Travesti İrem’in Basmane Garı’nda Tanıştığı Kişi Kim?
Bazı insanlarla tanışmak için arkadaş ortamına, sosyal medyaya ya da uzun uzun hazırlanmış planlara ihtiyaç duyulmuyor. Bazen yanlış zamanda doğru yerde bulunmak yetiyor. Hatta bazen sadece trenin gecikmesi.
Travesti İrem’in Basmane Garı’nda yaşadığı karşılaşma da tam olarak böyle başladı.
Ne önceden verilmiş bir söz vardı ne de birbirlerini tanıyorlardı. Aynı yerde bulunmalarının tek sebebi, o akşam ikisinin de bir süre beklemek zorunda kalmasıydı.
İrem olayı anlatmaya başladığında ilk söylediği cümle ise şuydu:
“Normalde yabancı biriyle bu kadar uzun konuşmam. Ama adam ilk cümlede öyle bir şey söyledi ki ister istemez sohbete başladık.”
Peki kimdi bu kişi?
İrem neden yıllar sonra bile o konuşmayı hatırlıyordu?
Ve hepsinden önemlisi, Basmane Garı’nda başlayan sıradan bir sohbet nasıl birkaç saat süren bir İzmir hikâyesine dönüştü?
Her Şey Basmane’de Sıradan Bir Akşam Başladı
İrem’in anlattığına göre günün başında sıra dışı hiçbir şey yoktu. İzmir’de halletmesi gereken birkaç işi vardı. Gün içinde bir yerden başka bir yere koşturmuş, akşam olduğunda da oldukça yorulmuştu.
Basmane tarafına geldiğinde tek istediği biraz oturmaktı.
“Ayaklarım artık benimle konuşmuyordu,” diye anlatıyor.
“Nasıl yani?” diye soruyorum.
“Küsmüşlerdi.”
İrem’in hikâyesini dinlerken ciddi kalmak pek kolay değil.
Garın bekleme bölümünde kendine bir yer bulmuş. Çantasını yanına bırakmış, telefonuna bakmış ve bir süre insanları izlemeye başlamış.
Birileri geliyor.
Birileri gidiyor.
Birileri telaşla saate bakıyor.
Bir başkası ağır ağır yürüyor.
Garların kendine özgü hali biraz da bundan geliyor. Aynı çatı altında bulunan herkesin başka bir yere gitme niyeti var.
İrem’in Dikkatini Önce Eski Bir Çanta Çekti
İrem’in birkaç koltuk ilerisinde altmışlı yaşlarının sonlarında görünen bir adam oturuyordu.
Üzerinde sade bir ceket vardı. Yanında ise yıllardır kullanıldığı her halinden belli olan kahverengi bir seyahat çantası duruyordu.
İrem’in dikkatini adamdan önce çanta çekmiş.
“Çantaya bakıp duruyordum,” diyor.
— Nesi ilginçti?
İrem: Yeni değildi. Hatta bayağı eskiydi. Köşeleri aşınmış, sapı birkaç defa tamir edilmiş gibiydi. Ama adam çok özenli taşıyordu.
— Sonra?
İrem: Sonra adam bana baktı.
— Yakalandın yani?
İrem: Bildiğin yakalandım.
İrem hemen gözlerini başka tarafa çevirmiş.
Fakat birkaç saniye sonra adam konuşmuş.
“Çantaya mı bakıyorsun?”
İrem biraz utanarak:
“Evet, eski olduğu belli de…” demiş.
Adam çantanın sapını tutup gülümsemiş.
“Benden daha çok şehir gördü bu.”
Sohbeti başlatan cümle işte buydu.
Peki Basmane Garı’ndaki Adam Kimdi?
İrem önce adamın adını sormamış.
Zaten adam da kendisini tanıtmak için acele etmemiş.
Önce çantadan konuşmuşlar.
Sonra trenlerden.
Sonra İzmir’den.
Yaklaşık on dakika sonra adam elini uzatmış:
“Ben Kemal.”
İrem de kendisini tanıtmış.
Kemal Bey emekli bir demiryolu çalışanı olduğunu söylemiş. Uzun yıllar boyunca işi nedeniyle farklı istasyonlarda bulunmuş, birçok kez Basmane Garı’ndan geçmiş.
Yanındaki eski çanta da çalışma yıllarından kalmaymış.
İrem merak edip sormuş:
“Yeni bir çanta almıyor musunuz?”
Kemal Bey gülmüş.
“Aldım. Evde duruyor.”
“Bunu neden kullanıyorsunuz?”
Adamın cevabı İrem’in aklında kalmış:
“Yeni çanta eşyalarımı taşıyor. Bu ise hatıralarımı da taşıyor.”
İrem bu cümleyi duyunca artık telefonunu çantasına koymuş.
Çünkü karşısında anlatacak hikâyesi olan biri olduğunu anlamış.
“Eskiden İnsanlar Trenlerde Daha Çok Konuşurdu”
Kemal Bey’in anlattığı şeylerden biri eski tren yolculukları olmuş.
İrem soruyor:
“Eskiden yolculuklar daha mı güzeldi?”
Kemal Bey bu soruya hemen romantik bir cevap vermemiş.
“Daha güzeldi diyemem. Daha zordu,” demiş.
Bu cevap İrem’in hoşuna gitmiş.
Çünkü geçmişten bahseden insanların çoğu her şeyin eskiden mükemmel olduğunu söyleme eğiliminde.
Kemal Bey ise aynı fikirde değilmiş.
Eski trenlerin daha yavaş olduğunu, yolculukların uzun sürdüğünü, bugünkü imkânların çoğunun bulunmadığını anlatmış.
Fakat sonra küçük bir farktan söz etmiş:
“İnsanlar daha çok konuşurdu.”
İrem hemen sormuş:
“Tanımadıkları insanlarla mı?”
“Başka kimle konuşacaklar?” diye cevap vermiş adam.
İrem burada kahkahayı basmış.
Telefon Yoksa Yolculukta Ne Yapılıyordu?
İrem’in merakı devam etmiş.
“Telefon yok, internet yok. Uzun yolculukta ne yapıyordunuz?”
Kemal Bey saymaya başlamış:
- Gazete okunurdu.
- Kitap okuyan olurdu.
- Camdan dışarı bakılırdı.
- Yan koltuktaki insanla sohbet edilirdi.
- Bir şeyler yenirdi.
- Ve bazen hiçbir şey yapılmazdı.
İrem son maddeye takılmış.
“Hiçbir şey yapmadan nasıl duruyordunuz?”
Kemal Bey gülmüş.
“Sıkılıyorduk.”
“Sonra?”
“Sonrası yok. Sıkılmak da hayatın içindeydi.”
“Bu cümleyi sevdim. Şimdi iki dakika boş kalınca telefon çıkarıyoruz. Adam resmen bana sıkılmanın normal olduğunu hatırlattı.”
Sohbet Bu Kez İrem’e Döndü
Yaklaşık yarım saat boyunca soruları İrem sormuş.
Sonra Kemal Bey:
“Ben anlattım durdum. Sen ne yapıyorsun?” diye sormuş.
İrem bir an duraksamış.
“Hayatta mı?”
“Hayatta.”
İrem gülmüş.
“O biraz uzun.”
Kemal Bey saatine bakmış.
“Trene daha var.”
Böylece roller değişmiş.
Bu kez İrem anlatmaya başlamış.
İzmir’deki hayatından, arkadaşlarından, günlük koşturmacadan ve zaman içinde değişen düşüncelerinden söz etmiş.
Bir noktada Kemal Bey doğrudan sormuş:
“Mutlu musun?”
İrem bu soruyu beklemiyormuş.
“Ne bileyim, bazen,” demiş.
Adam başını sallamış.
“Güzel cevap.”
“Nesi güzel?”
“Gerçek.”
Trans Olduğunu Söylediğinde Tepkisi Ne Oldu?
Sohbet ilerledikçe İrem kendisinden daha rahat bahsetmeye başlamış.
Bir noktada trans bir kadın olduğundan söz etmiş.
İrem bana hikâyeyi anlatırken özellikle bu kısmı hatırladığını söylüyor.
— Nasıl tepki verdi?
İrem: Aslında benim beklediğim gibi tepki vermedi.
— Ne bekliyordun?
İrem: Ya soru soracak ya da şaşıracak sandım.
— Ne yaptı?
İrem: “Hımm” dedi ve konuşmaya devam etti.
— Sadece bu mu?
İrem: Aynen.
Birkaç dakika sonra Kemal Bey’in söylediği cümle ise İrem’in daha fazla dikkatini çekmiş:
“İnsan yaşlandıkça başkalarının hayatına karar vermenin ne kadar gereksiz olduğunu anlıyor.”
İrem gülerek:
“Keşke herkes biraz erken anlasa,” demiş.
Kemal Bey de:
“Bazıları hiç anlamıyor,” diye cevap vermiş.
Çantanın İçinden Çıkan Eski Fotoğraf
Sohbetin en ilginç kısmı bundan sonra yaşanmış.
Kemal Bey eski çantayı açıp içinden küçük bir kitap çıkarmış.
Kitabın arasından siyah-beyaz bir fotoğraf yere düşmüş.
İrem eğilip fotoğrafı almış.
Fotoğrafta genç birkaç kişi bir trenin önünde duruyormuş.
İrem sormuş:
“Hangisi sizsiniz?”
Kemal Bey fotoğrafın sol tarafındaki ince, uzun saçlı bir genci göstermiş.
İrem fotoğrafa bakmış.
Sonra Kemal Bey’e.
Tekrar fotoğrafa.
“Bu siz misiniz gerçekten?”
“Benim.”
İrem dayanamamış:
“Saçlar efsaneymiş.”
Kemal Bey kahkahayı basmış.
“Saç vardı o zaman.”
İkisi de dakikalarca gülmüş.
Fotoğraftaki Diğer Kişi Kimdi?
İrem’in dikkatini fotoğraftaki başka biri çekmiş.
Kemal Bey’in yanında duran genç bir kadın.
“Bu kim?” diye sormuş.
Adamın yüzündeki ifade biraz değişmiş.
“Eşim.”
İrem:
“Şimdi nerede?” diye soracak olmuş ama kendisini durdurmuş.
Kemal Bey bunu fark etmiş.
“Beş yıl önce kaybettim,” demiş.
İrem bir anda ne söyleyeceğini bilememiş.
“Başınız sağ olsun.”
Adam teşekkür etmiş.
Sonra fotoğrafı eline almış.
“Bu fotoğraf çekildiğinde daha sevgili bile değildik.”
İrem şaşırmış.
“Ciddi misiniz?”
“Ciddiyim.”
“Peki nasıl oldu?”
Kemal Bey gülümsemiş.
“İşte o daha uzun hikâye.”
İrem hemen saate bakmış.
“Trene daha var mı?”
Bu kez Kemal Bey kahkaha atmış.
Bir Tren Yolculuğuyla Başlayan Evlilik
Kemal Bey eşini arkadaş grubundan tanıyormuş.
Fakat uzun süre aralarında özel bir yakınlık olmamış.
Bir gün aynı tren yolculuğunda uzun süre sohbet etmişler.
İrem araya girmiş:
“Yani siz de garda tanışmış sayılıyorsunuz?”
“Sayılır.”
“Şu anda benimle yaptığınız şeyin aynısını eşinizle de yapmışsınız.”
Adam biraz düşünüp gülmüş.
“Galiba benim bütün hayatım istasyonlarda geçmiş.”
İrem bu cümleyi özellikle sevmiş.
“Bazı insanlar hayatımıza kapıdan giriyor. Bazıları bir telefonla. Bazılarıysa bir tren beklerken yanımıza oturuyor.”
“Genç Olsaydınız Bugünkü Hayata Alışabilir miydiniz?”
İrem’in soruları bitmemiş.
“Bugün yirmi yaşında olsaydınız sosyal medyayı kullanır mıydınız?”
Kemal Bey:
“Muhtemelen.”
“Instagram?”
“Olabilir.”
“TikTok?”
Adam bir süre düşünmüş.
“O ne yapıyor?”
İrem açıklamaya çalışmış.
Yaklaşık iki dakika sonra Kemal Bey:
“Yok, onu kullanmazdım,” demiş.
İrem gülmüş.
“Daha görmeden karar verdiniz.”
“Yaşlı olmanın bazı avantajları var.”
Trenin Saati Yaklaşınca Sohbet Değişti
Yaklaşık bir saat geçmiş.
Başlangıçta birbirini hiç tanımayan iki insan artık eski fotoğraflardan, ilişkilerden ve hayatın garip tesadüflerinden konuşuyormuş.
Sonra garın hareketliliği artmış.
Kemal Bey saatine bakmış.
“Benim gitmem gerekiyor.”
İrem o anda garip bir şey hissettiğini söylüyor.
Bir saat önce bu adamın kim olduğunu bilmiyormuş.
Şimdi ise sohbetin bitmesine üzülüyormuş.
— Telefon numarasını aldın mı?
İrem: Hayır.
— Neden?
İrem: Bilmiyorum. O anda aklıma gelmedi.
— Sonradan pişman oldun mu?
İrem: Biraz. Ama belki de böyle kalması daha güzel.
Ayrılırken İrem’e Ne Söyledi?
Kemal Bey çantasını almış.
İrem de ayağa kalkmış.
“Tanıştığımıza memnun oldum,” demiş.
Kemal Bey:
“Ben de,” diye cevap vermiş.
Sonra birkaç adım atmış.
Geri dönmüş.
“İrem.”
“Efendim?”
“Çok düşünüyorsun.”
İrem şaşırmış.
“Nereden anladınız?”
Adam gülümsemiş.
“Bir saattir soru soruyorsun.”
İrem kahkahayı basmış.
Kemal Bey son bir cümle söylemiş:
“Arada sadece yaşa. Her şeyi anlamaya çalışma.”
Sonra kalabalığın arasına karışmış.
İrem O Kişiyi Bir Daha Gördü mü?
Hikâyeyi dinledikten sonra benim de merak ettiğim soru buydu.
— Bir daha karşılaştınız mı?
İrem: Hayır.
— Hiç Basmane’ye gidip bakmadın mı?
İrem: Gittim tabii ama özellikle onu aramadım.
— Neden?
İrem biraz düşünüyor.
“Çünkü bazı karşılaşmaların devam etmesi gerekmiyor galiba.”
Bu kez ben susuyorum.
İrem devam ediyor:
“Düşünsene. Telefonunu alsaydım belki birkaç kere konuşacaktık. Sonra unutacaktık. Şimdi ise Basmane Garı’nı düşündüğümde o adam aklıma geliyor.”
Peki Travesti İrem’in Basmane Garı’nda Tanıştığı Kişi Kimdi?
Başlıktaki sorunun cevabı aslında oldukça sıradan.
Ünlü biri değildi.
Sosyal medyada binlerce takipçisi yoktu.
İrem’in daha önce tanıdığı biri de değildi.
Sadece eski çantasını hâlâ kullanmaya devam eden, emekli bir demiryolu çalışanıydı.
Adı Kemal’di.
Ama belki hikâyeyi ilginç yapan şey de buydu.
Günlük hayatta yanımızdan geçen insanların çoğunun hikâyesini bilmiyoruz. Vapurda karşımızda oturan kişinin, otobüste yanımızda bekleyenin veya bir tren garında birkaç koltuk ileride duran insanın geçmişinde neler olduğunu tahmin edemiyoruz.
Bazen küçük bir soru bütün mesafeyi ortadan kaldırıyor.
İrem için o soru eski bir çantaydı.
Hikâyenin Sonunda İrem’e Tek Bir Şey Sordum
— Kemal Bey şu anda karşında olsa ona ne söylerdin?
İrem birkaç saniye düşünüyor.
“Fotoğrafı hâlâ taşıyor musunuz diye sorardım.”
— Başka?
Biraz daha düşünüyor.
“Bir de yeni çantayı hâlâ kullanmaya başlamadınız mı diye sorardım.”
Gülüyoruz.
— Başka?
Bu kez cevabı daha kısa:
“İyi ki o gün konuşmuşuz derdim.”
“Bazen tanımadığın bir insanla bir saat konuşuyorsun ve yıllardır tanıdığın bazı insanlardan daha fazla cümlesi aklında kalıyor. Hayatın tuhaf taraflarından biri de bu galiba.”
Basmane Garı’ndaki o karşılaşmadan geriye İrem’in elinde bir telefon numarası ya da birlikte çekilmiş bir fotoğraf kalmadı.
Sadece anlatabileceği bir hikâye kaldı.
Belki bazı tesadüfler için bu kadarı yeterlidir.
Travesti İrem’in Basmane Garı’nda Tanıştığı Kişi Kim?
İzmir’de bazen en ilginç sohbetler planlı buluşmalarda değil, hiç beklenmeyen yerlerde başlıyor. Travesti İrem’in anlatacağı hikâyenin adresi ise Basmane Garı. Eski bir kahverengi çanta, beklenen bir tren ve daha önce birbirini hiç görmemiş iki insan…
İrem’le oturup o günü en başından konuştuk. İlk sorumuz doğal olarak herkesin merak edeceği soruydu.
İrem’in Basmane Garı’nda tanıştığı kişi kimdi, ilk konuşmayı kim başlattı ve yaklaşık bir saat süren sohbet neden yıllar sonra bile İrem’in aklında kaldı?
“Önce Şunu Sorayım: Basmane Garı’nda Ne İşin Vardı?”
— İrem, hikâyeyi başından alalım. O gün Basmane’de ne yapıyordun?
İrem: Aslında anlatınca çok sıradan. Gün içerisinde birkaç işim vardı. Basmane tarafına geldim ve bayağı yorulmuştum. Biraz oturmak istedim.
— Yani gizemli hikâyenin başlangıcı “yoruldum ve oturdum” mu?
İrem: Maalesef. Daha heyecanlı bir şey uydurabilirdim ama gerçek bu.
— O sırada kalabalık mıydı?
İrem: İnsanlar gelip gidiyordu. Garların garip bir havası var zaten. Kimse orada kalmak için bulunmuyor. Herkes başka bir yere gitmeye çalışıyor.
— İnsanları izler misin?
İrem: Çok.
— Belli.
İrem: Ne demek o?
— Hikâyenin devamından belli.
İrem: Tamam, devam et.
“Adamı mı Fark Ettin, Çantayı mı?”
— Karşılaştığın kişiyi ilk nasıl fark ettin?
İrem: Aslında önce onu değil, çantasını fark ettim.
— Nasıl bir çanta?
İrem: Eski kahverengi bir seyahat çantası. Böyle yeni alınmış, özellikle vintage görünsün diye yapılmış şeylerden değil. Gerçekten eski. Kenarları aşınmış, sapı tamir edilmiş.
— Neden bu kadar dikkatini çekti?
İrem: Adam çantaya çok özenli davranıyordu. O yüzden merak ettim.
— Uzun uzun baktın mı?
İrem: Biraz.
— Biraz?
İrem: Tamam, fazla bakmış olabilirim.
— Seni fark etti mi?
İrem: Evet. Rezil olduğum bölüm orası zaten.
İlk Cümleyi Kim Kurdu?
— İlk konuşan kim?
İrem: O.
— Ne dedi?
İrem: “Çantaya mı bakıyorsun?” dedi.
— Sen ne dedin?
İrem: İnsan yakalanınca ne diyebilir? “Evet” dedim.
— Sonra?
İrem: Çantayı gösterip “Benden daha çok şehir gördü bu” dedi.
— Güzel giriş.
İrem: Aynen. Ben de merak ettim. “Kaç yıllık?” diye sordum. Sohbet öyle başladı.
İrem: “Normalde yabancı biriyle hemen konuşmam ama ‘Bu çanta benden çok şehir gördü’ deyince hikâyesini merak ettim.”
Peki Bu Kişi Kimdi?
— Artık açıklayalım. Kimdi bu adam?
İrem: Adı Kemal’di. Emekli demiryolu çalışanı olduğunu söyledi.
— Kaç yaşlarındaydı?
İrem: Tam yaşını sormadım. Altmışlarının sonlarında diye tahmin ettim ama yanlış söylemeyeyim.
— Basmane’yle bağlantısı var mıymış?
İrem: Yıllarca işi nedeniyle farklı istasyonlarda bulunmuş. Basmane’den de defalarca geçmiş. Trenlerle ilgili anlatacak çok şeyi vardı.
— Çantanın hikâyesi neymiş?
İrem: Çalıştığı dönemlerden kalmış.
— Yeni çanta almamış mı?
İrem: Ben de aynısını sordum.
— Cevap?
İrem: “Aldım, evde duruyor” dedi.
— Eskiyi niye kullanıyor?
İrem: İşte orada güzel bir şey söyledi. “Yeni çanta eşyalarımı taşıyor, bu hatıralarımı da taşıyor” dedi.
— Film repliği gibi.
İrem: Ben de öyle düşündüm. Ondan sonra telefonu bıraktım zaten. Dedim ki bu adamı dinleyelim.
Eski Tren Yolculuklarını Konuştunuz mu?
— Demiryolu çalışanı olunca trenleri sormuşsundur.
İrem: Tabii. Ben soru sormayı severim.
— Fark ettik.
İrem: Dalga geçme.
— Ne sordun?
İrem: “Eskiden tren yolculukları daha mı güzeldi?” dedim.
— Ne cevap verdi?
İrem: “Daha güzeldi diyemem, daha zordu” dedi. Bu cevabı sevdim.
— Neden?
İrem: Çünkü yaşlı insanlara geçmişi sorunca bazen her şeyi mükemmel anlatıyorlar. O öyle yapmadı. Yolculukların uzun olduğunu, şartların bugünkü gibi olmadığını anlattı.
— Özlediği bir şey yok muymuş?
İrem: İnsanların birbirleriyle daha fazla konuşmasını özlediğini söyledi.
“Telefon Olmadan Ne Yapıyordunuz?” Diye Sordun mu?
— Bunu gerçekten sordun mu?
İrem: Sordum.
— Ayıp değil mi?
İrem: Nesi ayıp?
— Adam sanki tarih öncesinde yaşamış gibi.
İrem: Öyle demedim. Uzun yolculukta ne yaptıklarını merak ettim.
— Ne yapıyorlarmış?
İrem: Gazete okuyorlarmış, kitap okuyorlarmış, konuşuyorlarmış, dışarı bakıyorlarmış.
— Başka?
İrem: Bazen hiçbir şey.
— Hiçbir şey?
İrem: Ben de aynı tepkiyi verdim. “Sıkılmıyor muydunuz?” dedim.
— Cevabı ne oldu?
İrem: “Sıkılıyorduk” dedi.
— Sonra?
İrem: “Sonrası yok, sıkılmak da hayatın içindeydi” dedi.
“Sıkılmak da hayatın içindeydi.” İrem’e göre bugün birkaç dakika boş kaldığımızda bile telefona uzandığımız için bu basit cümle sohbetin en ilginç bölümlerinden biri olmuş.
Kemal Bey Sana da Soru Sormaya Başladı mı?
— Hep sen mi soru sordun?
İrem: İlk yarım saat neredeyse evet.
— Adam pişman olmuş olabilir.
İrem: Olabilir.
— Sonra?
İrem: Bir ara “Ben anlattım durdum, sen ne yapıyorsun?” dedi.
— Ne cevap verdin?
İrem: “Hayatta mı?” dedim.
— Çok felsefi.
İrem: O da “Hayatta” dedi.
— Anlattın mı?
İrem: Biraz. İzmir’deki hayatımdan, arkadaşlarımdan, yaptığım şeylerden konuştum.
— Seni şaşırtan bir soru sordu mu?
İrem: “Mutlu musun?” dedi.
— Ne dedin?
İrem: “Bazen.”
— Güzel cevap.
İrem: O da aynısını söyledi.
Trans Olduğunu Söylediğinde Ne Oldu?
— Sohbet sırasında trans bir kadın olduğundan söz ettin mi?
İrem: Evet. Konu doğal olarak oraya geldi.
— Tepkisini merak ettin mi?
İrem: Tabii. Çünkü karşındaki insanı hiç tanımıyorsun.
— Ne yaptı?
İrem: “Hımm” dedi.
— Hımm?
İrem: Aynen.
— Sonra?
İrem: Sonra konuşmaya devam etti.
— Hiç soru sormadı mı?
İrem: O konuyla ilgili özel bir soru sormadı. Bir süre sonra da “İnsan yaşlandıkça başkalarının hayatına karar vermenin ne kadar gereksiz olduğunu anlıyor” gibi bir şey söyledi.
— Sen ne dedin?
İrem: “Keşke herkes biraz erken anlasa” dedim.
— O?
İrem: “Bazıları hiç anlamıyor” dedi.
“İnsanların seni tanımadan senin hakkında fikir sahibi olmasına alışıyorsun. O yüzden bazen birinin sadece normal şekilde sohbet etmeye devam etmesi bile aklında kalabiliyor.”
Eski Fotoğraf Nereden Çıktı?
— Hikâyede bir de fotoğraf var.
İrem: Evet. Çantasından bir kitap çıkardı. Kitabın arasından eski bir fotoğraf düştü.
— Siyah beyaz mı?
İrem: Evet. Birkaç genç trenin önünde duruyor.
— Kemal Bey de fotoğrafta mı?
İrem: Evet ama ilk başta tanıyamadım.
— Neden?
İrem: Saçları var.
— İrem!
İrem: Ne var? Kendisine de söyledim zaten.
— Ne dedin?
İrem: “Saçlar efsaneymiş” dedim.
— Kızmadı mı?
İrem: Hayır, kahkaha attı. “Saç vardı o zaman” dedi.
Fotoğraftaki Kadın Kimdi?
— Fotoğrafta başka kim vardı?
İrem: Kemal Bey’in yanında genç bir kadın vardı. Kim olduğunu sordum.
— Kimmiş?
İrem: Eşi.
— Birlikte miymişler o zaman?
İrem: Hayır. Fotoğraf çekildiğinde henüz sevgili bile değillermiş.
— Sonradan nasıl olmuş?
İrem: İşin ilginç tarafı orada. Sonradan bir tren yolculuğunda uzun uzun konuşmuşlar. Yakınlaşmaları öyle başlamış.
— Sen de hemen bağlantıyı kurmuşsundur.
İrem: Tabii. “Siz de eşinizle trende konuşmuşsunuz, şimdi benimle garda konuşuyorsunuz” dedim.
— Ne dedi?
İrem: “Galiba benim bütün hayatım istasyonlarda geçmiş” dedi.
— Güzelmiş.
İrem: Çok güzeldi.
Sosyal Medyayı da Konuştunuz mu?
— Bugünün dünyasına geldiniz mi sohbette?
İrem: Geldik. “Şimdi yirmi yaşında olsanız sosyal medya kullanır mıydınız?” diye sordum.
— Ne dedi?
İrem: “Muhtemelen” dedi.
— Instagram?
İrem: Kullanabilirmiş.
— TikTok?
İrem: TikTok’un ne olduğunu sordu.
— Anlattın mı?
İrem: Anlatmaya çalıştım.
— Sonuç?
İrem: “Yok, onu kullanmazdım” dedi.
— Anlatımın kötü olabilir mi?
İrem: Olabilir.
Sohbet Gerçekten Bir Saat mi Sürdü?
— Ne kadar konuştunuz?
İrem: Tam saate bakmadım ama yaklaşık bir saat.
— Bir yabancıyla bir saat konuşmak uzun.
İrem: Bana on beş dakika gibi geldi.
— Telefonuna baktın mı?
İrem: Başta baktım. Sonra çantaya koydum.
— Neden?
İrem: Çünkü gerçekten dinlemek istedim.
Telefon Numarasını Neden Almadın?
— En çok bunu merak ediyorum. Numarasını aldın mı?
İrem: Hayır.
— Neden?
İrem: Vallahi bilmiyorum. O anda aklıma gelmedi.
— Sosyal medya?
İrem: Onu da sormadım.
— Sonra pişman oldun mu?
İrem: İlk başta biraz.
— Şimdi?
İrem: Şimdi değilim.
— Neden?
İrem: Çünkü belki o sohbetin güzel tarafı tek seferlik olmasıydı.
Ayrılırken Sana Gerçekten “Çok Düşünüyorsun” mu Dedi?
— Son konuşmanız nasıldı?
İrem: Trenin saati yaklaşınca çantasını aldı. Ben de “Tanıştığımıza memnun oldum” dedim.
— Sonra?
İrem: Birkaç adım attı. Sonra geri dönüp adımı söyledi.
— “İrem” diye?
İrem: Evet. Ben de “Efendim?” dedim. “Çok düşünüyorsun” dedi.
— Nereden anlamış?
İrem: Ben de sordum. “Bir saattir soru soruyorsun” dedi.
— Haklı.
İrem: Sen de başladın.
— Sonra ne söyledi?
İrem: “Arada sadece yaşa. Her şeyi anlamaya çalışma.”
“Arada sadece yaşa. Her şeyi anlamaya çalışma.”
Kemal Bey’i Bir Daha Gördün mü?
— Sonrasında hiç karşılaştınız mı?
İrem: Hayır.
— Basmane Garı’na tekrar gittin mi?
İrem: Tabii gittim.
— Etrafa bakmadın mı?
İrem: Baktım.
— Hani aramadın?
İrem: Aramadım ama insan ister istemez bakıyor.
— Görsen tanır mısın?
İrem: Kesinlikle.
— Çantasından mı?
İrem: Büyük ihtimalle önce çantayı tanırım.
Bugün Karşında Olsa Ne Sorardın?
— Diyelim şimdi kapıdan içeri girdi. İlk sorun ne olur?
İrem: Çantayı hâlâ kullanıyor musunuz?
— İkinci?
İrem: Fotoğraf hâlâ kitabın arasında mı?
— Üçüncü?
İrem: Beni hatırladınız mı?
— Hatırlamadığını söylerse?
İrem: Bozulurum.
— Belli eder misin?
İrem: Asla.
— İnanmadım.
İrem: Ben de.
Basmane Garı’ndaki Karşılaşmadan Sana Ne Kaldı?
— Son soru. Bütün bu hikâyeden sana kalan ne?
İrem bu kez hemen cevap vermiyor.
İrem: Sanırım insanları biraz daha dinlemek.
— Nasıl yani?
İrem: Gün içinde yüzlerce insanın yanından geçiyoruz. Hepsinin geçmişi var, sevdiği insanlar var, kaybettikleri var, anlatacağı bir şey var. Ama hiçbirini bilmiyoruz.
— Herkesle konuşacak mısın bundan sonra?
İrem: Yok artık.
— Hani insanları dinleyecektin?
İrem: Uygun olanları dinleyeceğim.
— Kriter?
İrem: Güzel bir hikâyesi ve eski kahverengi çantası olabilir.
Gülüşüyoruz.
İrem: “Bazen bir insanı sadece bir saat tanıyorsun ama söylediği bir cümleyi yıllarca hatırlıyorsun. Kemal Bey benim için biraz öyle kaldı.”
Röportaj Bitti, Merak Bitmedi
İrem’in Basmane Garı’nda tanıştığı kişi ne ünlü bir isimdi ne de önceden planlanmış bir buluşmanın parçasıydı. Eski seyahat çantasını bırakmak istemeyen emekli bir demiryolu çalışanıydı.
Belki hikâyenin akılda kalmasının nedeni de tam olarak bu.
Röportajı kapatırken İrem’e son kez soruyorum:
— O gün Kemal Bey’le konuşmasaydın ne olurdu?
İrem: Hiçbir şey.
— Nasıl yani?
İrem: Ben kalkıp giderdim, o trenine binerdi. Birbirimizi bir daha hiç hatırlamazdık.
— Şimdi?
İrem gülümsüyor.
“Şimdi sen bana röportaj yapıyorsun.”
Sanırım Basmane’de başlayan hikâyenin en güzel özeti de bu.