Travesti Peri’nin Çeşme’de Denize Bıraktığı Küçük Şişenin Hikâyesi

Travesti Peri’nin Çeşme’de Denize Bıraktığı Küçük Şişenin Hikâyesi

Peri’nin o gün Çeşme’ye gitmek gibi bir planı yoktu.

Sabah İzmir’deki evinden çıktığında aklında yapılacak birkaç sıradan iş vardı. Kahve almak, uzun süredir ertelediği bir alışverişi tamamlamak ve akşama doğru eve dönmek… Telefonunun ekranına bakarken arkadaşından gelen tek cümlelik mesaj bütün programını değiştirdi.

“Çeşme’ye gidiyoruz, hazırlan.”

Normalde böyle ani planları sevmezdi. Gideceği yeri, ne giyeceğini, ne zaman döneceğini önceden bilmek isterdi. Fakat o sabah nedense itiraz etmedi.

Bazen insanın birkaç saatliğine kendi düzeninden çıkması gerekiyor.

Peri de çantasına birkaç parça eşya koydu ve yola çıktı.

O sırada henüz bilmiyordu ama eve dönerken yanında getirmediği küçücük bir cam şişe, aylar sonra yeniden karşısına çıkacaktı.

İzmir’den Çeşme’ye Plansız Bir Yolculuk

Yol boyunca arabada müzik çalıyordu. İlk yarım saat herkes konuştu. Sonra sohbet yavaşladı. Peri camdan dışarı bakmaya başladı.

İzmir’in kalabalığından uzaklaştıkça manzara değişiyordu.

Peri şehirde yaşamayı seviyordu. İnsanların arasında kaybolabilmek ona garip bir özgürlük hissi veriyordu. Fakat zaman zaman sessizliği de özlüyordu.

Öğleden sonra Çeşme’ye vardıklarında hava beklediklerinden daha sakindi. Yazın en yoğun günlerinden biri değildi. Bu yüzden sokaklarda rahatça yürüyebiliyorlardı.

Bir kafeye oturdular.

Kahveler söylendi, telefonlar masanın üzerine bırakıldı ve klasik sohbet başladı. Kim kiminle görüşüyor, kim ortadan kayboldu, geçen haftaki tartışmada aslında kim haklıydı…

Peri konuşulanları dinliyordu ama zihni başka yerdeydi.

Antikacıdaki Küçük Şişe

Kafeden çıktıktan sonra ara sokaklarda dolaşmaya başladılar.

Peri’nin dikkatini küçük bir dükkân çekti.

Vitrininde eski tabaklar, birkaç analog fotoğraf makinesi, sararmış kartpostallar ve ne işe yaradığı anlaşılmayan onlarca küçük eşya vardı.

İçeri girdi.

Arkadaşları kapının önünde beklemeyi tercih etti.

Dükkânın bir köşesinde cam şişeler duruyordu. Bazıları mavi, bazıları yeşildi. Aralarında avuç içine sığabilecek kadar küçük, mantar kapaklı şeffaf bir şişe vardı.

Peri onu eline aldı.

Hiçbir özelliği yoktu.

Üzerinde yazı yoktu. Deseni yoktu. Değerli bir eşya olduğu da söylenemezdi.

Ama hoşuna gitti.

Dükkân sahibine fiyatını sordu.

Adam gülümsedi.

“Onu al. Para istemiyorum.” dedi.

Peri önce şaka yaptığını düşündü.

Adam şişeyi işaret ederek devam etti:

“Belki içine söyleyemediğin bir şey koyarsın.”

Peri bu cümleye güldü.

Şişeyi çantasına attı ve dükkândan çıktı.

Söylenemeyen Bir Cümle

Akşama doğru deniz kenarına indiler.

Güneş yavaş yavaş alçalıyordu. Gün içinde parlak görünen deniz artık turuncu ve koyu mavi arasında sürekli renk değiştiriyordu.

Arkadaşları fotoğraf çekmekle uğraşırken Peri biraz uzağa yürüdü.

Çantasından küçük şişeyi çıkardı.

Dükkân sahibinin söylediği cümleyi hatırladı.

“Belki içine söyleyemediğin bir şey koyarsın.”

Peri’nin gerçekten de söyleyemediği bir şey vardı.

Aylar önce hayatından çıkan birine söylemek istediği tek bir cümle.

Ne uzun bir mektuptu ne de büyük bir itiraf.

Telefonunun notlar bölümüne birkaç kez yazmış, sonra silmişti. Mesaj olarak göndermeyi düşünmüş ama hiçbir zaman gönder tuşuna basmamıştı.

Çantasından küçük not defterini çıkardı.

Bir sayfanın köşesini kopardı.

Uzun süre boş kâğıda baktı.

Sonra yalnızca şunu yazdı:

“Umarım sonunda aradığın hayatı bulmuşsundur.”

Kâğıdı katladı.

Şişenin içine koydu.

Mantarını kapattı.

Şişeyi Gerçekten Denize Atacak mıydı?

Peri bir süre elindeki şişeye baktı.

Filmlerde romantik görünen şeyler gerçek hayatta yapıldığında bazen biraz saçma gelebiliyor.

Kendi kendine güldü.

“Ben ne yapıyorum?” dedi.

Şişeyi yeniden çantasına koymaya karar verdi.

Tam o sırada arkadaşı uzaktan seslendi:

“Hadi, güneş gidiyor!”

Peri bir an durdu.

Sonra şişeyi tekrar eline aldı.

Denize doğru birkaç adım attı.

Ve bıraktı.

Şişe önce kıyıya yakın bir noktaya düştü. Küçük bir dalga onu tekrar Peri’ye doğru getirdi.

Peri kahkaha attı.

Sanki deniz bile “emin misin?” diye soruyordu.

Bu kez biraz daha ileri bıraktı.

Şişe birkaç saniye suyun üzerinde sallandı.

Sonra yavaşça uzaklaşmaya başladı.

Peri arkasını döndü.

Bir daha bakmadı.

İzmir’e Döndüğünde Hikâye Bitmişti

O gece İzmir’e dönerken şişeyi neredeyse tamamen unutmuştu.

Aslında yapmak istediği de buydu.

Kâğıda yazdığı cümlenin bir yere ulaşmasını beklemiyordu. Kimsenin bulmasını da istemiyordu.

Onun için mesele mesaj göndermek değildi.

Bazen söyleyemediğin bir şeyi yazıp kendinden uzaklaştırmak yeterli oluyor.

Sonraki haftalarda günlük hayat devam etti.

Peri arkadaşlarıyla görüştü, çalıştı, İzmir’in farklı yerlerinde dolaştı. Alsancak’ta kahve içti, Karşıyaka’ya geçti, bazı akşamlar Kordon’da yürüdü.

Çeşme’deki o küçük olay giderek sıradan bir yaz anısına dönüştü.

Ta ki yaklaşık üç ay sonra telefonuna gelen mesaja kadar.

Üç Ay Sonra Gelen Fotoğraf

Mesaj üniversiteden eski bir arkadaşından gelmişti.

Uzun zamandır düzenli konuşmuyorlardı.

Arkadaşı önce hiçbir açıklama yapmadan bir fotoğraf gönderdi.

Peri fotoğrafı açtı.

Bir masa üzerinde küçük, şeffaf bir cam şişe duruyordu.

Yanında katlanmış bir kâğıt vardı.

Peri’nin kalbi hızlandı.

Hemen cevap yazdı:

“Bu ne?”

Arkadaşı birkaç dakika sonra yanıt verdi.

“Bunu sen mi yaptın?”

Peri ekrana bakakaldı.

Nasıl olduğunu anlamıyordu.

Arkadaşı hafta sonu kıyıda yürürken bir tanıdığının şişeyi bulduğunu söyledi. Kâğıttaki el yazısını görünce Peri’nin yazısına benzediğini düşünmüş ve fotoğrafını çekmişti.

Peri önce inanmadı.

Fotoğrafı büyüttü.

Şişe aynı şişeydi.

Daha da önemlisi kâğıtta kendi yazdığı cümle duruyordu.

Peri Şişeyi Geri İstemedi

Arkadaşı şişeyi ona ulaştırabileceklerini söyledi.

Peri istemedi.

“Bırakın sizde kalsın.” diye cevap verdi.

Çünkü o şişenin geri dönmesini hiçbir zaman istememişti.

Denize bıraktığı şey camdan yapılmış küçük bir eşya değildi aslında. Aylarca içinde taşıdığı, söyleyemediği ve artık taşımak istemediği bir cümleydi.

Şişenin tesadüfen tanıdığı insanların eline ulaşması ise hikâyenin tuhaf tarafıydı.

Arkadaşı daha sonra şaka yaptı:

“Evren mesajını iade etmiş.”

Peri buna çok güldü.

Ama içinden başka bir şey düşündü.

Belki bazı mesajların belirli bir kişiye ulaşması gerekmiyordu.

Çeşme’ye Tekrar Gittiğinde

Aradan aylar geçti.

Peri bir kez daha Çeşme’ye gitti.

Bu sefer yolculuk plansız değildi.

Hava ilk gittiği güne göre daha serindi. Yaz kalabalığı azalmış, sokaklar sakinleşmişti.

Merak edip küçük antikacının bulunduğu sokağa yürüdü.

Dükkân hâlâ oradaydı.

İçeri girdiğinde aynı adamı göreceğini düşünüyordu.

Fakat tezgâhın arkasında başka biri vardı.

Peri küçük cam şişelerden sordu.

Adam raflardan birini gösterdi.

Benzerlerinden birkaç tane vardı.

Peri birini eline aldı.

Sonra yerine bıraktı.

Bu kez ihtiyacı yoktu.

İzmir’in İçinde Biriken Küçük Hikâyeler

İzmir’in farklı ilçelerinde yaşayan herkesin şehirle kurduğu ilişki başka. Kimi için İzmir kalabalık bir iş günü demek, kimi için Karşıyaka vapuru, kimi için Kordon’da uzun bir yürüyüş. Çeşme ise çoğu kişinin zihninde yaz, deniz ve tatille yan yana duruyor.

Fakat şehirleri hatırlatan şeyler her zaman büyük olaylar olmuyor.

Bazen bir koku.

Bazen eski bir dükkân.

Bazen de avuç içine sığan küçük bir cam şişe.

İzmir’de yaşayan travesti bireylerin de herkes gibi kendi günlük rutinleri, arkadaşlıkları, tesadüfleri ve yıllar sonra anlatacakları küçük şehir hikâyeleri var. Peri’nin Çeşme’deki günü de bunlardan yalnızca biriydi.

O gün yaşanan hiçbir şey hayatını kökten değiştirmedi.

Ama ona uzun zamandır yapamadığı küçük bir şeyi yaptırdı:

Geçmişte kalan bir cümleyi sonunda bıraktı.

Denize Bırakılan Şey Bazen Bir Şişe Değildir

Peri bugün o günü anlattığında hikâyenin romantik kısmından çok, ilk denemesinde dalganın şişeyi tekrar ayağının dibine getirmesine gülüyor.

Belki de hikâyenin en gerçek tarafı tam olarak buydu.

İnsan bazen geçmişinden bir şeyi bırakmaya karar veriyor ama geçmiş küçük bir dalgayla tekrar önüne geliyor.

Sonra bir kez daha deniyorsun.

Bu sefer biraz daha uzağa bırakıyorsun.

Ve yürümeye devam ediyorsun.

Peri’nin Çeşme’de denize bıraktığı küçük şişenin hikâyesi de böyle bitti.

Ya da üç ay sonra yeniden ortaya çıktığı düşünülürse, belki de tam olarak hiç bitmedi.

Travesti Peri ile Söyleşi: Çeşme’de Denize Bıraktığı O Küçük Şişe

Peri’yle konuşmaya başladığımızda konu aslında Çeşme değildi. İzmir’de yaşamaktan, yaz kalabalığından, bazen telefona hiç bakmadan geçirilen günlerden konuşuyorduk. Sonra laf arasında “Ben bir kere Çeşme’de denize şişe attım” dedi.

Doğal olarak orada durduk.

Nasıl yani?

Bir şişenin içine not koyup gerçekten denize mi bıraktın?

“Evet ama anlatınca çok romantik bir şeymiş gibi geliyor. O kadar romantik değildi,” diyerek güldü.

Sonrası zaten kendiliğinden geldi.

“Çeşme’ye özellikle bunun için gitmedim”

— Baştan başlayalım. O gün neden Çeşme’deydin?

Peri: Hiçbir özel sebebi yok. Hatta sabah kalktığımda Çeşme’ye gideceğimi bilmiyordum. Bir arkadaşım aradı. Daha doğrusu mesaj attı, “gidiyoruz” dedi. Ben de önce yok falan dedim. Sonra evde oturup ne yapacağım diye düşünüp hazırlandım.

— İzmir’den günübirlik mi gittiniz?

Peri: Aynen. Zaten yakın sayılır. Ben plansız şeyleri normalde çok sevmem. Önceden bileyim isterim. Ama o gün iyi ki gitmişim diyorum.

— Şişe yanında mıydı?

Peri: Yok ya. Ben evden cebimde şişeyle çıkmadım. (Gülüyor.) Orada buldum.

— Nerede?

Peri: Küçük bir dükkân vardı. Antikacı desem tam antikacı değil. Eski eşyalar, kartpostallar, tabaklar… Böyle insanın girip bakası geliyor ama aslında hiçbir şeye ihtiyacın yok.

Ben zaten öyle yerlere girerim. Arkadaşlarım dışarıda kaldı. İçeride gezerken küçücük bir cam şişe gördüm. Mantar kapağı vardı. Elime aldım.

— Satın aldın?

Peri: Hayır. En garip tarafı da o. Fiyatını sordum, adam “al onu” dedi.

Ben de “ne kadar?” dedim.

“Para istemiyorum” dedi.

Şimdi düşününce belki adam kurtulmak istiyordu şişeden. Biz olayı sonradan romantikleştirdik. (Gülüyor.)

“Adamın söylediği bir laf aklımda kaldı”

— Peki içine not koyma fikri nereden çıktı?

Peri: Dükkândaki adamdan.

Şişeyi verirken “İçine söyleyemediğin bir şey koyarsın” gibi bir şey söyledi. Tam cümleyi bugün hatırlamıyorum. Ama buna yakın bir şeydi.

Ben de “tamam” deyip çantaya attım.

Normalde böyle lafları çok ciddiye almam.

— Ama o gün almışsın.

Peri: Akşam alınca aldım işte.

— Neden?

Peri: Çünkü gerçekten söylemediğim bir şey vardı.

— Birine mi?

Peri: Evet.

— Eski sevgili?

Peri: Buna cevap vermeyeyim. (Gülüyor.) Ama geçmişten biri diyelim.

— Hâlâ görüşüyor muydunuz?

Peri: Hayır. Zaten mesele oydu. Bazen biriyle konuşmanız bitiyor ama kafanızdaki konuşma bitmiyor ya… Öyle bir şey.

“Uzun uzun yazmadım, tek cümleydi”

— Ne yazdın?

Peri: Bunu söyleyebilirim. “Umarım sonunda aradığın hayatı bulmuşsundur.” yazdım.

— Biraz sitemli gibi.

Peri: Herkes öyle diyor. Ben yazarken sitem olsun diye yazmadım.

Gerçekten öyle düşünüyordum.

Tabii içinde biraz kırgınlık vardır. İnsan robot değil sonuçta.

— Mesaj olarak göndermeyi düşünmedin mi?

Peri: Çok düşündüm.

Hatta benzerini telefona yazdım birkaç defa. Göndermedim.

Çünkü ne değişecek?

Bazen mesaj atıyorsun, sonra cevap bekliyorsun. Cevap geliyor, bu kez başka bir şey düşünüyorsun. Gelmiyor, daha kötü.

Ben artık cevap beklemek istemiyordum.

— Şişeye koyunca cevap gelmeyeceğini biliyorsun.

Peri: Aynen. En güzel tarafı oydu zaten.

“İlk attığımda deniz geri getirdi”

— Sonra direkt denize mi attın?

Peri: Burada çok komik bir bölüm var.

Kâğıdı koydum. Kapağını kapattım. Denizin kenarına gittim.

Bir an kendimi dışarıdan gördüm.

Dedim ki, “Peri sen ne yapıyorsun Allah aşkına?”

Çünkü gerçekten film sahnesi gibi.

— Vazgeçtin mi?

Peri: Az daha.

Sonra “aldık şişeyi, yazdık kâğıdı, buraya kadar geldik” deyip suya bıraktım.

Şişe gitti.

Üç saniye sonra dalga geldi, şişeyi tekrar ayağımın önüne bıraktı.

— Ciddi misin?

Peri: Vallahi. Ben orada koptum zaten. Arkadaşım uzaktan bana bakıyor, ne yaptığımdan haberi yok.

Şişe ayağımın dibinde.

“Tamam, evren istemiyor herhalde” dedim.

— Sonra?

Peri: Bir daha bıraktım. Bu kez biraz daha açığa doğru gitti.

Sonra da arkamı dönüp yürüdüm.

“Ertesi gün aklıma bile gelmedi”

— O gece nasıl hissettin? Rahatladın mı gerçekten?

Peri: İnsan böyle şeylerden sonra “üzerimden büyük yük kalktı” falan demek istiyor ama yok.

Arabaya bindik. Acıktık. Bir yerde bir şey yedik. İzmir’e döndük.

Hayat devam etti yani.

Ama sonra fark ettim ki o kişiye mesaj atmayı düşünmeyi bırakmışım.

Belki şişeden değildir. Belki zaten zamanı gelmişti.

— Şişenin nereye gittiğini merak etmedin mi?

Peri: İlk birkaç dakika ettim.

Sonra hiç.

Zaten gerçekten bir yere ulaşacağını düşünmedim.

Muhtemelen kıyıya vurur diye düşündüm.

“Üç ay sonra telefonuma fotoğraf geldi”

— Ama hikâye burada bitmiyor.

Peri: Bitse zaten sana anlatmazdım herhalde. (Gülüyor.)

Yaklaşık üç ay geçti.

Bir gün üniversiteden eski bir arkadaşım bana fotoğraf gönderdi.

Hiç “merhaba” falan yok.

Direkt fotoğraf.

Masada küçük bir cam şişe.

— Senin şişe?

Peri: İlk baktığımda anlamadım. Sonra içindeki kâğıdı görünce bir tuhaf oldum.

“Bu ne?” yazdım.

O da bana “Bunu sen mi yazdın?” dedi.

— Seni nasıl bulmuş?

Peri: İşte tesadüf kısmı orası.

Şişeyi doğrudan arkadaşım bulmamış. Tanıdığı biri kıyıda görmüş. Bir şekilde fotoğrafı ona gitmiş. O da el yazısını görünce benimkine benzetmiş.

Şimdi detayları anlatınca hâlâ çok saçma geliyor.

— Gerçekten aynı şişe olduğundan emin misin?

Peri: Kâğıtta benim cümlem yazıyor. El yazısı benim. Daha ne kadar emin olayım? (Gülüyor.)

“Geri gönderelim dediler, istemedim”

— Şişeyi sana geri vermek istemediler mi?

Peri: İstediler.

Ben “sakın” dedim.

— Neden?

Peri: Çünkü ben onu geri almak için bırakmadım ki.

Bence hikâyenin bütün anlamı bozulurdu.

Bir şeyi bırakıyorsun, üç ay sonra kargoyla evine geliyor. Çok kötü. (Gülüyor.)

— Şimdi nerede?

Peri: Hiç bilmiyorum.

Gerçekten bilmiyorum.

Belki çöpe attılar. Belki biri aldı. Belki hâlâ birinin evindedir.

Hiç merak etmiyorum desem yalan olur ama öğrenmek de istemiyorum.

“İzmir’de en sevdiğim şey biraz da bu”

— Çeşme’ye gidince o günü hatırlıyor musun?

Peri: Tabii.

Ama artık o kişiyi değil, şişenin geri gelmesini hatırlıyorum.

İzmir’in sevdiğim tarafı biraz böyle zaten. Bir yerde bir anın kalıyor.

Alsancak’ta yürürken başka bir şeyi hatırlıyorsun, Karşıyaka’ya geçerken başka bir şeyi. Çeşme desen benim aklıma artık direkt o şişe geliyor.

— İzmir’de yaşamayı seviyor musun?

Peri: Seviyorum.

Bazen çok seviyorum, bazen “yeter artık” diyorum.

Her şehirle ilişkin öyle değil mi zaten?

Travesti olunca da şehirle ilişkin biraz farklı oluyor tabii. Kendini rahat hissettiğin yerler var, daha dikkatli olduğun yerler var. İnsanları okuyorsun. Bakışı bile okuyorsun bazen.

Ama burası benim hayatımın geçtiği şehir.

O yüzden sadece kötü ya da sadece güzel diye anlatamam.

“Bugün olsa yine yapar mısın?”

— Son soru. Bugün yine aynı dükkâna girsen ve adam sana bir şişe verse, denize bırakır mısın?

Peri: Yok.

— Çok net cevap verdin.

Peri: Çünkü denize cam şişe atılmaz. O zaman hiç düşünmemişim. Şimdi olsa yapmam.

— Peki not?

Peri: Not yazarım.

— Ne yaparsın?

Peri: Belki cebimde taşırım. Belki yırtarım. Belki eve götürüp çekmeceye koyarım.

Her şeyi bir yere göndermek gerekmiyor.

— O kişiye bugün aynı cümleyi söyler miydin?

Peri burada birkaç saniye sustu.

Sonra omuzlarını kaldırıp gülümsedi.

Peri: Yok. Artık ona söyleyecek bir şeyim yok.

— Bu daha iyi bir son oldu galiba.

Peri: Kesinlikle.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir