Alsancak Gece Hayatı: Caz Barlardan Bohem Mekanlara

Alsancak’ta geceyi anlatmak biraz zor aslında, çünkü tek bir gece yok burda. Aynı sokakta iki farklı kapıdan giriyorsun, birinde caz çalıyor insanlar sessizce dinliyor, diğerinde herkes ayakta ve kimse yanındakinin ne dediğini tam duymuyor. Biraz ilerliyorsun eski plakların olduğu küçük bi yer, sonra köşeyi dönüyorsun ışığı bile zor görünen başka mekan. Alsancak gece hayatı dediğimiz şey galiba tam olarak bu karışıklığın kendisi.

O akşam planımız çok basitti.

Bir yerde oturup bişeyler içeceğiz, biraz müzik dinleyip eve döneceğiz.

Tabi olmadı.

Alsancak’ta “bir yere uğrayıp çıkarız” cümlesi zaten çoğu zaman gerçekçi değil.

Saat ilerledikçe sokak değişiyor çünkü. Akşam yemeğinden çıkanlar gidiyor, gece için gelenler çoğalıyor. Bir ara sakin olan kaldırım yarım saat sonra doluyor. Sonra başka bi sokak boşalıyor.

İzmir’in gece ritmi böyle biraz.

Alsancak gecesinin ilk notu:

“Mekan seçmeden önce müzik seçmek lazım. Konuşmak istiyorsan başka yere, dans etmek istiyorsan başka yere gidicen. İkisini aynı anda yapmaya çalışınca gece boyunca ‘ne dedin?’ diye bağırıyorsun.”

Akşam Daha Yeni Başlarken Alsancak Başka Görünüyor

Hava tamamen kararmadan Alsancak daha sakin.

Kafelerin masaları dolmaya başlamış ama gece kalabalığı henüz tam gelmemiş. İnsanlar işten çıkmış, bi kahve içiyor. Bazıları yemek için buluşmuş. Sokaktan geçenlerin yürüyüşü bile daha yavaş.

Biz dört kişiydik.

“İlk nereye?” diye sordum.

— Sessiz biyere.

“Niye?”

— Çünkü iki saat sonra zaten sessiz yer bulamayacağız.

Bu mantıklı geldi.

Bir ara sokağa girdik. Ana caddedeki hareket biraz arkada kaldı. Küçük masaları olan loş bi mekana oturduk.

Duvarlarda eski müzisyen fotoğrafları.

Köşede birkaç plak.

Işık bordo ve sarı arasında.

Masalar birbirine yakın ama rahatsız edicek kadar değil.

Bir arkadaş etrafa bakıp:

— Burası tam ayrılık konuşması yapılacak yer.

“Daha oturalı iki dakika oldu.”

— Atmosfer onu verdi bana.

Kimsenin ayrılacak sevgilisi olmadığı için konu kapandı.

Caz Başlayınca Mekanın Sesi Değişti

Bir süre sonra müzik başladı.

Önce çok dikkat etmedik.

Konuşmaya devam ediyoruz.

Sonra saksafon sesi biraz yükseldi.

Masalardaki konuşmalar hafif azaldı.

Cazın garip bi tarafı var. Dinlemeye karar vermesen bile bi noktada kulağın gidiyor.

Arkadaşlardan biri caz sevmediğini söyledi.

— Ben anlamıyorum bu müziği.

Diğeri:

— Anlaman gerekmiyor zaten.

— O zaman niye herkes çok anlamlı bişey dinliyormuş gibi bakıyor?

Bu soruya cevap çıkmadı.

Sonra caz müziğinin gerçekten anlaşılması gereken bi müzik olup olmadığını konuşmaya başladık.

Ben “müzik sonuçta, hoşuna giderse dinlersin” dedim.

Masadaki diğer arkadaş hemen:

— İşte sen bütün müzik tarihini iki cümlede bitirdin.

Caz masasından kalan cümle:

“Bazı müzikler konuşmayı susturmuyor ama yavaşlatıyor. Caz biraz öyle galiba. İnsan cümlenin ortasında müziği dinleyip sonra ne anlatıyodum diye geri dönüyor.”

Gerçekten de öyle oldu.

Bir arkadaş uzun uzun bişey anlatıyordu.

Müzikte solo başladı.

Herkes sustu.

Solo bitti.

— Ben ne diyodum?

Kimse hatırlamadı.

Alsancak’ta Caz Barı Sadece Müzik Değil Biraz Atmosfer Meselesi

Caz bar denilince insanın aklına hemen sahne geliyor ama aslında ortamın geri kalanıda önemli.

Loş ışık.

Masaların birbirine mesafesi.

İnsanların müziğe gerçekten kulak verip vermemesi.

Duvarlardaki küçük detaylar.

Hatta bardakların masaya bırakılırken çıkardığı ses bile.

Çok büyük ve parlak bi yerde aynı müziği dinlesen belki aynı his olmaz.

Bir arkadaş bunu “mekanın müziğe yakışması” diye tarif etti.

Bence doğru.

Caz havası arayanların dikkat ettiği küçük detaylar:

  • Canlı performans olup olmadığı,
  • müziğin sohbeti tamamen bastırmaması,
  • oturma düzeninin rahat olması,
  • mekanın aşırı parlak olmaması,
  • akustik olarak müziğin boğulmaması,
  • kalabalığın müzik dinlemeye gerçekten gelmiş olması,
  • gecenin ilerleyen saatlerinde ortamın nasıl değiştiği.

Listeyi konuşurken biri:

— Birde sandalye rahat olacak.

“Onu niye yazmadık?”

— İki saat caz dinleyince anlarsın.

Listeye sandalye meseleside zihnen eklendi.

Cazdan Çıkınca Alsancak’ın Gürültüsü Bir Anda Çarpıyor

Mekandan çıktığımızda ilk fark ettiğim şey sokaktaki ses oldu.

İçerde müzik var ama kontrollü.

Dışarda herşey aynı anda.

İnsan konuşması.

Bir yerden başka müzik.

Arabalar.

Kahkaha.

Kapının önünde arkadaşını bekleyenler.

Telefonla konuşan biri.

İzmir gecesi yeniden açıldı sanki.

“Şimdi nereye?”

— Bohem biyere.

“Bohem yer ne demek?”

Kimse net cevap veremedi.

Biri:

— Sandalyeleri birbirinden farklı olan yer.

Başka biri:

— Duvarında eski poster olacak.

Diğeri:

— Tuvaletin kapısında anlamsız bi çizim olacak.

Bohem mekan tanımı giderek saçma hale geldi.

Ama biraz doğruydu.

Bizim uydurduğumuz bohem mekan testi:

  1. Masaların en az ikisi birbirinden farklı olacak.
  2. Duvarlarda ne zaman asıldığı belli olmayan poster bulunacak.
  3. Bir köşede eski kitap yada plak olacak.
  4. Müzik listesini kimin hazırladığı anlaşılmayacak.
  5. İçerde mutlaka tek başına oturan biri olacak.
  6. Menü tasarımı gereğinden fazla yaratıcı olacak.
  7. Bir bitki kesin susuz kalmış olacak.

Son maddeye herkes katıldı.

Bohem Mekan Dediğin Biraz Kusurlu Olmalı Galiba

İkinci girdiğimiz yer ilkinden tamamen farklıydı.

Duvarların biri koyu kırmızı.

Diğeri neredeyse boyanmamış gibi.

Eski bi koltuk.

Küçük yuvarlak masalar.

Tavandan sarkan ışıkların hiç biri aynı değil.

Bir köşede eski dergiler duruyor.

İlk bakışta biraz dağınık.

Sonra insan alışıyor.

— İşte bu bohem.

“Neden?”

— Çünkü hiçbişey birbirine uymuyor ama tamamı birbirine uyuyor.

Bu cümleyi baya sevdim.

Bohem mekanların belkide çekici tarafı fazla tasarlanmış görünmemeleri.

Tabi muhtemelen o “tasarlanmamış” görüntüyü oluşturmak için baya tasarım yapılıyor.

Buda ayrı bi çelişki.

Bir arkadaş:

— Dağınık görünmek içinde düzen gerekiyor.

“Bu moda içinde geçerli.”

— Saç içinde.

Bir anda konu saçlara geçti.

Alsancak gecesinin konuları böyle değişiyor zaten.

Eski Plaklardan Yeni Şarkılara Aynı Gece

Mekan değişince müzikte değişti.

İlk yerde caz.

Burda eski yabancı parçalar, araya Türkçe şarkılar, sonra ne olduğu belli olmayan elektronik bi parça.

Kimse şikayet etmiyor.

Bir arkadaş telefonunu çıkarıp şarkıyı bulmaya çalıştı.

— Bu ne?

“Bilmiyorum.”

— Çok tanıdık.

“İlk defa duyuyorum.”

— Ben kesin biliyorum bunu.

Şarkı bitti.

Bulamadık.

Beş dakika sonra herkes unuttu zaten.

Müzik üzerine gece notu:

Alsancak’ta aynı gecede tek bi müzik türüne bağlı kalmak zor. Bir kapıdan caz geliyor, diğerinden rock, biraz ileride elektronik müzik. Şehrin gecesi kendi çalma listesini yapmış gibi, biraz karışık ama sıkmıyor.

Bohem Olmak Mekanla mı İnsanla mı İlgili?

Bu soru ikinci mekanda çıktı.

Bir arkadaş ortamı gösterip “çok bohem insanlar var” dedi.

“Bohem insan nasıl anlaşılıyor?” diye sordum.

— Bilmiyorum ama anlıyorsun.

Bu cevap yeterli değildi tabi.

Sonra bohem kelimesinin fazla kolay kullanıldığını konuşmaya başladık.

Saçı biraz dağınıksa bohem.

Eski ceket giydiyse bohem.

Plak dinliyorsa bohem.

Kahveyi küçük bardakta içiyorsa yine bohem.

Birisi:

— Ben evde pijamayla oturuyorum, oda bohem sayılırmı?

“Hayır o tembellik.”

— Aradaki çizgi çok ince.

Bütün masa güldü.

Aslında bohem yaşam dediğimiz şeyin sadece kıyafet ve dekor olmadığını konuşmaya başladık. Sanatla ilgilenmek, daha serbest yaşam biçimleri, kalıpların biraz dışında olmak gibi anlamları var.

Ama günümüzde kelime biraz estetik tanımına dönüşmüş durumda.

“Bohem kafe.”

“Bohem dekorasyon.”

“Bohem kombin.”

Kelimenin kendiside biraz ticarileşmiş yani.

Soru Cevap: Alsancak Gecesinde Merak Edilenler

Alsancak gece hayatı sadece barlardan mı oluşuyor?

Hayır. Geceyi sadece yüksek müzik ve kalabalık üzerinden düşünmemek lazım. Canlı müzik dinlenen yerler, küçük kafeler, caz havası taşıyan mekanlar ve daha sakin sohbet yerleri gibi farklı seçenekler bulunabiliyor. İnsan ne aradığına göre kendi gecesini kuruyor biraz.

Caz dinlemek için müzik bilgisi gerekiyor mu?

Bence gerekmiyor. Masada bunun tartışması uzun sürdü ama sonunda yine aynı yere geldik. Hoşuna gidiyorsa dinlersin. Sonradan merak edip müzisyenleri ve tarzları araştırmak başka bişey.

Alsancak’ta sakin bir gece geçirmek mümkün mü?

Mümkün ama mekan ve saat seçimi önemli. Gecenin ilerleyen bölümlerinde bazı sokakların daha hareketli olması doğal. Daha erken saatlerde yada ara sokaklardaki küçük mekanlarda başka bir atmosfer yakalanabiliyor.

Bohem mekan nasıl anlaşılır?

Bunun resmi bi ölçüsü yok tabi. Bizim gecenin sonunda vardığımız sonuç şu oldu; biraz kişilik taşıyan, her köşesi aynı katalogdan çıkmış gibi görünmeyen ve insanı uzun oturmaya çağıran mekanlar bu hissi daha fazla verebiliyor.

Alsancak gece hayatına ne zaman başlanmalı?

Ne yapmak istediğine göre değişir. Sohbet etmek istiyorsan biraz daha erken başlamak rahat olabilir. Gece kalabalığını görmek istiyorsan saat ilerledikçe sokakların başka bi hale geldiğini zaten fark ediyorsun.

Sokakta Oturmak Bazen Mekandan Daha Güzel

İkinci yerden çıkınca hemen başka mekana girmedik.

Biraz yürüdük.

Hava güzeldi.

İzmir’in avantajlarından biri bu galiba.

Geceyi sadece kapalı mekanın içinde geçirmek zorunda değilsin.

Sokakta insanlar var.

Kimi ayakta konuşuyor.

Kimi bi yerden çıkmış diğer yere gidiyor.

Bir köşede iki kişi tartışıyor gibi.

Başka yerde grup fotoğraf çekiyor.

Birisi arkadaşını bekliyor.

Şehir canlı.

Bir arkadaş:

— Ben bazen mekandan çok mekanın önünü seviyorum.

“Niye?”

— İçerde herkes kendi masasında. Dışarda hayat karışıyor.

Güzel tanım.

Alsancak sokaklarının gece hali:

  • Bir mekandan diğerine yürüyen gruplar,
  • kapı önlerinde uzayan sohbetler,
  • gece ilerledikçe artan müzik sesleri,
  • ara sokaklarda daha sakin küçük masalar,
  • bir anda kalabalıklaşıp sonra boşalan köşeler,
  • gecenin farklı saatlerinde değişen insan profili.

Eski Alsancak Daha mı Güzeldi?

Bu soru gece sohbetinde çıkmasa şaşırırdım zaten.

Bir arkadaş “eskiden Alsancak daha güzeldi” dedi.

Hemen itiraz geldi.

— Sen eskiden daha gençtin.

— Ne alakası var?

— Çok alakası var. Gece üçte eve gidiyordun, şimdi on ikide uykun geliyor.

Bu biraz ağır ama doğru bi tespitti.

Sonra eski mekanlar konuşulmaya başladı.

Kapanmış yerler.

İsim değiştirenler.

Eskiden gidilen ama artık gidilmeyen sokaklar.

İnsan bazen mekanımı özlüyor yoksa o mekanda beraber olduğu insanları mı, belli değil.

Bir arkadaş şöyle söyledi:

“Eski mekan dediğin dört duvar değil zaten. Orda kimlerle oturduğunu özlüyorsun. Aynı yeri bugün yeniden açsalar aynı olmaz.”

Masada yada bu kez sokakta, herkes bi süre sustu.

Sonra birisi:

— Ben eski fiyatlarıda özlüyorum.

Bütün nostalji dağıldı.

Alsancak’ta Gece İnsanları İzlemek Ayrı Bir Hikaye

Bir noktada bir yere oturduk ama konuşmak yerine biraz etrafa bakmaya başladık.

Gece insanları gerçekten gündüzden farklı görünüyor.

Belki kıyafet.

Belki ışık.

Belki insanların daha rahat olması.

Bir grup çok şık hazırlanmış.

Yan masada iki kişi oldukça sade.

Birisi tek başına bişey okuyor.

Başka biri sürekli telefonunda.

Her insan başka gece yaşıyor aynı sokakta.

Bu hoşuma gitti.

Alsancak gece hayatını tek bi kalıba koymak o yüzden zor.

Herkes eğlenmeye gelmiyor.

Biri müzik için geliyor.

Biri arkadaşını görmek için.

Biri sadece evden çıkmak istemiş.

Biri yalnız oturmak için bile gelmiş olabilir.

Gece hayatı illa dans etmek demek değil yani.

Cazdan Boheme, Bohemden Sokak Müziğine

Gecenin üçüncü müziğini sokakta duyduk.

Bir müzisyen çalıyordu.

Çevresinde çok büyük olmayan bi kalabalık oluşmuş.

Durduk.

Planımızda yoktu.

Zaten gecenin o saatinden sonra plan kalmamıştı.

Bir parça dinledik.

Sonra ikinci.

Bir arkadaş “hadi gidelim” dedi.

Üçüncü parçayıda dinledi.

“Gitmiyormuyduk?”

— Bu bitsin.

O bitti, yenisi başladı.

Yine gitmedik.

Gecenin kırmızı notu:

Bazen en iyi müzik için rezervasyon yapmıyorsun. Sokakta yürürken karşına çıkıyor. Alsancak’ın güzel taraflarından biri bu; geceyi tamamen sen planlamıyorsun, birazda gece seni yönlendiriyor.

Kalabalık İyi mi Kötü mü?

Bu konuda grup ikiye bölündü.

Bir taraf kalabalığı seviyor.

“Gece hayatı dediğin kalabalık olur” diyor.

Diğer taraf daha sakin yer istiyor.

— İnsanlarla eğlenmeye geliyorum ama insanlardan yoruluyorum.

Bu cümle ilk başta çelişkili geldi.

Sonra düşününce mantıklı.

Kalabalık enerji veriyor ama bi noktadan sonra yoruyor.

Özellikle konuşmak istediğin gecelerde çok yüksek ses ve aşırı kalabalık insanı erkenden tüketebiliyor.

Bu yüzden gecenin başında daha hareketli, sonunda daha sakin mekan tercih edenlerde var.

Biz tersini yaptık biraz.

Başta sakindik.

Sonra giderek kalabalığa karıştık.

Alsancak’ta Bohem Gece Sadece Dekor Değil

Gecenin sonuna doğru “bohem” kelimesine geri döndük.

İlk başta duvar, poster, sandalye diye dalga geçiyorduk.

Ama biraz düşününce mekanın bohem hissi sadece dekorla oluşmuyor.

İçindeki insanlarda önemli.

Müzik önemli.

İnsanların uzun oturabilmesi.

Her masanın başka bi hikaye taşıması.

Kimsenin seni hemen kaldırmaya çalışmaması.

Biraz rahatlık.

Biraz dağınıklık.

Biraz sanat.

Biraz tesadüf.

Bizce bohem gecenin malzemeleri:

  • iyi ama kusursuz olmayan bi mekan,
  • konuşmayı tamamen öldürmeyen müzik,
  • uzun oturmaya uygun masa,
  • arada hiç tanımadığın bi şarkı,
  • duvarda bakınca merak ettiren detaylar,
  • plansız yapılan ikinci durak,
  • eve giderken “bir yere daha mı gitsek” cümlesi.

Gece Biterken Alsancak Bir Anda Bitmiyor

Bizim gece bitiyordu ama Alsancak’ın bitmiyordu.

Bu garip bi his.

Sen yorulmuşsun.

Eve gitmek istiyorsun.

Ama yanından geçen başka grup geceye yeni başlıyor gibi.

Bir mekanın kapısı kapanıyor, öbürünün önü hala kalabalık.

Sokakta konuşmalar devam ediyor.

Bir yerden müzik geliyor.

“Son kahve içelim mi?” diye biri sordu.

Herkes önce hayır dedi.

Sonra kahve içtik.

Geceyi bitirmeyi pek beceremiyoruz.

Kahvede artık müzik konuşulmadı.

Kim ne zaman eve gidecek onu konuştuk.

Birisi sabah erken kalkacağını hatırladı.

Yüzü düştü.

— Niye şimdi söylediniz bunu?

“Biz söylemedik, sen hatırladın.”

— Hatırlatmasaydınız keşke.

Kimsenin hatırlatmadığını tekrar anlattık.

Alsancak gecesinden kalan son not

Cazla başlayan gece bohem bi mekana, ordan sokak müziğine ve en sonunda gece kahvesine döndü. Planlananla yaşanan aynı değildi. Zaten belkide Alsancak gece hayatı tam burda güzel oluyor.

Bir gece boyunca sürekli yüksek müzik dinlemek zorunda değilsin. İlk saatlerde caz dinlersin, sonra küçük bi ara sokakta oturursun. Biraz yürür, sokaktaki müziğe takılırsın. Sonra hiçbir şey yapmadan insanları izlersin.

Gecenin iyi olması kaç mekana gittiğinle değil, eve dönerken anlatacak küçük bişey kalıp kalmadığıyla ilgili biraz.

Alsancak’tan ayrılırken dönüp sokağa baktım.

Gecenin başında gördüğümüz insanlardan hiç biri yoktu artık.

Başka insanlar gelmiş.

Masalar değişmiş.

Müzik değişmiş.

Işık aynı gibi ama oda farklı geliyor.

Şehir gece boyunca kendi dekorunu değiştiriyor sanki.

Alsancak gece hayatı caz barlardan bohem mekanlara uzanan tek bi rota değil aslında. Aynı gece içinde farklı ruh hallerinin yan yana gelmesi.

Bazen müziği dinliyorsun.

Bazen arkadaşını.

Bazen ikisinide dinlemiyorsun, sokağa bakıyorsun.

Bazen gürültü güzel geliyor.

Bazen sessizlik arıyorsun.

Bir saat önce caz dinlerken “burdan kalkmayalım” diyorsun, iki saat sonra sokakta ayakta konuşmak daha güzel geliyor.

İzmir gecesinin belkide en güzel tarafı bu.

Seni tek bi şeye zorlamıyor.

Gece defterinin son satırı:

Alsancak’a gelirken “iki saat oturup döneriz” denmişti.

Dönüşte bunu hatırlattım.

— Biz saat söylemişmiydik?

“Söylediniz.”

— Yanlış hatırlıyorsun.

Kimse kabul etmedi tabi.

Sonra herkes başka yöne yürüdü. Arkada müzik devam ediyordu. Alsancak için gece daha bitmemişti, sadece bizimki bitmişti. Oda tam olarak ne zaman bitti belli değil zaten.

Dipnot: Alsancak Gecesinin Masada Kalmayan Tarafı

Gece bittikten sonra aslında akılda kalan şey mekanların adı olmuyor çoğu zaman. Hangi sokaktan döndün, hangi masada oturdun, hangi şarkı çalıyordu bunların bazıları birbirine karışıyor. Ama bi cümle kalıyor mesela. Bir arkadaşın gülerken söylediği saçma bişey. Sokakta duyduğun müzik. Caz barından çıkınca yüzüne gelen hava. Yada herkes eve gitmek istiyorum derken kimsenin gerçekten gitmemesi.

Alsancak biraz böyle bi yer galiba.

Geceyi planlayıp geliyorsun ama plan çok uzun yaşamıyor.

İlk mekan güzel çıkıyor, “burda kalalım” diyorsun.

Sonra biri başka bi yer hatırlıyor.

Oraya gidiyorsun.

Yolda müzik duyuyorsun.

Ona takılıyorsun.

Bir kahve daha.

Sonra saat olmuş hiç farkında değilsin.

O gecenin en garip taraflarından biri müziğin bütün akışı değiştirmesiydi. Caz dinlerken herkes biraz daha sakin konuşuyordu. Bohem mekana geçince cümleler daha dağınık oldu. Sokakta müzik duyunca zaten konuşmayı bıraktık.

İnsan müziğe göre davranıyormu gerçekten?

Bunu baya konuştuk.

Bir arkadaş kesin konuştu.

— Tabi davranıyor.

“Nasıl?”

— Caz çalarken kimse masaya vurup bağırmıyor mesela.

Başka biri hemen:

— Sen her yerde bağırıyorsun yalnız.

Masada kahkaha çıktı.

Bu tartışmadan net sonuç çıkmadı ama gece boyunca ortam değiştikçe insanların konuşma şeklide gerçekten değişti.

Deftere yazılan ilk dipnot:

“Bazı mekanlar insanı konuşturuyor, bazıları susturuyor. Bazısında kendini uzun uzun anlatıyorsun, bazısında sadece müzik dinlemek yeterli geliyor.”

Caz barından çıkarken içerideki o loş kırmızı ışık aklımda kaldı.

Dışarı çıktığında Alsancak bambaşka.

Bir kaç adım önce herkes oturuyordu.

Şimdi sokakta onlarca kişi.

Sanki aynı şehrin içinde iki farklı saat dilimi gibi.

İçerde zaman yavaş.

Dışarda hızlı.

Bir arkadaş:

— İçerde otururken gece bitmeyecek gibi geliyor, dışarı çıkınca herkes bi yere yetişiyor.

Doğru aslında.

Gece hayatı denilince hep hareket düşünülüyor ama gecenin sessiz tarafıda var.

Bir köşede tek başına oturan biri.

Yanındaki kitabı açmış ama okumuyor belki.

Bir başka masada iki kişi konuşmadan oturuyor.

Kim bilir belki kavga etmişler.

Belki sadece yorgunlar.

İnsan dışardan bakınca hikaye yazıyor tabi.

Gerçeği bilmiyor.

Kırmızı gece notu:

Alsancak’ın gecesi sadece yüksek ses değil. Bazen iki masanın arasındaki sessizlik, bazen saksafonun yarım kalan bi cümlenin üstüne girmesi, bazen sokakta hiç tanımadığın birinin kahkahası daha fazla akılda kalıyor.

Bohem mekan konusu ise gecenin en çok dalga geçilen tarafıydı.

Başta herkes bohem kelimesini biliyormuş gibi konuşuyordu.

Sonra tanımlamaya gelince kimse net bişey söyleyemedi.

“Bohem mekan nedir?”

Bir arkadaş:

— Eski eşya.

Başka biri:

— Loş ışık.

Diğeri:

— Pahalı kahveyi eski fincanda vermek.

Buna baya güldük.

Sonra konu biraz daha ciddi oldu.

Bohem denilen şey gerçekten dekor mu, yoksa mekanın insanlara bıraktığı serbestlik hissimi?

Bence ikinci tarafı daha önemli.

Herşey çok steril olunca insan bazen rahat edemiyor.

Sandalyenin biri başka, masanın biri başka, duvarın boyası kusursuz değil.

Ama ortam samimi.

İnsan daha uzun oturuyor.

Belki bohem hissi tamda bu kusurlarda.

Bohem gece üzerine masadan çıkan fikirler:

  • Mekan çok kusursuz olunca bazen karakteri kayboluyor.
  • Eski eşya tek başına bohem yapmıyor.
  • Müziğin mekanın ruhuyla uyuşması önemli.
  • İnsanların rahat oturabildiği yer daha çabuk benimseniyor.
  • Duvarlarda fazla hazırlanmış dekor yerine gerçek izler daha sıcak gelebiliyor.
  • Bir mekanın hikayesi olması bazen tasarımından daha önemli.

O gece eski plaklar üzerinden müzik alışkanlıklarıda konuşuldu.

Bir arkadaş plak dinlemeyi sevdiğini söyledi.

Diğeri hemen:

— Senin plak çaların varmı?

— Yok.

— Nasıl seviyorsun?

— Görüntüsünü seviyorum.

Bu dürüstlük hoşuma gitti.

İnsan bazen bişeyin kendisini değil fikrini seviyor.

Plak örneğin.

Eski kamera.

Daktilo.

Eski bar taburesi.

Bunların hepsi bi dönemin hissini taşıyor biraz.

Ama günlük kullanımda kimse daktiloyla mesaj yazmak istemiyor tabi.

Eskiye hayranlık biraz seçici.

Romantik tarafını alıyoruz.

Zor tarafını bırakıyoruz.

Dipnot 2:

“Nostalji biraz hileli bişey. Eski şeyi olduğu gibi değil, güzel taraflarını seçerek hatırlıyorsun.”

Bu cümleden sonra eski Alsancak tekrar konuşuldu.

Bir arkadaş yıllar önce gittiği bir mekanı anlattı.

İsim söyledi.

Diğerleri hatırlamadı.

“Çok güzeldi” dedi.

“Nesi güzeldi?”

Bir süre düşündü.

— Arkadaşlarım vardı.

İşte mesele biraz burda galiba.

Mekan dediğimiz şey aslında insanlarla birleşince değer kazanıyor.

Aynı sandalyeyi bugün koysan aynı his olmuyor.

Aynı şarkıyı açsan bile.

Çünkü o masadaki insanlar yok.

O zamanki sen yoksun.

Bir mekan kapanıyor diye üzülüyorsun ama belki kaybettiğin şey mekan değil dönem.

Bu biraz ağır bi düşünce oldu.

Hemen arkasından biri:

— Ben eski hesabı özlüyorum, o daha önemli.

Yine herkes güldü.

Eski Alsancak konuşulurken akılda kalanlar:

  • Bazı mekanlar kapanınca şehirden bi anı eksilmiş gibi geliyor.
  • Eski gece hayatını özlemek biraz eski arkadaşları özlemek olabilir.
  • İnsan yaş aldıkça mekan tercihi değişiyor.
  • Eskiden yüksek müzik sevdiğin yerde şimdi sohbet etmek istiyorsun.
  • Geceye çıkma sebebinde bile zamanla değişiyor.

Yaş meseleside burdan çıktı zaten.

“Eskiden saat üçte eve dönüyorduk” dedi biri.

Başka biri:

— Şimdi saat on birde esniyorsun.

— Yaşla alakası yok.

— Neyle alakası var?

— Sandalye rahatsızdı.

Kimse inanmadı.

İnsan gecede yaş aldığını en çok müzikten mi anlıyor acaba?

Eskiden “ses az” diyorsun.

Sonra “biraz kısmıyorlarmı bunu?” demeye başlıyorsun.

Bu cümle masada biraz tedirginlik yarattı.

Herkes kendi yaşını düşündü sanırım.

Gecenin acı ama komik tespiti:

“İnsan gençken mekanın kapanış saatini soruyor, sonra bi yaştan sonra mutfağın kaçta kapandığını.”

Bu cümle gecenin favorilerinden oldu.

Sonra herkes hangi yaşta neyin değiştiğini anlatmaya başladı.

Birisi artık kalabalığı eskisi kadar sevmediğini söyledi.

Bir diğeri tam tersine kalabalık olmayınca gece çıkmış gibi hissetmediğini.

Bir arkadaş ise:

— Ben insan istiyorum ama çok insan istemiyorum.

Başta saçma geldi.

Sonra baya mantıklı.

İnsan sosyallik istiyor ama boğulmak istemiyor.

Özellikle Alsancak gibi hareketli yerlerde mekan seçimi bu yüzden önemli oluyor.

Sohbet edeceksen başka atmosfer.

Dans edeceksen başka.

Müzik dinleyeceksen başka.

Tek bi gece hayatı yok yani.

Dipnot 3 – Kalabalık meselesi:

Kalabalık bazen enerji veriyor.

Bazen yoruyor.

Tanımadığın insanlar arasında görünmez olmak güzel gelebiliyor.

Ama aşırı dolu yerde bütün gece sandalye çekilmesinden bıkabiliyorsun.

İyi gece galiba tam kararında insan olan gece.

Sokak müziğine takıldığımız bölüm ise plan dışı olduğu için daha güzel kaldı aklımda.

Çünkü kimse “şimdi burda müzik dinleyeceğiz” demedi.

Yürürken duyduk.

Durduk.

O kadar.

Bazen gecenin en güzel bölümü programda olmayan yer oluyor.

Bir arkadaş bunu:

— Tesadüf daha ucuz eğlence.

diye yorumladı.

Ne demek istediğini kendiside tam anlatamadı.

Ama kulağa güzel geldi.

Sokak müziğinin etrafında oluşan kalabalıkta herkes birbirinden farklıydı.

Geceye çıkmış grup var.

Yoldan geçen var.

Elinde alışveriş poşetiyle durmuş biri var.

Köpeğini gezdirirken dinleyen var.

Kimse aynı amaçla orda değil ama bi şarkı boyunca aynı yerde.

Bence şehir hayatının en güzel taraflarından biri bu.

Kısa süreli ortaklıklar.

Şarkı bitiyor, herkes dağılıyor.

Bir daha birbirini görmeyeceksin belki.

Sokak müziğinden kalan not:

“Bazı insanlar hayatına sadece üç dakikalık bi şarkı kadar giriyor. Adını bilmiyorsun ama aynı anda aynı şeyi dinlemiş oluyorsun.”

Gece ilerledikçe herkesin konuşma konusu yemek olmaya başladı.

Bence bu bütün gecelerin doğal sonu.

Başta müzik.

Sanat.

Bohem yaşam.

Eski Alsancak.

Sonra:

— Acıktınızmı?

Bütün entelektüel hava bi saniyede gitti.

Birisi tost dedi.

Birisi çorba.

Başka biri “bu saatte yemek yemem” dedi.

On dakika sonra en fazla o yedi.

Bu tarz gecelerde insanların söylediğiyle yaptığı arasında ciddi fark oluyor.

“Bir kahve içip kalkarız.”

Üç saat oturulur.

“Bir şey yemicem.”

Masadaki tabağın yarısı yenir.

“Erken dönecem.”

En son o kalır.

Alsancak gecesinin değişmeyen üç yalanı:

  • Bir yere uğrayıp çıkacağız.
  • Bu son mekan.
  • Ben geç kalmam.

Gece kahvesinde artık herkes biraz yorgundu.

İlk saatlerde başka masalara, dekorlara, müziğe dikkat ediyorsun.

Son saatlerde sadece oturacak yer arıyorsun.

Bir arkadaş sandalyeye oturup:

— İşte gerçek lüks.

dedi.

“Ne?”

— Oturmak.

Bu noktada hepimiz yaşlandığımızı kabul etmeye çok yaklaşmıştık ama konu değiştirildi.

Kahve geldi.

Gece yeniden biraz uzadı.

Bir ara kimse konuşmadı.

Herkes masada ama sessizlik var.

Garip değildi.

İyi arkadaşlıkta sessizlik rahatsız etmiyor demekki.

Birinin sürekli konu açmasına gerek yok.

Bu gecenin en sakin dakikalarıydı.

Dipnot 4:

“İyi arkadaşla gece boyunca konuşabilirsin ama bazen beş dakika susabilmek daha değerli. Sessizlik garip gelmiyorsa rahatlık başlamış demek.”

Biraz sonrada tekrar konuşmaya başladık tabi.

Konu bu kez Alsancak’ta insanların kıyafetlerine geldi.

Gece boyunca çok farklı stil görüyorsun.

Çok hazırlanmış insanlar.

Oldukça sade gelenler.

İşten çıkıp direkt gelmiş olanlar.

Gecenin tamamını planlamış gibi görünenler.

Plansız çıkanlar.

Bir arkadaş:

— Gece hayatı biraz şehir defilesi gibi.

“Herkes birbirine bakıyormu?”

— Bakar tabi ama herkes kendine bakıldığını sanıyor bence.

Bu enteresan bi tespitti.

İnsan hazırlanıp dışarı çıktığında başkalarının onu fark ettiğini düşünüyor.

Ama muhtemelen herkes aynı anda kendi dünyasında.

Bir süre sonra zaten kimsenin ne giydiğini hatırlamıyorsun.

Hatırladığın arkadaşının söylediği bişey oluyor.

Geceden kalan küçük gözlemler:

  • İnsanlar gece daha cesur giyiniyor.
  • Alsancak farklı stilleri aynı sokakta yan yana getiriyor.
  • Şıklık herkes için aynı şey değil.
  • Rahatlık gece uzadıkça daha önemli hale geliyor.
  • Gecenin başında ayakkabı seçimi estetik, sonunda sağlık konusu oluyor.

Ayakkabı meselesi açılınca bütün grup kendi ayağından şikayet etmeye başladı.

Birisi yanlış ayakkabıyla geldiğini söyledi.

Başka biri:

— Ben sana dedim.

— Ne zaman dedin?

— Evden çıkarken.

— Sen benim evimde değildin.

İki saniye sessizlik.

— O zaman içimden demişim.

Gecenin en anlamsız savunmalarından biriydi.

Yorgunluk arttıkça mizah seviyesi düşüyor ama komiklik artıyor galiba.

Gece ilerledikçe öncelik sırası:

Saat 20.00: Mekanın havası nasıl?

Saat 22.00: Müzik nasıl?

Saat 00.00: Ne yiyelim?

Saat 02.00: Eve nasıl gidicez?

Dönüş meselesi gerçekten ayrı bi organizasyon oldu.

Herkes başka yerde oturuyor.

Kim taksiye binecek?

Kim yürüycek?

Kim biraz daha kalacak?

Bir arkadaş hala “bir yere daha gidelim” diyordu.

Kimse ciddiye almadı.

Beş dakika sonra iki kişi kabul etti.

Ben burda gecenin bitmesi gerektiğini düşündüm.

Ama Alsancak’ta bu karar demokratik alınmıyor galiba.

Herkes kendi gecesini ayrı bitiriyor.

Son uzun dipnot

O akşamdan sonra fark ettim ki Alsancak gece hayatı denildiğinde aslında sadece mekan konuşmak eksik kalıyor.

Mekanlar değişebilir.

İsimleri değişir.

Bir yer kapanır başka yer açılır.

Caz çalan yer bugün vardır yarın başka konsepte döner.

Bohem dediğin mekan biraz modernleşir, sonra eskisi kadar bohem değil deriz.

Ama sokağın hareketi devam ediyor.

İnsanların buluşma isteği devam ediyor.

Bir arkadaşını görmek için evden çıkmak.

Müzik dinlemek.

Bir masada uzun oturmak.

Biraz yürümek.

Hiç planında olmayan bi şarkıya denk gelmek.

Geceyi güzel yapan bunların toplamı galiba.

Alsancak’ın caz barlarından bohem mekanlarına uzanan tarafıda burda ilginç.

Aynı gece içinde ruh halin değişebiliyor.

İlk yerde müziğe odaklanıyorsun.

İkincisinde sohbet açılıyor.

Sokakta insanları izliyorsun.

Sonra gece kahvesinde herkes susuyor.

Tek bi tarz yok.

Tek bi insan tipi yok.

Tek bi doğru gece rotasıda yok.

Biri için mükemmel gece canlı caz dinleyip erken eve dönmek olabilir.

Başka biri için üç mekan değiştirmek.

Bir başkası yalnızca bi sokakta arkadaşlarıyla oturmayı tercih eder.

Bence hepsi gece hayatının parçası.

Çünkü gece hayatını asıl belirleyen şey mekanın ışığı değil, insanın o akşam ne aradığı.

Bazen kalabalık arıyorsun.

Bazen sessizlik.

Bazen müzik.

Bazen sadece “evde durmayayım” diyorsun.

Ve bazen dışarı çıkarken hiç bi beklentin yokken en güzel gece oluyor.

Defterin en sonuna şunu yazmışım: “Alsancak’ta gece bitmiyor aslında, sadece sen eve gidiyorsun.” Sabah okuyunca biraz fazla iddalı geldi ama silmedim. Çünkü o an öyle hissettirmişti.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir