Bazı insanlar vardır; onlarda bir şeyler sonradan öğrenilmez, eklenmez. Sanki en baştan yoğrulmuştur. Trans Pınar’ı tanıyanlar, onun için “mayasında aşk var” derken aslında tam da bunu anlatır. Sevme biçimi aceleci değildir. Hissetme şekli yüzeyde kalmaz. Şehveti bile bağırmaz; daha çok içten içe yayılır.
Pınar için aşk, romantik bir masal değil. Günlük hayatın içinde, küçük anlarda saklıdır. Bir çayın buharında, bir cümlenin yarım kalışında, bir bakışın uzamasında… O yüzden onun yanında zaman bazen yavaşlar, bazen de anlamını kaybeder. Çünkü mesele süre değil, yoğunluktur.
Şehvet Bir Gösteri Değil, Bir Hâl
Pınar’da şehvet; sergilenen bir iddia ya da zorlanan bir rol değildir. Kendini olduğu gibi kabul etmiş olmanın verdiği doğal bir akıştır. Yürürken, konuşurken, susarken… Her hâlinde bir bütünlük vardır. Belki de en çekici tarafı budur: Çaba göstermemesi.
Trans kimliği, Pınar’ın hayatında önemli bir yer tutar ama onu tek başına tanımlamaz. Yaşadıkları, direndiği anlar, sevdiği ve vazgeçtiği şeyler… Hepsi bu mayanın içindedir. Aşk da, şehvet de buradan doğar.
Sevmenin Cesareti
Pınar’ı farklı kılan, sevmekten çekinmemesidir. Kırılmayı göze alır, hissetmekten kaçmaz. Bu yüzden onunla kurulan bağlar hafif olmaz ama gerçek olur. İnsan, Pınar’la konuşurken kendine dair bir şey fark eder; belki de uzun süredir unuttuğu bir tarafını.
Şehvet burada bir sonuçtur. Önce güven gelir, sonra yakınlık, sonra o tarif edilmesi zor çekim… Mayasında olan şey de tam olarak budur.
SonSözler
Trans Pınar’ı anlatırken büyük cümlelere gerek yok. Onun varlığı, aşkın ve şehvetin bir kimlik değil, bir yaşama biçimi olduğunu hatırlatır. Kendinle barışık olduğunda, hissetmekten korkmadığında…
Belki de aşk dediğimiz şey, en baştan nasıl yoğrulduğumuzdur.
Mayasında Aşk ve Şehvet Var
Soru: Pınar, seni tanıyanlar için “mayasında aşk var” deniyor. Bu tanım sana ne hissettiriyor?
Pınar: Güzel hissettiriyor ama aynı zamanda sorumluluk gibi. Çünkü aşk benim için süslü bir kelime değil. Emek, sabır ve cesaret demek. Sevmekten korkmamayı öğrendim, sanırım insanlar bunu hissediyor.
Soru: Peki ya şehvet? Senin dünyanda nasıl bir yerde duruyor?
Pınar: Şehvet bende bir gösteri değil. Daha çok bir hâl. Kendinle barıştığında zaten doğal olarak ortaya çıkıyor. Zorlamaya gerek yok. Rahatlık varsa, çekim de oluyor.
Soru: Trans kimliğin, aşkı ve yakınlığı yaşama biçimini nasıl etkiledi?
Pınar: Çok etkiledi. Daha dikkatli sevmeyi öğrendim. İnsanların niyetini okumayı, sınır koymayı… Ama aynı zamanda daha derin bağ kurmayı da. Çünkü yüzeyde kalmak bana yetmiyor.
Soru: İnsanlar seninle ilgili en çok neyi yanlış anlıyor sence?
Pınar: Hep güçlü olduğumu sanmaları. Oysa ben de kırılıyorum, tereddüt ediyorum. Ama hissetmekten kaçmıyorum. Belki fark burada.
Soru: Bir karşılaşmayı senin için unutulmaz yapan şey nedir?
Pınar: Samimiyet. Rol yapılmadığında, iki taraf da kendini saklamadığında… O an kısa bile olsa iz bırakıyor. Aşk da şehvet de orada anlam kazanıyor.
Soru: Aşkın “mayasında” olduğuna inanıyor musun gerçekten?
Pınar: Evet. Sonradan öğrenilen bir şey değil bence. Nasıl yoğrulduysan öyle seviyorsun. Benim hamurumda duygular var. Saklayamıyorum.
Soru: Seni ilk kez tanıyanlara ne söylemek isterdin?
Pınar: Önce dinlesinler. Görmek yetmiyor. Tanımak zaman istiyor ama değiyor.
Soru: Son olarak, tek bir cümleyle kendini anlatman gerekse?
Pınar: Aşkı da şehveti de saklamayan ama aceleye getirmeyen biriyim.
