkadaşlardan, yarım kalan ilişkilerden, yıllar önce alınmış kararlardan ve insanın zaman içinde nasıl değiştiğinden konuşmaya başladık.
“Bazen birini özlemiyorsun. Sadece onunla birlikte olduğun zamanki kendini özlüyorsun. İkisi çok farklı şey.”
Bu cümleden sonra yaklaşık bir dakika ikimiz de sustuk.
Sonra Asu önündeki çaya baktı:
“Bu arada bu buz olmuş.”
Gece tekrar normal seviyesine döndü.
Saat 02.06: Kordon’da Bir Kedi Bizi Sahiplendi
İzmir’de gece dışarıda oturuyorsanız bir noktada masanıza ya da yanınıza bir kedinin gelme ihtimali oldukça yüksek. Bizim misafirimiz turuncu, oldukça kilolu ve insanlara karşı gereğinden fazla özgüvenli bir kediydi.
Asu kediyi görünce hemen yanına çağırdı.
Kedi gelmedi.
Bir daha çağırdı.
Yine gelmedi.
Sonra ben elimdeki gevrekten minicik bir parça kopardım.
Kedi doğrudan yanıma geldi.
Asu bunu kişisel algıladı.
“Demek sevginin de ekonomik şartları varmış,” dedi.
Kedi yaklaşık yirmi dakika yanımızdan ayrılmadı. Hatta bir ara kalkmaya çalıştığımızda peşimizden gelmeye başladı.
Asu ciddi bir ifadeyle:
“Bunu eve götürebilir miyiz?” diye sordu.
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü kedi muhtemelen burada yaşıyor.”
Asu kedinin yüzüne baktı.
“Sen buralı mısın?”
Kedi cevap vermedi.
Buna rağmen Asu birkaç dakika daha ikna etmeye çalıştı.
Ve Saat Tam 03.00 Oldu
Telefon ekranına baktığımda saat 03.00’ü gösteriyordu.
“Asu.”
“Efendim?”
“Saat üç.”
“Eee?”
“Hani erken dönecektik?”
Bir süre düşündü.
“Erken göreceli bir kavram.”
İşte tam o sırada gece boyunca hatırlayacağımız küçük olay gerçekleşti.
Biraz ileride tek başına oturan yaşlıca bir adam ayağa kalktı. Elindeki küçük poşeti bankta unutup yürümeye başladı. Asu fark etti.
“Amca!” diye seslendi.
Adam duymadı.
Asu bu kez daha yüksek sesle bağırdı:
“Amca, poşet!”
Adam arkasını döndü. Banka baktı, sonra bize baktı ve geri geldi.
Poşeti aldıktan sonra gülümseyerek teşekkür etti.
Asu merakına yenildi.
“İçinde önemli bir şey mi vardı?” diye sordu.
Adam poşetin içine baktı.
“Boyoz var.”
Asu bana döndü.
“İşte gerçek İzmir dramı. Boyozu kaybediyordu.”
Adam bunu duydu ve gülmeye başladı.
Bir anda üç yabancı gece üçte Kordon’da boyoz üzerine konuşuyorduk.
Beş Dakikalık Sohbet Yarım Saate Dönüştü
Adamın adı Kemal’di. Uzun yıllardır İzmir’de yaşadığını söyledi. Nerede doğduğunu, kaç yıldır burada olduğunu ve gençliğinde geceleri nasıl eve döndüğünü anlatmaya başladı.
Asu da soru üstüne soru soruyordu.
“Eskiden Kordon nasıldı?”
“Gençken gece kaça kadar dışarıda kalırdınız?”
“İzmir çok değişti mi?”
Kemal Bey bir ara gülerek:
“Siz gazeteci misiniz?” diye sordu.
Asu hiç düşünmeden:
“Yok, meraklıyız,” dedi.
Sanırım gecenin en doğru açıklaması buydu.
Meraklıydık.
İnsanları, eski hikâyeleri ve hiç tanımadığımız birinin yıllar önce yaşadığı küçük bir anıyı dinlemeyi seviyorduk.
Asu’ya Göre İzmir Gecelerinin Garip Tarafı
Kemal Bey ayrıldıktan sonra yürümeye başladık. Sokaklar birkaç saat öncesine göre çok daha sessizdi.
Asu bir anda:
“İzmir gecelerinin sevdiğim tarafını biliyor musun?” dedi.
“Nedir?”
“Plan yapıyorsun ama şehir plana uymuyor.”
Biraz düşündüm.
Haklıydı.
Akşamın başında sadece bir çay içecektik. Sonra saatlerce konuştuk, bir kedi tarafından takip edildik, geçmişten gelen bir telefonu açmamaya karar verdik ve hiç tanımadığımız bir adamın boyozunu unutmasını engelledik.
Bunların hiçbiri planın içinde yoktu.
Gece 03.27: “Artık Gerçekten Gidiyoruz”
Bu cümleyi gece boyunca birkaç defa söylemiştik fakat bu kez ciddiydik.
En azından ben ciddiydim.
Asu son kez denize doğru baktı.
“Bir çay daha mı?” dedi.
“Hayır.”
“Kahve?”
“Hayır.”
“Çorba?”
Bir an durdum.
Asu bunu fark etti.
“Bak, çorbada düşündün.”
Haklıydı.
Fakat bu tuzağa düşmedim.
“Eve gidiyoruz.”
Asu güldü.
“Tamam. Ama bunu yazarsan çorba kısmını çıkar.”
Çıkarmadım.
- Soğumuş iki bardak çay,
- yarım gevrek,
- cevaplanmayan bir telefon,
- turuncu ve fazlasıyla özgüvenli bir kedi,
- unutulmaktan son anda kurtulan bir poşet boyoz,
- ve “10 dakika daha” diyerek geçirilen birkaç saat.
Peki Kordon’da Gece 03.00’te Gerçekte Ne Oldu?
Aslında büyük bir şey olmadı.
Belki de hikâyenin güzel tarafı tam olarak buydu.
Bazen akılda kalan geceler büyük olayların yaşandığı geceler olmuyor. Normalde yanından geçip gideceğiniz insanlarla birkaç dakika konuşuyorsunuz, saçma bir şeye dakikalarca gülüyorsunuz veya yıllardır düşündüğünüz bir mesele hiç beklemediğiniz anda sohbetin ortasına düşüyor.
Trans Asu ile Kordon’da geçirdiğimiz gecede de durum bundan ibaretti.
Ne büyük bir macera vardı ne de önceden hazırlanmış bir program.
Sadece İzmir, Kordon, gece üç ve eve gitmek konusunda pek başarılı olmayan iki insan vardı.
Asu ayrılırken son kez dönüp, “Bir dahaki sefere gerçekten erken gideriz,” dedi.
İkimiz de bunun doğru olmadığını biliyorduk.
Bir Sonraki Geceye Kalan Soru
Eve dönerken aklımda Asu’nun gecenin başında söylediği cümle kaldı: İnsan gece üçte verdiği kararları sabah neden beğenmiyor?
Cevabını hâlâ bilmiyorum.
Ama İzmir’de bazı hikâyelerin cevabını bulmak da gerekmiyor. Bazen bir geceyi güzel yapan şey; nerede başladığını bilip, nasıl saat 03.00’e geldiğinizi tam olarak açıklayamamak.
Asu’ya sorarsanız bütün suç Kordon’un.
Turuncu kediye sorarsanız muhtemelen gevreğin.
Bana sorarsanız?
“On dakika daha oturalım” cümlesinin.
Trans Asu ile Kordon’da Gece 03.00: Uykusuz Bir İzmir Söyleşisi
Saat gece 03.00. Kordon birkaç saat öncesine göre daha sessiz. Gün içinde yanından hızlıca geçip gittiğimiz ayrıntılar bu saatlerde daha fazla göze çarpıyor. Birkaç kişi denize karşı oturuyor, uzaktan konuşmalar geliyor. Bizim tarafta ise masada soğumaya başlayan iki çay var.
Karşımda Trans Asu oturuyor. Baştan söyleyelim; bu planlanmış, soruları önceden hazırlanmış ciddi bir röportaj değil. Hatta söyleşi yapmaya karar verdiğimizde saatin kaç olduğunu bile bilmiyorduk.
Telefon ekranına baktım.
03.02.
“Madem hâlâ buradayız, sana birkaç soru soracağım,” dedim.
Asu güldü.
“Gece üçte sorulan soruların sorumluluğunu kabul etmiyorum.”
Böylece söyleşi başladı.
Bu söyleşide büyük laflar etmek yerine İzmir’i, insanları, yalnızlığı, sosyal medyayı, gece hayatını ve Asu’nun bir türlü vazgeçemediği gece çayını konuştuk.
“İzmir’i Tek Kelimeyle Anlat Desem?”
— İzmir’i tek kelimeyle anlatabilir misin?
Asu: Tek kelime çok az. Üç kelime hakkım olsun.
— Olmaz. Bir kelime.
Asu: Rahat.
— Neden?
Asu: Çünkü burada bazen kimse kimseyle ilgilenmiyor gibi geliyor. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Herkes kendi halinde. Özellikle Kordon’da oturduğunda bunu daha çok hissediyorsun. Yan tarafta biri arkadaşlarıyla kahkaha atıyor, birkaç metre ileride biri tek başına denize bakıyor. Herkesin başka bir hikâyesi var.
— Peki iki kelime hakkın olsaydı?
Asu: Rahat ve acıktıran.
— İkinci kelime nereden çıktı?
Asu: Saat üç olmuş, açım çünkü.
Söyleşinin ciddi bölümü yaklaşık kırk saniye sürdü.
“Gece İnsanlar Daha mı Samimi?”
— Sence insanlar gece daha mı rahat konuşuyor?
Asu: Kesinlikle. Gündüz birine “Hayatta mutlu musun?” diye sorsan senden uzaklaşabilir. Gece üçte sorunca oturup yarım saat anlatabilir.
— Bunun sebebi ne?
Asu: Bilmiyorum. Belki yoruluyoruz. İnsan yorulunca bazı filtreleri kapanıyor.
— Senin filtrelerin kapandı mı şu anda?
Asu: Benimkiler saat on ikide kapanıyor zaten.
Gülüyor.
Bir süre konuşmayı bırakıp etrafı seyrediyoruz. Gece ilerledikçe Kordon’un temposu düşüyor ama tamamen durmuyor.
“Bence bazı sohbetlerin saati vardır. Aynı soruyu öğleden sonra sorsan başka, gece üçte sorsan bambaşka cevap alırsın.”
Asu’ya Göre İyi Bir Gece Nasıl Olmalı?
— Senin için güzel bir gece nasıl olur?
Asu: Çok kalabalık olmayacak. Yanımdaki insan sürekli telefonuna bakmayacak. Bir yere yetişmeyeceğiz. En önemlisi de “Şimdi ne yapacağız?” sorusu sorulmayacak.
— Plansız yani?
Asu: Evet. Fazla plan yapınca eğlenmek bile görev gibi oluyor.
— Mekân önemli mi?
Asu: Eskiden önemli olduğunu düşünüyordum. Şimdi yanındaki insanın daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çok güzel bir yerde sıkılabilirsin. Plastik sandalyede oturup hayatının en güzel sohbetini de yapabilirsin.
— Plastik sandalye özellikle mi?
Asu: Plastik sandalye küçümsenmemeli.
“İnsanların Seni İlk Gördüğünde Yanlış Anladığı Bir Şey Var mı?”
Konuşmanın biraz daha kişisel tarafına geçiyoruz.
— İnsanların seni ilk tanıdığında yanlış anladığı bir özelliğin var mı?
Asu: Çok var. Dışarıdan çok sosyal olduğumu düşünüyorlar.
— Değil misin?
Asu: Sosyalim ama sürekli değil. Bazen iki gün kimseyle konuşmak istemiyorum. İnsanlar enerjik birini görünce onun hep öyle olduğunu düşünüyor.
— Sosyal medya bunda etkili mi?
Asu: Çok. İnsanlar senin hayatının küçük bir bölümünü görüyor. Sonra geri kalanını kendileri tamamlıyor.
— Nasıl yani?
Asu: Mesela bir fotoğraf koyuyorsun. Güzel görünüyorsun, gülüyorsun. O fotoğraf belki günün yalnızca otuz saniyesi. Ama gören kişi bütün gününün öyle geçtiğini düşünüyor.
“İnternette gördüğümüz insanları birkaç fotoğraf ve birkaç cümleden ibaret sanıyoruz. Oysa ekran kapandığında herkesin normal bir hayatı var.”
Trans Bir Kadın Olarak İzmir’de Günlük Hayat
— Trans bir kadın olarak günlük hayatta seni en fazla ne yoruyor?
Asu: Bazen insanların seni tanımadan senin hakkında bir fikir oluşturması. Aslında bu sadece trans kadınların yaşadığı bir şey değil ama bizde biraz daha görünür olabiliyor.
— Nasıl davranıyorsun böyle durumlarda?
Asu: Eskiden herkese kendimi anlatmaya çalışırdım. Artık yapmıyorum.
— Neden?
Asu: Çünkü insanın enerjisi sınırlı. Her yanlış fikri düzeltmeye çalışırsan kendine zaman kalmıyor.
— Hiç mi önemsemiyorsun?
Asu: Önemsiyorum tabii. Ama kimin fikrini önemseyeceğimi seçiyorum artık.
Bu cevaptan sonra birkaç saniyelik sessizlik oluyor.
Sonra Asu masadaki bardağı kaldırıyor.
“Bu çay gerçekten içilecek durumda değil.”
Yine ciddi konudan çıkıyoruz.
İzmir’de En Sevdiği Saat
— İzmir’de günün en sevdiğin saati?
Asu: Yazın akşamüstü olabilir.
— Şu an gece üç. Gece demeni bekliyordum.
Asu: Gece üç romantik geliyor ama ertesi sabah romantizmi kalmıyor.
— Sabah erken kalkman gerekirse?
Asu: O zaman şu anda yaptığımız şey tamamen yanlış.
— Eve gidelim mi?
Asu: Söyleşi bitmedi.
İnsan bazen kendi kurduğu tuzağa böyle düşüyor.
Aşk Konusunu Açmadan Olmazdı
— Aşk konusunda mantıklı biri misin?
Asu: Hayır.
Cevap o kadar hızlı geliyor ki ikinci kez sorma ihtiyacı hissediyorum.
— Hiç düşünmedin?
Asu: Düşünürsem cevabım değişebilir diye korktum.
— Bir insanda ilk dikkat ettiğin şey?
Asu: Konuşması.
— Görünüş değil mi?
Asu: Görünüş dikkatini çeker. Konuşma orada kalıp kalmayacağını belirler.
— Çok klişe cevap.
Asu: Doğru cevapların bazen klişe olması benim problemim değil.
— Kıskanç mısın?
Asu: Bir sonraki soru.
— Bu evet demek.
Asu: Bir sonraki soru dedim.
Sosyal Medyada Tanışmak mı, Gerçek Hayatta Tanışmak mı?
— İnsanlarla internetten tanışmak hakkında ne düşünüyorsun?
Asu: Artık hayatın normal bir parçası. Ama yazışmakla gerçekten tanışmak aynı şey değil.
— Neden?
Asu: Mesajlarda insanın ses tonu yok, mimikleri yok. Bazen kafanda başka bir karakter oluşturuyorsun. Yüz yüze geldiğinde bambaşka biri çıkabiliyor.
— İyi anlamda da olabilir.
Asu: Tabii. Bazen mesajlarda çok soğuk biri gerçekte çok eğlenceli çıkıyor. Bazen de tam tersi.
— İlk buluşmada kırmızı çizgin?
Asu: Sürekli telefonla ilgilenmek.
— Başka?
Asu: Garsona kötü davranmak.
— Neden özellikle bu?
Asu: Çünkü insanın kendisinden bir şey beklemediği kişilere nasıl davrandığı karakteri hakkında çok şey söylüyor.
Gece 03.36 ve Hızlı Sorular
Saat ilerlediği için söyleşinin son bölümünü hızlı sorulara ayırıyoruz.
— Çay mı kahve mi?
Asu: Kahve. Ama şu saatte çay.
— Alsancak mı Karşıyaka mı?
Asu: Beni zor durumda bırakma.
— Kordon’da yürümek mi oturmak mı?
Asu: Önce yürümek, sonra uzun süre oturmak.
— Yaz mı kış mı?
Asu: Yaz ama 35 derece olmayan yaz.
— Mesaj mı telefon görüşmesi mi?
Asu: Mesaj.
— Gece mi gündüz mü?
Asu: Gece.
— Aşk mı para mı?
Asu: Bu soruyu kim hazırladı?
— Ben.
Asu: Belli.
— Cevap?
Asu: Huzur.
— Seçeneklerde yok.
Asu: Ben ekledim.
“Bugünkü Aklınla 20 Yaşındaki Asu’ya Ne Söylerdin?”
Son soruya geliyoruz.
— Bugünkü aklınla 20 yaşındaki halinin karşısına çıksan ona ne söylerdin?
Bu kez hemen cevap vermiyor.
Denize doğru bakıyor.
“Her şeyi bu kadar ciddiye alma,” diyor sonunda.
— Başka?
Asu: İnsanların senin hakkında düşündüğü şeyleri değiştirmek için bu kadar uğraşma. Zaman geçince çoğunun zaten hiçbir önemi olmadığını anlıyorsun.
— Başka?
Gülüyor.
Asu: Gece üçten sonra kahve içme.
— Bunu 20 yaşındaki Asu dinler miydi?
Asu: Kesinlikle hayır.
Kordon’da Başlayan Söyleşinin Sonu
Saat 03.40’ı geçtiğinde artık gerçekten kalkıyoruz. Başlangıçta birkaç soru sorup bitirmeyi düşündüğümüz sohbet neredeyse kırk dakikaya yayılmış durumda.
Belki gece sohbetlerini farklı yapan şey de bu. İnsan bazen söylemek istediği cümleyi gündüz bulamıyor. Gürültü azalınca düşünceler biraz daha belirgin hale geliyor.
Asu çantasını alıyor ve son kez masaya bakıyor.
“Bir şeyi unuttuk mu?”
“Hayır.”
Üç adım atıyoruz.
Asu geri dönüyor.
Telefonunu masada unutmuş.
Telefonu alıp yanıma geliyor.
“Bunu yazmayacaksın değil mi?”
“Tabii ki yazacağım.”
Asu: “O zaman en azından gece üç olduğu için unuttuğumu yaz.”
Yazdım.
Böylece Trans Asu ile Kordon’da başlayan gece sohbeti de bitti. Büyük cevaplar bulamadık. Zaten aradığımız şey de pek o değildi. Biraz İzmir’i, biraz ilişkileri, biraz internet dünyasını, biraz geçmişi ve bolca günlük hayatı konuştuk.
Geceden geriye ise birkaç soru, soğumuş bir çay ve Asu’nun son cümlesi kaldı:
“Bir dahaki söyleşiyi öğleden sonra yapalım.”
Bunu söylerken kendisi de pek inanmış görünmüyordu.