Çeşme Taverna Gecelerinde Trans Su’nun Performansı

Masalar dolmaya başlamıştı daha Su sahneye çıkmadan. Kimisi yemeğini bitiriyor, kimisi masanın öteki ucundaki arkadaşına bağırarak bir şey anlatıyordu. Fazla düzenli bir gece değildi yani. Zaten taverna gecesinin çok düzenlisi biraz tuhaf olurdu. Bir yerden kahkaha yükseliyor, başka masada biri şarkıya başlamış kendi kendine. Sonra ışık biraz değişti ve Trans Su’nun performansı başladı.İlk birkaç dakika sahneye bakmayanlar bile döndü. Çünkü öyle çok büyük bir giriş yapmadı Su. Tam tersine. Bir anda mikrofonu aldı, orkestraya baktı, sonra “hadi bakalım” gibi bir şey söyledi. Ses tam duyulmadı bile. Ama masaların dikkati oraya geçti işte.

Gecenin daha ilk dakikalarında belli olan şey şuydu:
Su yalnızca şarkı söylemeye çıkmamıştı. Masayla, garsonla, orkestrayla, arka tarafta konuşanlarla bile bir bağ kuruyordu. Sahne biraz onun ama gece herkesindi gibi.

İlk Şarkıda Bile Fazla Resmiyet Yoktu

Bazı sahneler vardır, sanatçı çıkar ve dinleyenle arasında görünmeyen bir duvar olur. Burada öyle olmadı. Su ilk şarkının ortasında bir masaya baktı, gülümsedi. Sonra diğer taraftan birisi el kaldırdı, ona da karşılık verdi. Şarkı bölünmedi ama sanki bölündü gibi de oldu.

Bu biraz riskli bir şey aslında. Çünkü performansın ritmi kaçabilir. Ama Çeşme taverna gecelerinde Trans Su sanki bu dağınıklığı seviyor gibiydi. Şarkının ortasına küçük cümleler girdi. Bazen kelimeyi uzattı, bazen orkestraya dönüp başıyla işaret verdi. Fazla hesaplı durmuyordu.

Hatta bir yerde sözün bir kısmını erken girdi. Orkestra da bir an şaşırdı sanırım. Sonra toparlandı. Kimse önemsemedi. Belki de gecenin en insan tarafı buydu zaten. Her şey dört dörtlük değildi. Ama canlıydı.

Taverna Sahnesinde Kusursuzluk Pek Aranmıyor Zaten

Tavernada insanlar konser salonındaki gibi oturmuyor. Biri konuşuyor. Birisi ayağa kalkmış arkadaşına sarılıyor. Bir başka masa hesap soruyor tam şarkının ortasında. Bir tabak düşüyor hatta bazen. Bu ortamda “mükemmel teknik performans” diye bir şey aramak biraz garip.

Su da bunu biliyor gibi. Bazı notalarda sesi geri çekiyor, bazı yerde bağırmadan yükseliyor. Bir şarkının sözünü masaya bırakıyor resmen, devamını seyirci söylüyor.

  • Şarkıyla seyirci arasına mesafe koymuyor.
  • Masalardan gelen tepkilere cevap veriyor.
  • Orkestrayla göz temasını çok kullanıyor.
  • Şarkı aralarında uzun uzun konuşmuyor.
  • Atmosfer düşerse hemen başka bir parçaya geçiyor.

Bunlar küçük detay gibi gözükebilir. Ama geceyi taşıyan şey zaten çoğu zaman küçük detay. Büyük numaralar değil.

Su’nun Sahnesinde En Çok Dikkat Çeken Şey: Rahatlık

Rahat görünmek ile gerçekten rahat olmak aynı değil. Sahnedeki insan bunu saklayamıyor zaten. Su’nun performansında özellikle ilk yarım saatten sonra bu rahatlık daha çok hissedildi.

Bir sandalyeye oturdu bir ara. Tam oturdu demek de yanlış, yarım oturdu. Mikrofonu masaya doğru tuttu. O sırada ön taraftaki birkaç kişi sözleri söyledi. Sonra kendi gülmeye başladı.

Gülüş sahte değildi gibi geldi bana. Çünkü şarkıya dönmesi birkaç saniye sürdü. Normalde sahne disiplininde böyle boşluk “hata” sayılır belki. Ama burada hata değildi. Gecenin bir parçası oldu.

“Bazen iyi performans, şarkıyı hiç bozmamak değildir. Bozulduğu yerde bile geceyi kaybetmemektir.”

Bir Masa Güldü, Sonra Bütün Salon Güldü

Gecenin ortalarına doğru küçük bir şey oldu. Su bir şarkı arasında ön taraftaki masaya bir şey söyledi. Tam ne dediği arka taraftan duyulmadı. Masadakiler çok güldü ama. Sonra Su da gülmeye başladı. Bu sefer yan masalar neden güldüğünü bilmeden güldü.

Garip ama olur böyle.

Kahkaha bulaşıyor.

Bir anda salonun havası değişti. Az önce kendi arasında konuşan insanlar sahneye döndü. Orkestra da hafif bir geçiş yaptı. Sonraki şarkı daha hareketliydi. Böyle küçük kırılmalar performansı taşıyor işte.

İzleyiciyle iletişim, ama zorlama değil

Su’nun yaptığı şey masaları sürekli konuşturmak değildi. Bu önemli. Çünkü bazı sahnelerde izleyiciyi sürekli oyuna katmaya çalışırlar, bir noktadan sonra insan yorulur.

Burada daha gelişigüzeldi.

Bazen sadece göz göze geliyor. Bazen bir kişinin söylediği kelimeyi tekrar ediyor. Bazen de hiçbir şey yapmıyor zaten, şarkısını söylüyor.

Performansın doğal görünmesini sağlayan ayrıntılar

  • Her şarkıdan sonra uzun anons yapılmaması,
  • Seyirciye sürekli “eğleniyor muyuz?” sorulmaması,
  • Masalardaki küçük tepkilerin fark edilmesi,
  • Şarkı sıralamasının atmosferle beraber değişebilmesi,
  • Birkaç ufak sahne hatasının gizlenmeye çalışılmaması.

Şarkı Seçimi Gecenin Hızına Göre Değişiyor Gibiydi

Başlangıç daha sakin gitti. Sonra tempo yükseldi. Sonra yine düştü. Düz çizgide ilerlemedi yani.

Bu bence iyi bir şey.

Çünkü bir taverna gecesinde sürekli hareketli parça çalarsan bir noktadan sonra herkes yoruluyor. Sürekli ağır gidersen de masalar kendi sohbetine dönüyor.

Trans Su’nun Çeşme taverna performansı tam bu iki uç arasında gidip geldi. Hızlandı, durdu. Yeniden yükseldi.

Bir ara masalardan birinde doğum günü olduğu anlaşıldı. Orkestra planı değiştirdi. Su doğrudan oraya döndü. Birkaç dakikalık küçük bir doğum günü arası oldu. Sonra programa geri dönüldü.

Sanki önceden prova edilmiş gibi değildi. Muhtemelen değildi de.

Sahne Kıyafeti Gösterişliydi Ama Sahnenin Önüne Geçmedi

Su sahneye çıktığında elbette dikkat çekiyordu. Işıkta parlayan ayrıntılar vardı. Ama birkaç şarkı sonra insan kıyafete bakmayı bırakıyor zaten. Çünkü performans daha baskın hale geliyor.

Taverna sahnesinde denge zor biraz. Çok sade olduğunda sahne kayboluyor. Fazla gösterişli olduğunda da şarkının önüne geçebiliyor.

Burada ikisinin arasında bir şey vardı. Sahneye yakışan ama sürekli “bana bakın” demeyen bir görüntü.

En azından gecenin ilerleyen saatlerinde mesele kıyafet değil artık. Ses, masa, kahkaha, şarkılar.

Trans Bir Sanatçının Sahnedeki Varlığı Üzerine

Su’nun trans kimliği elbette başlıkta var. Çünkü Trans Su olarak tanınıyor ve sahnedeki görünürlüğü de gecenin bir parçası. Ama performansı yalnızca kimliği üzerinden anlatmak biraz eksik kalır.

Sonuçta sahnede bir sanatçı var.

Şarkısını söyleyen.

Orkestrayla çalışan.

Bazen yanlış giren, sonra toparlayan.

Seyirci güldüğünde gülen.

Gece düşünce tekrar kaldırmaya çalışan.

Kimlik elbette görünür ve önemlidir ama bütün performansı tek başına açıklamaz. Hatta bir süre sonra masadaki insanların çoğu bunu düşünmüyor bile sanırım. Şarkıya katılıyor, alkışlıyor veya konuşmasına devam ediyor.

Sahnenin güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor:
İnsanlar bir etiketi izlemiyor bir süre sonra. Bir geceyi izliyor. Su da o gecenin tam ortasında duruyor.

Masanın Arkasında Başka, Sahnenin Önünde Başka Bir Gece

Taverna ortamlarının ilginç tarafı bu. Aynı mekânda herkes başka gece yaşıyor.

Öndeki masada Su’yu dikkatle izleyenler vardı. Arkada kendi sohbetine gömülen bir grup. Yan tarafta her şarkıya katılanlar. Bir başka masada ise iki kişi neredeyse hiç konuşmadan dinliyordu.

Tek bir atmosfer var demek zor yani.

Ama iyi sahne bütün bu farklı masaları bir noktada aynı yere çekebiliyor.

Bir nakaratta mesela.

Bir kahkahada.

Orkestranın ani hızlandığı yerde.

O kısa anlarda herkes aynı geceye geliyor.

Su Her Şarkıyı Aynı Şekilde Söylemiyor

Bu da fark edilen başka bir detaydı.

Bazı parçaları daha düz söyledi. Bazısında sesiyle oynadı. Bir bölümde şarkının sözünü neredeyse konuşarak verdi. Sonra nakaratta yükseldi.

Bu tür küçük yorumlar şarkıya canlılık katıyor.

Tabii her deneme aynı derecede başarılı olmuyor. Bir yerde ses biraz geri kaldı mesela. Orkestra öne çıktı. Sonra mikrofon ayarıyla mı ilgiliydi bilinmez, sonraki parçada düzeldi.

Burayı özellikle yazmak lazım çünkü “her şey mükemmeldi” türü yazılar gerçek gelmiyor artık. Gerçekte her sahnede ufak pürüz olur.

Önemli olan pürüzden sonra ne olduğu.

Su devam etti.

Gecenin Ortasında Tempo Neden Daha İyi Oturdu?

İlk bölümde insanlar hâlâ masaya yerleşiyordu. Siparişler geliyor. Birileri geç kalmış. Sandalyeler çekiliyor.

İkinci bölümde salon artık kendi ritmini bulmuştu.

İşte Su’nun performansı da orada daha rahat aktı.

Şarkıların arasındaki boşluklar azaldı. Orkestra birbirine daha iyi bakıyor gibiydi. Belki baştan beri aynıydı da biz yeni fark ettik.

Özellikle art arda gelen birkaç şarkıda masa katılımı yükseldi.

  1. Önce daha bilinen, kolay eşlik edilen bir parça geldi.
  2. Ardından tempo biraz yükseldi.
  3. Su masalara doğru yaklaştı.
  4. Orkestra ritmi kesmeden devam etti.
  5. Sonunda salonun büyük kısmı şarkının içine girmişti.

Böyle yazınca çok planlı gözüküyor ama o anda bu kadar matematikli değildi tabii.

Taverna Performansı Biraz da Masa Okumak İşi

Şarkıcı yalnızca orkestrayı dinlemiyor tavernada. Masaları da dinliyor.

Kim sıkıldı?

Kim şarkıya katılıyor?

Hangi masa çok hareketli?

Hangi tarafta enerji düştü?

Bunları görmeyen bir performans teknik olarak iyi olabilir ama geceyi taşıyamayabilir.

Su’nun güçlü taraflarından biri buydu.

Bir köşe fazla hareketlenince oraya yöneldi. Diğer tarafta bir masa alkışlayınca birkaç saniye orayla iletişim kurdu.

Her masayla ayrı ayrı ilgilenmek gibi yapay bir çaba yoktu ama salonu gözlediği belliydi.

Sahne ile masa arasındaki mesafe küçüldükçe

Gece daha samimi hale geliyor.

Ama fazla küçülürse de şarkı kayboluyor.

Su bu çizgide zaman zaman ileri gitti, sonra yeniden sahneye çekildi.

Bir ara tamamen masaların arasına indi. Kısa sürdü. Sonra orkestranın yanına döndü.

Bence iyi oldu kısa sürmesi. Çünkü sürekli masalarda dolaşınca bir noktadan sonra performans başka şeye dönüşüyor.

Bir Şarkının Sonunda Alkış Beklemeden Diğerine Geçti

Gecede hoşuma giden ayrıntılardan biri buydu.

Bir şarkı bitti.

Normalde sanatçı biraz bekler, alkış gelir, teşekkür eder. Burada Su hemen orkestraya döndü ve sonraki şarkı başladı.

Alkış arada kaldı.

İnsanlar güldü hatta.

Sonra ikinci şarkının girişinde alkış devam etti.

Böyle küçük şeyler performansı daha canlı yapıyor. Her şeyin yeri belli değil. Biraz taşmış, biraz dağınık.

Taverna dediğin zaten azıcık dağınık güzeldir.

Gecenin Akışında Öne Çıkanlar

  • Canlı orkestrayla doğal iletişim,
  • Şarkı arasında kısa ve samimi konuşmalar,
  • Masalardan gelen tepkilere anlık karşılık,
  • Yüksek ve düşük tempolu parçaların karışık ilerlemesi,
  • Sahne hatalarının büyütülmemesi,
  • Performansın gecenin geneline uyum sağlaması.

Kalabalık Arttıkça Performans da Değişti

Gece ilerledikçe mekân daha hareketli hale geldi. İlk saatlerde daha çok dinleyen bir kitle vardı. Sonra ayağa kalkanlar başladı.

Bir kişi.

Sonra iki kişi.

Sonra zaten masa düzeni biraz dağıldı.

Su da şarkı seçimini buna göre değiştirmiş gibi geldi.

Belki liste baştan belliydi, bilmiyorum. Ama sahnede sanki anlık karar veriliyormuş hissi vardı.

Bu his önemli bence.

Çünkü seyirci “benim bulunduğum geceye özel bir şey oluyor” diye düşünüyor. Halbuki belki aynı program ertesi akşam da uygulanacak. Yine de özel hissettiriyorsa işini yapmış demektir.

Herkes Dans Etmek Zorunda Değil

Taverna gecesi denince bazen otomatik olarak herkesin ayağa kalktığı bir görüntü düşünülüyor. Gerçekte öyle değil.

Kimisi yerinde oturup eşlik ediyor.

Kimisi yalnızca dinliyor.

Kimisi zaten arkadaş grubuyla gelmiş ve sahneyi arada takip ediyor.

Su bunun üzerine çok gitmedi.

“Hadi herkes kalksın” baskısı yoktu yani. Bu iyi.

Çünkü eğlenceyi tek biçime sokmamak lazım. Bir insan oturarak da iyi vakit geçirebilir.

Yan masadaki bir kadın neredeyse bütün gece oturdu. Ama her şarkının sözünü biliyordu. Ayağa hiç kalkmadı diye eğlenmedi mi şimdi?

Gayet eğleniyordu.

Su’nun Mizahı Performansı Hafifletiyor

Şarkılar arasında çok konuşmadığını söyledim ama konuştuğu yerde kısa şakalar vardı.

Bir noktada orkestradaki müzisyenlerden biriyle küçük bir atışma oldu. Ne kadarı gerçek, ne kadarı sahne içi bilmiyorum. Ama doğal görünüyordu.

Su bir şey söyledi.

Müzisyen cevap verdi.

Su mikrofonu aşağı indirdi, birkaç saniye gülmeye çalıştı.

Sonra “tamam devam” dedi gibi.

Salon da güldü.

Bu tür anlar geceyi fazla ciddi olmaktan çıkarıyor.

Performansın En Güzel Tarafı Belki de Fazla Gösterişli Olmaması

Başlığa bakınca büyük bir sahne gösterisi düşünülebilir.

Ama gecenin gücü aslında başka yerdeydi.

Dev ışık oyunları yok.

Uzun koreografiler yok.

Her şarkının sonunda büyük bir poz yok.

Daha sade.

Bazen hatta dağınık.

Ama bu ortam için uygun.

Çünkü tavernada sahne ile masa arasında yarış olmaması lazım. İnsanlar hem arkadaşlarıyla konuşmalı hem sahneyi takip edebilmeli.

Su’nun performansı bunu büyük ölçüde sağladı.

Gece İlerledikçe Trans Su Daha Çok Kendisi Gibiydi

İlk bölümde biraz daha kontrollüydü.

Sonlara doğru ise daha rahat.

Konuşmalar daha spontane hale geldi.

Şarkıların bazı yerlerinde sözlerle oynadı.

Masalara daha çok yaklaştı.

Bir parçanın sonunda mikrofonu seyirciye uzattı ve birkaç saniye kendisi hiç söylemedi.

Orası bayağı iyiydi.

Çünkü herkes aynı anda söyleyemedi tabii. Biri hızlı, biri yavaş. Ortaya hafif bir karmaşa çıktı.

Su güldü.

Orkestra devam etti.

Sonra tekrar şarkıya girdi.

Mükemmel değildi.

Ama akılda kaldı.

Belki performansın özeti:
Kusursuz görünmeye çalışmayan ama gecenin enerjisini bırakmayan bir sahne. Biraz kahkaha, biraz şarkı. Arada aksayan şeyler de var. Zaten iyi ki var.

Taverna Gecesinde İnsanların Aradığı Şey Çok Karmaşık Değil

İnsan bir yere eğlenmeye gidiyor.

Bu kadar aslında.

Ama eğlenmek dediğimiz şey karmaşık hale gelebiliyor. Fazla yüksek ses, fazla zorlama, sürekli sahne gösterisi derken insan yoruluyor.

Burada eğlence daha yavaş kuruluyor.

Birinci şarkıda olmazsa ikinci.

Olmazsa masadaki sohbet.

Sonra bir anda sevdiğin bir şarkı geliyor.

İşte gece orada açılıyor.

Trans Su’nun Performansında Samimiyet Meselesi

Samimiyet çok kullanılan bir kelime. Her mekân açıklamasında yazıyor artık neredeyse. “Samimi atmosfer.” “Samimi ortam.” Sonra gidiyorsun hiç samimi değil.

Buradaki samimiyet daha çok küçük hareketlerdeydi.

Bir masaya uzaktan el sallamak.

Şarkı arasında su içip “bir saniye” demek.

Orkestra bir giriş yapınca şaşırıp gülmek.

Birinin seslendiğini duyup dönmek.

Bunlar senaryoya yazılmaz.

Yazılırsa da kötü durur zaten.

Gecenin Son Bölümünde Masalar Artık Birbirine Karışmıştı

Başlangıçta herkes kendi masasında.

Son bölümde bu sınırlar biraz bozuldu.

Yan masadan birisi diğer masaya geçti.

Bir şarkıda birkaç kişi yan yana geldi.

Kim kimin arkadaşıydı artık anlamak zor.

Su da bu kalabalığı izliyordu sahneden.

Birkaç kez şarkıyı kesmeden güldü.

Bir noktada masaların bir kısmı aynı nakaratı söyledi.

İşte taverna gecesinin o bildik hali oluştu.

Birbirini tanımayan insanların üç dakika boyunca aynı şarkıya eşlik etmesi.

Sonra herkes yeniden kendi masasına.

Çeşme Taverna Gecelerinde Trans Su Neden Akılda Kalıyor?

Çünkü çok kusursuz olduğu için değil.

Belki tam tersine.

Sahne ile masa arasında bir açıklık bırakıyor.

Orada her şey olabilir.

Biri bir şey söyler.

Şarkının girişinde küçük bir hata olur.

Bir masa kahkaha atar.

Orkestra beklenmedik şekilde uzatır parçayı.

Su bir anda konuşmaya başlar.

Sonra şarkıya geri döner.

Bunlar performansı “canlı” yapan şeyler.

Bir geceden sonra ne kalıyor?

Şarkı listesinin tamamını hatırlamıyorsun.

Kaç şarkı söylendiğini hiç hatırlamıyorsun zaten.

Ama bazı anlar kalıyor.

  • Su’nun şarkının ortasında gülmesi,
  • Bir masanın topluca nakarata girmesi,
  • Orkestranın beklenmedik geçişi,
  • İki kişinin yerinde otururken bütün sözleri söylemesi,
  • Gecenin sonuna doğru salonun birden hareketlenmesi.

Hafıza biraz böyle çalışıyor zaten. Programı değil, kırılmaları hatırlıyor.

Performans Bittiğinde Gerçekten Bitiyor mu?

Son şarkı geldiğinde kimse bunun son şarkı olduğundan tam emin değildi.

Su teşekkür etti.

Orkestra kısa bir final yaptı.

Alkış başladı.

Sonra masalardan “bir tane daha” sesleri geldi tabii.

Klasik.

Bir süre ne olacağı belli olmadı.

Su orkestrayla konuştu. Mikrofon kapalıydı. Sonra yeniden sahnenin önüne geldi.

Bir şarkı daha.

İşte gecenin gerçek sonu oydu.

Belki.

Çünkü insanlar kalktıktan sonra bile bazı masalarda şarkılar devam ediyordu kendi kendine.

“İyi bir taverna gecesi, müzik sustuğu anda bitmiyor. Masadaki son cümleye kadar biraz devam ediyor.”

Trans Su’nun Sahne Enerjisini Tek Kelimeyle Anlatmak Zor

Enerjik desen sürekli yüksek tempo değil.

Duygusal desen yalnızca ağır şarkılar söylemiyor.

Eğlenceli desen bazı bölümler bayağı sakin.

Samimi desen kelime çok kullanıldı artık.

Belki “rahat” en yakını.

Ama o da tam değil.

Su sahnede rahat ama aynı zamanda salonu takip ediyor. Yani kendi halinde değil. Ne olup bittiğinin farkında.

Bu denge performansın en güçlü taraflarından biri olabilir.

Taverna Gecesini Özel Yapan Aslında Tek Bir Kişi Değil

Her ne kadar yazının merkezinde Trans Su’nun performansı olsa da gece yalnızca sahneden ibaret değil.

Orkestra var.

Masalar var.

Servis yapan insanlar var.

Birbirini ilk defa gören insanlar var.

Arkadaş grubuyla gelenler.

Yalnızca yemek için uğrayıp sonra müziğe kalanlar.

Bütün bunların birleşmesi gerekiyor.

Sahne çok iyi olup salon soğuk olabilir.

Salon çok enerjik olup performans karşılık veremeyebilir.

Burada iki taraf çoğu zaman birbirini tuttu.

Gecenin Kısa Özeti

Trans Su sahneye büyük bir gösteri iddiasıyla değil, geceyi paylaşan biri gibi çıktı. Bazen şarkı söyledi, bazen masaya laf attı. Bazen sustu. Bir yerde ritim kaçtı gibi oldu, başka yerde seyirci şarkıyı ondan aldı.

Bütün bunlar yan yana gelince ortaya düzgün çizilmiş bir performanstan çok yaşayan bir gece çıktı. Biraz da mesele buydu zaten.

Çeşme Taverna Gecelerinde Trans Su’nun Performansı Üzerine Son Birkaç Cümle

Geceye dair en kolay cümle “çok eğlenceliydi” olurdu.

Ama yetmiyor.

Çünkü her an eğlenceli değildi zaten.

Bazen sakinleşti.

Bazen fazla ses oldu.

Bazen bir şarkı beklenenden uzun sürdü.

Bazen masanın birinde konuşanlar sahneyi bastırdı.

Sonra Su yeni parçaya başladı ve herkes tekrar döndü.

Gerçek gece biraz böyle.

Yukarı çıkıyor.

Aşağı iniyor.

Her saniyesi sosyal medyaya koyulacak gibi değil.

Ama eve giderken birkaç sahne kalıyor insanın aklında.

Çeşme taverna gecelerinde Trans Su’nun performansı da en çok burada dikkat çekiyor. Kendini steril bir sahne gösterisine çevirmeden, masaların karmaşasıyla beraber ilerliyor.

Bazen güzel bir şarkı geliyor.

Bazen kahkaha.

Bazen birinin yanlış yerden eşlik ettiği duyuluyor.

Sonra herkes devam ediyor.

Gece de.

Belki iyi taverna gecesi tam olarak böyle olmalı.

Biraz düzgün.

Biraz yanlış.

Biraz fazla.

Bazen de eksik.

Ama gerçek.

Su sahneden indiğinde masalarda konuşma yeniden yükseldi. Birileri hesabı istedi. Birisi az önceki şarkıyı mırıldanıyordu hâlâ. Birkaç kişi fotoğraf çekmeye çalıştı. Sonra gece normal akışına döndü. Ama tam normal de değildi artık. Çünkü iyi bir performansın yaptığı şey bu belki; bittikten sonra bile ortamda küçük bir izi kalıyor. Çok büyük değil. Ama var.

Çeşme’de Taverna Gecesi: Trans Su Sahne Sonrası Konuştu

Çeşme’de gece ilerlemiş, masaların çoğunda tabaklar yarıya kadar boşalmıştı. Orkestra kısa bir ara verdiğinde ise sahnenin önü ilk kez biraz sakinledi. Az önce şarkı söyleyen Trans Su, mikrofonu bıraktıktan sonra masalardan gelen selamları karşılıyor, bir yandan da su içmeye çalışıyordu. Röportaj için yanına gittiğimizde ilk söylediği şey ise beklediğimiz kadar ciddi değildi.

“İki dakika oturayım, topuklar bitti.”

Sonra güldü.

Taverna hâlâ gürültülüydü. Arka masadan bir şarkının nakaratı geliyor, garsonlar masa aralarında dolaşıyordu. Biz de o kalabalığın içinde konuştuk. Kusursuz bir röportaj olmadı. Zaten ortam da ona pek müsait değildi.

Geceden kısa not:
Su’nun sahnesi yaklaşık birkaç bölüm halinde ilerledi. Hareketli parçalarla sakin şarkılar birbirine karıştı, masalardan gelen istekler de zaman zaman repertuvarı değiştirdi.

“Tavernada Sahneye Çıkınca Plan Bir Yere Kadar”

— Gece nasıl başladı senin için?

Trans Su: İlk on dakika biraz bakıyorum ben. Kim nasıl, masa ne istiyor, insanlar dinlemeye mi gelmiş yoksa kendi arasında mı eğlenecek. Çünkü taverna başka. Konser gibi değil. Burada kafana göre listeyi açıp on iki şarkı dümdüz söyleyemezsin.

— Bu akşam liste değişti mi?

Trans Su: Değişti tabii. Zaten hep değişiyor. Mesela bir parça vardı, söylemeyecektim. Şuradaki masa istedi.

Elini sağ taraftaki kalabalık masaya doğru uzattı.

Trans Su: Onlar istedi, söyledik. Sonra iyi de oldu. Salon açıldı biraz o şarkıda.

Sahne ile Masa Arasındaki Mesafe Kısa

Taverna sahnelerinde seyirci ile sanatçı arasındaki sınır zaten fazla belirgin değil. Su’nun performansında bu sınır daha da az hissediliyor. Şarkının ortasında masalara bakıyor, bazen bir cümleyle karşılık veriyor, bazen de dinleyicinin söylediği nakaratı olduğu gibi bırakıyor.

— Seyirciyle bu kadar yakın olmak performansı zorlaştırmıyor mu?

Trans Su: Zorlaştırıyor. Ama güzel tarafı da o.

— Nasıl?

Trans Su: Şimdi biri sana bir şey söylüyor, duymamazlıktan gelebilirsin. Ama o zaman taverna niye? Sahneye çıkıp kendi dünyanda kalırsın. Burada biraz karşılık vermen gerekiyor. Ama her şeye de cevap verirsen şarkı söyleyemezsin.

Bir an durdu.

Trans Su: Denge yani. Çok sevdiğim bir kelime değil ama öyle.

“Tavernada seyirci seni izlemiyor sadece. Sen de seyirciyi izliyorsun.”

“Yanlış Girdim, Orkestra Kurtardı”

Gecenin bir bölümünde Su’nun bir şarkıya orkestradan birkaç saniye önce girdiği fark edildi. Salondakilerin çoğu bunu önemsemedi, hatta bir kısmı muhtemelen fark etmedi bile.

Biz sorunca güldü.

— Bir yerde erken girdin galiba?

Trans Su: Evet ya.

— Bilerek miydi?

Trans Su: Yok canım ne bilerek olacak. Yanlış girdim.

Yanındaki müzisyenlerden birine baktı.

Trans Su: Onlar kurtardı beni. Zaten yıllardır beraber çalan insanlarla çalışmanın güzelliği o. Sen saçmalıyorsun, onlar sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.

— Sahnedeyken hata yapmak moral bozuyor mu?

Trans Su: Eskiden bozuyordu. Şimdi çok değil. Çünkü canlı müzik bu. İnsan söylüyor. Makine değiliz. Bir yerde nefesin yetmez, bir yerde sözü karıştırırsın. Çok büyütürsen ikinci şarkıyı da bozarsın.

Sahnedeki Doğallık Dikkat Çekti

  • Şarkı aralarında uzun anonslar yapılmadı.
  • Masalardan gelen isteklerin bazıları programa alındı.
  • Orkestra ile kısa, doğaçlama konuşmalar yaşandı.
  • Performans sırasında yaşanan küçük hatalar saklanmadı.
  • Dinleyicinin katılımı zorlanmadan gelişti.

Taverna Gürültüsü Röportaja da Karıştı

Konuşmanın ortasında yan masadan yüksek sesle bir istek geldi. Su önce duymadı. Sonra aynı kişi tekrar seslendi.

Trans Su: Ne istiyor?

Biz de anlamadık.

Yakındaki bir garson şarkının adını söyledi.

Su başını salladı.

Trans Su: Onu az önce söyledik ama.

Masadan cevap geldi:

“Bir daha!”

Su güldü.

Trans Su: Bak işte, röportaj yapamıyoruz böyle.

— Rahatsız ediyor mu?

Trans Su: Yok. Rahatsız etse burada çalışamazsın zaten. Burası sessiz bir yer değil ki.

“İnsanları Zorla Eğlendirmeye Çalışmıyorum”

Su’nun sahnesinde dikkat çeken noktalardan biri, dinleyiciyi sürekli ayağa kaldırmaya çalışmamasıydı. Bazı masalar şarkılara oturdukları yerden eşlik ederken bazıları gece ilerledikçe dans etmeye başladı.

— Herkesi ayağa kaldırmak gibi bir hedefin var mı?

Trans Su: Hayır. Niye olsun?

— Taverna gecelerinde genelde böyle bir beklenti oluyor.

Trans Su: Oluyor ama herkes aynı şekilde eğlenmiyor. Bir kadın vardı az önce, bütün şarkıları oturduğu yerden söyledi. Çok güzel eğleniyordu bence. Ayağa kalkması şart mı?

Biraz düşündü.

Trans Su: Ben insanları zorla eğlendirmeye çalışmıyorum. Çok yorucu bir şey o. Eğlenmek isteyen zaten bir yerden katılıyor.

Trans Kimliği Sahnenin Bir Parçası Ama Tamamı Değil

Trans Su’ya sahnedeki görünürlüğünün kendisi için ne ifade ettiğini de sorduk. Bu bölümde sesi biraz daha sakinleşti.

— Trans bir sanatçı olarak sahnede olmak senin için ayrıca bir anlam taşıyor mu?

Trans Su: Tabii taşıyor. Taşımıyor dersem yalan olur.

— Nasıl bir anlam?

Trans Su: İnsanların seni görmesi önemli. Özellikle genç insanlar için belki. Ama ben sahneye çıktığımda bütün gece “ben transım” diye düşünmüyorum. Şarkıyı düşünüyorum. Orkestrayı düşünüyorum. Sesimi düşünüyorum. Şuradaki masa niye sustu onu düşünüyorum.

— Kimliğinin performansın önüne geçmesini istemiyorsun yani?

Trans Su: Önüne geçsin veya geçmesin diye özel bir hesap yapmıyorum. Ben buyum zaten. Saklayacak değilim. Ama sadece bundan ibaret de değilim.

“Ben sahnedeyken kimliğimi kapının dışında bırakmıyorum. Ama mikrofonu da sadece kimliğim için tutmuyorum.”

“Bazen Masayı İlk Beş Dakikada Anlıyorsun”

— Seyircinin enerjisini gerçekten anlayabiliyor musun sahneden?

Trans Su: Bazen ilk beş dakikada.

— Neye bakıyorsun?

Trans Su: Her şeye. İnsanlar sana bakıyor mu, kendi arasında mı konuşuyor, şarkıyı biliyor mu. Bir de alkış meselesi var ama alkış her zaman ölçü değil.

— Nasıl yani?

Trans Su: Çok alkışlayan masa bazen seni hiç dinlemiyor. Sadece eğleniyor. Sessiz duran biri de bütün gece seni takip ediyor olabilir. O yüzden sadece ses çıkarana bakmamak lazım.

Bu cümleyi söyledikten sonra birkaç saniye sahne tarafına baktı.

Orkestra yeniden hazırlanmaya başlamıştı.

Gece İlerledikçe Repertuvar da Sertleşiyor

— Gecenin başı ile sonu arasında repertuvar değişiyor mu?

Trans Su: Çok.

— Başlangıçta neye dikkat ediyorsun?

Trans Su: İnsanları yormamaya. Daha yeni gelmişler. Yemek geliyor, konuşuyorlar. Sen ilk dakikadan bağıra bağıra girersen herkes yorulur.

— Sonra?

Trans Su: Sonra bakıyorsun. Eğer masa açıldıysa tempo yükseliyor. Ama yine araya sakin bir şey koymak lazım. Yoksa iki saat sonra kimse kalmaz.

  1. Gecenin ilk bölümünde daha sakin parçalar tercih ediliyor.
  2. Masaların tepkisine göre tempo yükseltiliyor.
  3. İstek parçaları uygun olduğu ölçüde programa ekleniyor.
  4. Hareketli şarkıların arasına daha yavaş parçalar konuyor.
  5. Finale doğru ortak söylenebilecek parçalar öne çıkıyor.

Su listeyi böyle anlattı ama hemen arkasından ekledi:

Trans Su: Şimdi bunu böyle maddeler halinde söyleyince sanki çok profesyonel plan yapıyormuşum gibi oldu. O kadar değil.

“En Çok Ne Zaman Yoruluyorsun?”

— Sahnenin en yorucu tarafı ne?

Trans Su: Ses değil bazen. İnsanlara sürekli açık olmak.

— Biraz açar mısın?

Trans Su: Sen kötü bir gün geçirmiş olabilirsin. Başın ağrıyabilir, moralin bozuk olabilir. Ama insanlar seni görmek için gelmiş. Sen sahneye surat asarak çıkamazsın.

Bir an sustu.

Trans Su: Gerçi bazen çıkıyorum.

Güldü.

— Belli oluyor mu?

Trans Su: Belli oluyordur herhalde. Ben çok saklayabilen biri değilim zaten.

Taverna Gecelerinde En Zor An: Enerji Düştüğünde

— Salonun düştüğünü hissettiğinde ne yapıyorsun?

Trans Su: Panik yapmamaya çalışıyorum.

— Sonra?

Trans Su: Bazen şarkıyı değiştiriyorum. Bazen konuşuyorum. Bazen hiçbir şey yapmıyorum. Çünkü her sessizlik kötü değil.

— Sahnedeki insanlar genelde sessizlikten korkuyor gibi.

Trans Su: Çok. Ben de korkuyordum. Şimdi daha az. İnsan yemek yiyor belki kardeşim, alkışlamak zorunda mı sürekli?

Röportajın en rahat cümlesi belki buydu:
“İnsan yemek yiyor belki kardeşim.”

Sahne Arkasında Büyük Bir Ritüel Yok

— Sahneye çıkmadan önce özel bir hazırlığın var mı?

Trans Su: Yok.

— Hiç mi?

Trans Su: Su içiyorum. Biraz susuyorum. Bazen makyajı düzeltiyorum. Sonra çıkıyorum.

— Ses açma?

Trans Su: Yapıyorum tabii ama öyle film gibi değil. Arkada mum yakıp meditasyon falan yok yani.

— Bekliyorduk biraz.

Trans Su: Yok, çok üzgünüm.

Çeşme’de Taverna Seyircisi Farklı mı?

— Çeşme’deki seyirciyi başka yerlerden ayıran bir şey var mı?

Trans Su: Var ama genellemek istemiyorum.

— Neden?

Trans Su: Çünkü aynı yerde iki gece bile aynı olmuyor. Cuma başka, salı başka. Yazın başka. Kalabalık başka.

Bir süre düşündü.

Trans Su: Ama Çeşme’de insanlar biraz daha rahat geliyor sanki. Tatil havasının etkisi olabilir. Bir de masa çok çabuk açılıyor. Bir şarkı tuttu mu gerisi geliyor.

“Benim İçin En Güzel An, Seyircinin Şarkıyı Aldığı Yer”

— Performans sırasında en sevdiğin an hangisi?

Trans Su: Mikrofonu çektiğimde insanların devam ettiği an.

— Neden?

Trans Su: Çünkü sen artık gereksiz kalıyorsun bir anlığına.

— Güzel bir şey mi bu?

Trans Su: Çok güzel. Şarkıyı başlatmışsın ama artık sana ihtiyaç yok. Herkes söylüyor. O zaman “tamam” diyorsun, oldu bu gece.

“Bir şarkıda seyirci senden daha yüksek söylüyorsa, bence o gece kazanmışsındır.”

Bir Anda Röportaj Yarıda Kaldı

Bu noktada orkestradan işaret geldi.

Su arkasına döndü.

Trans Su: Başlıyor muyuz?

Müzisyenlerden biri başıyla onayladı.

— Son iki soru?

Trans Su: İki soru diyorsunuz, beş oluyor ama sor.

— Bu geceyi tek cümleyle nasıl anlatırsın?

Bir süre düşündü.

Trans Su: Daha bitmedi ki.

— Doğru.

Trans Su: O zaman sabah sor.

— Son soru: Sahneye çıkarken hâlâ heyecanlanıyor musun?

Trans Su: Evet.

— Her gece?

Trans Su: Her gece değil. Ama heyecan hiç yoksa o daha kötü. O zaman neden çıkıyorum ki?

Röportaj Bitti, Gece Devam Etti

Su ayağa kalktı. Mikrofon yeniden eline geçtiğinde birkaç dakika önce röportaj yaptığımız kişi gitmiş gibiydi. Sahnedeki hali başka. Daha yüksek sesli, daha hareketli.

Orkestra giriş yaptı.

Masalardan alkış geldi.

Az önce iki kez aynı şarkıyı isteyen masa yeniden bağırdı.

Su sahneden onlara baktı.

“Yok, onu söylemiyorum bir daha.”

Salon güldü.

Sonra söyledi.

Gecenin Ardından

Çeşme’deki taverna gecesinde Trans Su’nun performansı, büyük bir sahne şovundan çok salonla birlikte gelişen canlı bir gece görüntüsü verdi. Planın değiştiği, bazı şarkıların masadan gelen istekle programa girdiği, küçük hataların saklanmadığı bir performanstı.

Röportaj sırasında söylediği cümle ise geceyi belki en iyi anlatan cümle oldu: “Daha bitmedi ki.” Çünkü taverna gecesinde programın nerede bittiği, gecenin nerede başladığı bazen pek belli olmuyor.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir