Travesti Sude ile Karşıyaka’da 2000’lerin İzmiri

Travesti Sude ile Karşıyaka’da 2000’lerin İzmiri

Bazı yılları hatırlamak için eski fotoğraflara bakmaya gerek kalmıyor. Bir şarkının ilk birkaç saniyesi, eski bir telefon modeli, internet kafede duyulan klavye sesi ya da yıllardır kullanmadığınız bir kelime insanı bir anda geçmişe götürebiliyor.

Travesti Sude ile Karşıyaka’da buluştuğumuz gün sohbetin konusu başta 2000’ler değildi. Hatta belirli bir konumuz bile yoktu. Biraz yürür, bir yerde oturur, kahve içeriz diye düşünmüştük.

Sonra Sude karşı kaldırımdaki gençlere bakıp durduk yere şöyle dedi:

“Bizim zamanımızda telefonun şarjı üç gün giderdi ama kontörümüz olmadığı için zaten kimseyi arayamazdık.”

Gülmeye başladık.

Ve o tek cümle bizi yaklaşık yirmi yıl geriye götürdü.

2000’lerin İzmir’i Gerçekten Farklı mıydı?

“Sence İzmir gerçekten değişti mi, yoksa biz mi yaşlandık?” diye sordum.

Sude hiç düşünmeden cevap verdi:

“İkisi de.”

Sonra açıklamaya başladı.

“Şehir değişiyor tabii. Mekânlar değişiyor, insanlar değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Ama insanın geçmişi hatırlarken yaptığı bir hile var. Güzel tarafları saklıyor, sıkıcı tarafları siliyor.”

Haklı olabilirdi.

Bugün 2000’leri düşündüğümüzde aklımıza eski şarkılar, arkadaşlıklar ve sokakta geçirilen uzun saatler geliyor. İnternetin yavaşlığını, birini arayabilmek için kontör hesabı yaptığımızı veya buluşacağımız kişiyi bulamayınca yarım saat sokakta beklediğimizi pek hatırlamak istemiyoruz.

“WhatsApp Yoktu, İnsanlar Nasıl Buluşuyordu?”

Bugünden bakıldığında en tuhaf konulardan biri bu.

— Sude, 2003 yılında Karşıyaka’da biriyle buluşacaksın. Ne yapıyorsun?

Sude: Önceden konuşuyorsun.

— Sonra?

Sude: Gidiyorsun.

— Konum atmıyor musun?

Sude: Neyin konumunu atacağım?

— “Ben buradayım” diye fotoğraf?

Sude: Fotoğrafı neyle göndereceğim?

İkimiz de gülüyoruz.

Gerçekten de buluşmalar daha netti.

“Saat yedide şurada.”

Bu kadar.

Karşı taraf gelmezse bekliyordunuz.

On dakika.

Yirmi dakika.

Bazen yarım saat.

Bugünkü gibi “Neredesin?”, “Çıktın mı?”, “Kaç dakika kaldı?” mesajları yoktu.

Sude’nin 2000’ler kuralı:

“Birisi ‘geliyorum’ dediyse gerçekten gelip gelmediğini öğrenmenin tek yolu beklemekti.”

Kontör Dönemini Hatırlayanlar Burada mı?

Sohbet cep telefonlarına geliyor.

Sude çantasından bugünkü telefonunu çıkarıp masaya bırakıyor.

“Şimdi bununla her şeyi yapıyoruz,” diyor.

Gerçekten de öyle.

Fotoğraf, video, mesaj, harita, müzik, banka işlemleri, sosyal medya… Neredeyse bütün günlük hayat tek cihazın içine girmiş durumda.

2000’lerin başında ise telefonun temel görevi aramaktı.

Bir de SMS.

Tabii yeterli kontörünüz varsa.

— Hiç cevapsız çağrıyla haberleşir miydin?

Sude: Kim haberleşmiyordu ki?

— Bir kere çaldırmak ne demekti?

Sude: Duruma göre değişiyordu. “Geldim” de olabilir, “beni ara” da olabilir.

— İki kere?

Sude: Onu artık hatırlamıyorum. Şifreli haberleşme sistemi gibiydi.

Bir dönem gerçekten telefon çaldırma sayısından anlam çıkarıyorduk.

Karşıyaka’da İnternet Kafe Günleri

2000’leri konuşup internet kafeleri atlamak mümkün değil.

Bugün cebimizde sürekli internet var. O dönem ise internete girmek başlı başına yapılan bir aktiviteydi.

Sude anlatıyor:

“İnternet kafeye girdiğinde bir saat alırdın. Sonra o bir saati dünyanın en değerli zamanıymış gibi kullanırdın.”

— Ne yapıyordun internette?

Sude: MSN, forumlar, müzik… Bir de hiçbir işe yaramayan şeylere bakıyorduk.

— Şimdi farklı mı?

Sude birkaç saniye düşünüyor.

“Hayır. Sadece artık bunu günde sekiz saat yapıyoruz.”

Bu cevapta biraz fazla gerçeklik vardı.

MSN’de Çevrimiçi Olup Olmama Meselesi

MSN konusu açılınca sohbet iyice geçmişe gidiyor.

— MSN durumun ne olurdu?

Sude: Meşgul.

— Gerçekten meşgul müydün?

Sude: Tabii ki hayır.

— Neden meşgul?

Sude: Havalı geliyordu.

Sonra eski MSN isimlerinden konuşuyoruz.

İsimlerin yanına şarkı sözleri yazılması, anlamsız noktalama işaretleri, büyük-küçük harf kombinasyonları…

Ve elbette bir kişiye mesaj vermek için yazılmış ama sanki herkese yazılmış gibi duran durum mesajları.

Sude: “Bugünkü Instagram hikâyelerinin atası MSN durum mesajlarıydı. Sadece o zaman itiraf etmiyorduk.”

Titreşim Göndermek Bir İletişim Biçimiydi

— MSN titreşimini hatırlıyor musun?

Sude: Unutulur mu?

— Çok gönderir miydin?

Sude: Bana cevap vermeyen birine kesin gönderirdim.

— Rahatsız edici değil miydi?

Sude: Zaten amacı oydu.

Bugün birinin bilgisayar ekranını uzaktan sallayan bir mesajlaşma özelliği çıksa muhtemelen herkes ayarlardan kapatırdı.

O zaman ise gayet normal geliyordu.

2000’lerde Fotoğraf Çekmek Başka Bir Şeydi

Bugün Karşıyaka’da birkaç saat geçirirken yüzlerce fotoğraf çekmek mümkün.

Beğenmezseniz siliyorsunuz.

Bir tane daha.

Olmadı.

Bir tane daha.

2000’lerin başında durum farklıydı.

— Fotoğraf makinen var mıydı?

Sude: Vardı ama her yere götürmezdik.

— Kaç fotoğraf çekerdiniz?

Sude: Az. Zaten kötü çıksan bile bazen aylarca o fotoğrafla yaşamak zorundaydın.

— Filtre?

Sude: Güneş.

— Rötuş?

Sude: Fotoğrafçı düzgün basarsa şanslıydın.

Masadaki telefonumuza bakıp gülüyoruz.

Şimdi bir kahveyi içmeden önce dört farklı açıdan çekebiliyoruz.

Karşıyaka Çarşı’da Amaçsızca Dolaşmak

Sude’nin en fazla özlediği şeylerden biri ise oldukça basit:

Amaçsız dolaşmak.

“Şimdi bir yere giderken herkesin bir amacı varmış gibi geliyor,” diyor.

“O zaman bazen gerçekten yapacak hiçbir şeyimiz olmadığı için dışarı çıkıyorduk.”

— Ne yapıyordunuz?

Sude: Yürüyorduk.

— Sonra?

Sude: Yine yürüyorduk.

— Çok heyecanlıymış.

Sude: Dalga geçme. Çok güzeldi.

Arkadaşlarla karşılaşmak için konum paylaşmaya gerek yoktu. Bazen aynı yerlerde dolaşan insanlar zaten birbirlerini buluyordu.

Vapurda Telefon Yerine Etrafa Bakmak

Karşıyaka denince vapur sohbeti kaçınılmaz oluyor.

— Vapur yolculuklarında en büyük değişiklik ne?

Sude etrafına bakıyor.

“Telefonlar.”

— Nasıl?

Sude: Eskiden insan daha çok etrafa bakıyordu. Şimdi vapura biniyorsun, insanların yarısının başı aşağıda.

— Sen bakmıyor musun telefona?

Sude: Bakıyorum.

— O zaman niye şikâyet ediyorsun?

Sude: Ben kendimi de eleştiriyorum zaten.

Bu konuda tartışmayı kazanmak mümkün görünmüyor.

2000’lerin İzmir Geceleri

Konu gecelere geliyor.

Sude’ye göre en büyük fark, insanların gittikleri yeri belgelemek zorunda hissetmemesi.

— Fotoğraf çekilmiyor muydu?

Sude: Çekiliyordu tabii. Ama her dakika değil. Bazen bütün geceden üç fotoğraf kalıyordu.

— Şimdi?

Sude: Daha masaya oturmadan fotoğraf.

— Sen yapmıyor musun?

Sude: Yapıyorum.

— Yine kendini eleştiriyorsun yani?

Sude: Ben bu söyleşide herkesi kapsıyorum.

2000’lerde Trans Olmak Üzerine

Sohbetin eğlenceli tarafının yanında Sude’ye daha ciddi bir soru da soruyorum.

— Bir trans kadın açısından o yıllarla bugün arasında nasıl bir fark görüyorsun?

Sude bu kez cevap vermeden önce düşünüyor.

Sude: Her dönemin kendi zorlukları var. O yıllarda bilgiye ulaşmak bugünkü kadar kolay değildi. Kendin gibi insanlara ulaşmak da daha zordu.

— İnternet bunu değiştirdi mi?

Sude: Bence çok değiştirdi. Bugün bir genç merak ettiği bir konuda araştırma yapabiliyor, farklı insanların deneyimlerini okuyabiliyor. Eskiden çevrende kim varsa dünyan biraz ondan ibaretti.

— Sosyal medyanın iyi tarafı bu mu?

Sude: Kesinlikle. Sosyal medyanın kötü taraflarını saatlerce konuşabiliriz ama insanlara yalnız olmadıklarını gösterebilmesi bence önemli.

Sude:

“Geçmişi romantikleştirmeyi seviyoruz ama her şey eskiden daha güzel değildi. Bazı şeyler gerçekten bugün daha kolay.”

Eski İzmir mi, Bugünkü İzmir mi?

Söyleşinin kaçınılmaz sorusunu soruyorum.

— Seçmek zorunda olsan 2000’lerin İzmir’i mi, bugünkü İzmir mi?

Sude: Zor soru.

— Kaçış yok.

Sude: Bugünkü aklımla 2000’lerin İzmir’ine gitmek isterdim.

— Hile yapıyorsun.

Sude: Soruyu sen hazırladın, cevabı ben veriyorum.

— Telefonunu yanında götürebiliyor musun?

Sude: Götürürüm ama internet çalışmayacaksa ne yapacağım?

— Nokia verelim.

Sude: O zaman Snake oynarım.

Bir anda eski telefon oyunlarından konuşmaya başlıyoruz.

Snake, zil sesleri, telefon kapakları, ekran logoları…

Bugün son derece sıradan görünen kişiselleştirme seçeneklerinin bir zamanlar ne kadar önemli olduğunu hatırlıyoruz.

Sude’nin 2000’lerden Geri Getirmek İstediği 5 Şey

Söyleşinin sonunda Sude’den hızlı bir liste istiyorum.

  • Uzun ve plansız arkadaş buluşmaları.
  • Telefonla daha az ilgilenmek.
  • MSN’deki saçma ama eğlenceli durum mesajları.
  • Fotoğraf çekmeden önce yaşanan anın kendisine odaklanmak.
  • Bir şarkıyı ilk kez keşfetmenin verdiği heyecan.

— MSN’yi gerçekten geri ister misin?

Sude: Bir hafta.

— Sonra?

Sude: Sonra WhatsApp’a geri dönerim.

2000’lerden Bugüne Hızlı Sorular

Söyleşiyi hızlı sorularla bitiriyoruz.

— MSN mi Instagram mı?
Sude: MSN. Nostalji kazandı.

— SMS mi WhatsApp mı?
Sude: WhatsApp. Kontör stresini geri istemiyorum.

— CD mi Spotify mı?
Sude: Spotify ama CD kapağını özlüyorum.

— İnternet kafe mi ev interneti mi?
Sude: Ev interneti. Bunda nostalji yapmayacağım.

— Eski telefon mu akıllı telefon mu?
Sude: Akıllı telefon.

— Eski Karşıyaka mı bugünkü Karşıyaka mı?
Sude: Bu soruya cevap verirsem kavga çıkar.

— 2005’e dönmek ister misin?
Sude: Bir hafta.

— Bir ay?
Sude: Hayır.

— Neden?
Sude: İnternet çok yavaş.

Karşıyaka’da Birkaç Saat, Yaklaşık Yirmi Yıllık Muhabbet

Güneş yavaş yavaş alçalırken kalkmaya karar veriyoruz. Masada iki boş bardak ve yaklaşık yirmi yıllık bir sohbet kalıyor.

2000’lerin İzmir’ini konuşmaya başladığımızda amacımız “eskiden her şey daha güzeldi” demek değildi. Zaten Sude de bunu özellikle vurguluyor.

Bazı şeyler daha zordu.

İnternet daha yavaştı. Bilgiye ulaşmak daha güçtü. İnsanlarla iletişim kurmanın seçenekleri bugünkü kadar fazla değildi.

Ama özlediğimiz başka bir şey vardı.

Belki biraz daha az çevrimiçi olmaktı.

Belki buluştuğumuz insanın yüzüne daha fazla bakmaktı.

Belki de çektiğimiz fotoğraftan çok, fotoğraf çekmeden önce yaşadığımız anı hatırlamaktı.

Sude: “Ben 2000’lere dönmek istemiyorum aslında. Sadece bazı alışkanlıklarımızı bugüne getirebilsek güzel olurdu.”

Tam Kalkarken Sude’nin Aklına Bir Şey Geldi

Çantalarımızı alıyoruz.

Yaklaşık iki adım attıktan sonra Sude duruyor.

“Bir şeyi unuttuk.”

Masaya bakıyorum.

Telefonlar bizde.

Çantalar bizde.

“Neyi?”

“2000’lerin en önemli sorusunu.”

“Neymiş?”

Sude son derece ciddi bir yüz ifadesiyle soruyor:

“MSN’de çevrimdışı görünüp aslında çevrimiçi olanlara ne oldu?”

Cevabını bilmiyorum.

Belki şu anda onlar da bir yerde oturmuş 2000’lerin İzmir’ini hatırlıyordur.

Belki hâlâ çevrimdışı görünüyorlardır.

Sude gülüyor.

Karşıyaka’daki yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Ve yaklaşık yirmi yıl önce yaptığımız gibi, bu kez de nereye gideceğimizi pek bilmeden yürüyoruz.

Travesti Sude ile Karşıyaka’da 2000’lerin İzmir’ini Konuştuk

Karşıyaka’da sıradan bir öğleden sonra… Önümüzde iki kahve, masanın üzerinde telefonlar, arkada gelip geçen insanların sesi. Travesti Sude ile buluşma nedenimiz aslında çok basit: biraz eski İzmir’i, biraz Karşıyaka’yı, biraz da 2000’li yıllarda hayatın nasıl olduğunu konuşmak.

Fakat daha ilk sorudan söyleşinin ciddi ilerlemeyeceği belli oluyor.

— Hazır mısın?

Sude: Sorularını önceden görmediğim için hayır.

— Zaten önceden hazırlamadım.

Sude: Daha da kötü.

Gülüşüyoruz ve kaydı açıyoruz.

Söyleşiden:

2000’lerin İzmir’i gerçekten daha mı güzeldi? MSN neden bu kadar önemliydi? Kontörsüz nasıl haberleşiyorduk? Karşıyaka ne kadar değişti? Sude’yle biraz nostalji, biraz da bugünü konuştuk.

“2000’lerin İzmir’i Denince Aklına İlk Ne Geliyor?”

— Hiç düşünmeden cevap ver. 2000’lerin İzmir’i?

Sude: Yaz akşamları.

— Neden?

Sude: Bilmiyorum. Hafızamda öyle kalmış. Sanki sürekli yazmış gibi hatırlıyorum.

— Kış yok muydu?

Sude: Vardı herhalde.

— Herhalde?

Sude: İnsan geçmişi hatırlarken sevmediği bölümleri kesiyor galiba.

— Yani kendi hayatının editörlüğünü yapıyorsun?

Sude: Aynen. Kötü sahneleri siliyorum.

“Karşıyaka Çok Değişti mi?”

— Karşıyaka’yı o yıllardan hatırladığın haliyle bugünkü hali arasında nasıl görüyorsun?

Sude: Değişti tabii. Ama değişmeyen bir hissi de var.

— Nasıl bir his?

Sude: Bunu tarif etmek zor. Bazı sokaklardan geçiyorsun, dükkân değişmiş, insanlar değişmiş ama sen orada yıllar önce yürüdüğünü hatırlıyorsun. Şehir aynı anda hem yeni hem eski geliyor.

— Eski bir mekânı görünce duygulanır mısın?

Sude: Mekândan çok anıya duygulanıyorum. Mekân sadece hatırlatıyor.

“Bazen eski bir sokağı özlediğimizi düşünüyoruz. Aslında o sokakta olduğumuz yaşı özlüyoruz.”

Cep Telefonu Vardı Ama İnternet Yoktu

— İlk cep telefonunu hatırlıyor musun?

Sude: Hatırlıyorum ama modelini söylemeyeceğim.

— Neden?

Sude: Yaşım ortaya çıkar.

— Zaten 2000’leri konuşuyoruz.

Sude: Konuyu değiştirelim.

— Kontörlü müydü?

Sude: Tabii ki.

— Kontör bittiğinde?

Sude: Hayat duruyordu.

— İnsanlarla nasıl haberleşiyordunuz?

Sude: Çaldırıyorduk.

— Gençler bu cümleyi anlamayabilir.

Sude: Bir kere çaldırıp kapatıyorsun. Karşıdaki ne demek istediğini anlıyor.

— Ya anlamazsa?

Sude: O zaman arkadaşlığınızı gözden geçirmeniz gerekiyordu.

“Bir Çaldırma Ne Demekti?”

— Bir kere çaldırmak ne anlama geliyordu?

Sude: Duruma göre “geldim”, “beni ara”, “aşağı in”…

— Aynı hareket nasıl üç farklı anlama geliyor?

Sude: Bağlam diye bir şey var.

— İki kere çaldırmak?

Sude: Hatırlamıyorum.

— Demek sistem o kadar da iyi değilmiş.

Sude: Yirmi yıl geçti. WhatsApp mesajlarını da yirmi yıl sonra hatırlamayacaksın.

Bu konuda haklı olabilir.

MSN Dönemi Başlıyor

— MSN kullanıyor muydun?

Sude: Bu nasıl soru? Tabii ki.

— Çok mu?

Sude: Eve gelir gelmez bilgisayarı açardık.

— İnsanlar ne konuşuyordu?

Sude: Gün boyu birlikte olduğumuz insanlarla akşam tekrar konuşuyorduk.

— Şimdi düşününce biraz garip değil mi?

Sude: Şimdi de aynı şeyi yapıyoruz. Sadece uygulamanın adı değişti.

— MSN durum mesajın olur muydu?

Sude: Olurdu.

— Ne yazardın?

Sude: Söylemem.

— Neden?

Sude: İnsan geçmişte yaptığı her şeyi kamuoyuyla paylaşmak zorunda değil.

“Şarkı Sözü Yazdın mı?”

— MSN adına şarkı sözü yazdın mı?

Sude: Yazmışımdır.

— Birine mesaj vermek için?

Sude: Olabilir.

— O kişi anlıyor muydu?

Sude: Umarım anlamıştır. Yoksa bütün emek boşa gitmiş.

— Direkt mesaj atmak daha kolay değil miydi?

Sude: O zaman dram nerede kalıyor?

2000’ler ilişki teknolojisi:

Birine doğrudan ne düşündüğünü söylemek yerine MSN durumuna şarkı sözü yazıp onun anlamasını beklemek.

Titreşim Gönderenlerden miydin?

— MSN’de titreşim gönderir miydin?

Sude: Cevap vermiyorsa evet.

— Sinir bozucu değil miydi?

Sude: Zaten dikkat çekmek için gönderiyorsun.

— Sana gönderilince?

Sude: Sinir olurdum.

— Kendin yapınca sorun yok yani?

Sude: İnsan doğası.

İnternet Kafeye Neden Gidiyordunuz?

— İnternet kafeye gider miydin?

Sude: Tabii.

— Evde internet yok muydu?

Sude: Bir dönem yoktu. Olsa bile internet kafenin ayrı bir havası vardı.

— Ne yapıyordun?

Sude: MSN aç, maillere bak, müzik ara, forumlara gir…

— Bir saat yeter miydi?

Sude: Yetmezdi. “Bir yarım saat daha ekler misiniz?” cümlesi hayatımızın parçasıydı.

— İnternet hızlı mıydı?

Sude kahkaha atıyor.

Sude: Bu soruyu gerçekten sordun mu?

Karşıyaka’da Buluşmak Daha mı Zordu?

— Diyelim 2004 yılındayız. Karşıyaka’da arkadaşınla buluşacaksın. Konum yok. WhatsApp yok. Ne yapıyorsun?

Sude: Saat ve yer belirliyorsun.

— Sonra?

Sude: Gidiyorsun.

— “Çıktın mı?” mesajı yok?

Sude: Yok.

— “Neredesin?” yok?

Sude: SMS atabilirsin ama her SMS para.

— Arkadaşın gelmezse?

Sude: Bekliyorsun.

— Ne kadar?

Sude: Arkadaşlığına bağlı.

— Kırk dakika?

Sude: O artık arkadaşlığın yeniden değerlendirilmesi gereken bölüm.

2000’lerde Fotoğraf Çektirmek

— Bugünkü gibi sürekli fotoğraf çekiliyor muydu?

Sude: Hayır. Zaten çekemezdin.

— Neden?

Sude: Şimdi telefonla yüz fotoğraf çekip doksan dokuzunu silebiliyorsun. Eskiden o rahatlık yoktu.

— Kötü çıkarsan?

Sude: Kötü çıkmışsındır.

— Filtre?

Sude: Yok.

— Yüz düzeltme?

Sude: Yok.

— Işık ayarı?

Sude: Güneşe dön.

— Zor dönemmiş.

Sude: Çok acı çektik.

Trans Bir Kadın Olarak O Yılları Nasıl Hatırlıyor?

— Biraz daha ciddi bir şey soracağım. Trans bir kadın açısından 2000’ler ile bugün arasında nasıl bir fark görüyorsun?

Sude birkaç saniye düşünüyor.

Sude: Bugün bilgiye ulaşmak çok daha kolay. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

— Ne anlamda?

Sude: İnsan kendisiyle benzer deneyimleri yaşayan başka insanların hikâyelerini okuyabiliyor. İnternette farklı yaşamları görebiliyor. Eskiden çevren çok daha belirleyiciydi.

— Sosyal medyanın olumlu taraflarından biri mi?

Sude: Bence evet. Sosyal medyayı sürekli eleştiriyoruz ama insanları birbirine ulaştırdığı tarafı da var.

— O yılları özlüyor musun?

Sude: Bazı şeyleri özlüyorum. Ama “her şey eskiden güzeldi” demiyorum.

— Neyi özlüyorsun?

Sude: Daha az telefona bakmayı.

İkimiz de aynı anda masadaki telefonlarımıza bakıyoruz.

Sude gülüyor.

“Bak, tam bundan bahsediyorum.”

Vapurda Ne Yapıyordunuz?

— Telefona bakmıyorsanız vapurda ne yapıyordunuz?

Sude: Denize bakıyorduk.

— Sadece denize mi?

Sude: İnsanlara bakıyorduk. Konuşuyorduk. Düşünüyorduk.

— Sıkılmıyor muydunuz?

Sude: Sıkılıyorduk.

— Eee?

Sude: Sıkılmak yasak değildi.

Bu cümle sohbetin ortasında beklemediğim kadar iyi duruyor.

Sude: “Şimdi beş dakika boş kalınca hemen telefona bakıyoruz. Eskiden bazen gerçekten hiçbir şey yapmıyorduk.”

Eski İzmir mi Bugünkü İzmir mi?

— Kaçamak cevap vermek yok. 2000’lerin İzmir’i mi, bugünkü İzmir mi?

Sude: İkisinin güzel taraflarını birleştiremez miyiz?

— Hayır.

Sude: O zaman cevap vermiyorum.

— Bu kaçamak cevap.

Sude: Evet.

— 2005 yılına bir haftalığına gönderebilirim seni.

Sude: Giderim.

— Bir aylığına?

Sude: Düşünürüm.

— Bir yıllığına?

Sude: İnternet hızını söyle.

— 2005 interneti.

Sude: Vazgeçtim.

Sude’yle Hızlı 2000’ler Testi

— MSN mi WhatsApp mı?
Sude: WhatsApp. Ama kalbim MSN diyor.

— SMS mi DM mi?
Sude: DM. SMS pahalıydı.

— CD mi dijital müzik mi?
Sude: Dijital müzik ama CD’leri karıştırmayı özledim.

— Nokia mı bugünkü telefonun mu?
Sude: Bugünkü telefonum.

— Snake mi Candy Crush mı?
Sude: Snake.

— İnternet kafe mi Wi-Fi mı?
Sude: Wi-Fi. Nostaljinin de bir sınırı var.

— Karşıyaka’da plansız yürüyüş mü, önceden hazırlanmış program mı?
Sude: Plansız yürüyüş.

— Fotoğraf çekmek mi anı yaşamak mı?
Sude: Önce anı yaşamak, sonra bir tane fotoğraf.

— Bir tane mi gerçekten?
Sude: Tamam, beş.

— Gerçek sayı?
Sude: Konuyu kapat.

“20 Yaşındaki Sude Şimdi Karşında Olsa?”

Söyleşinin sonuna doğru biraz daha kişisel bir soru soruyorum.

— 2000’lerdeki Sude şu anda karşıdaki sandalyede otursaydı ona ne söylerdin?

İlk defa uzun süre cevap vermiyor.

Kahvesinden bir yudum alıyor.

Sude: Her şeyi hemen çözmek zorunda değilsin, derdim.

— Başka?

Sude: İnsanların ne düşündüğünü bu kadar kafana takma.

— Dinler miydi seni?

Sude: Hayır.

— O zaman niye söylüyorsun?

Sude: Belki yıllar sonra hatırlar.

Karşıyaka’da Söyleşinin Sonu

Kahveler bitiyor ama sohbet bitmiyor.

2000’lerden başlayıp bugünün telefonlarına, sosyal medyaya, arkadaşlıklara ve değişen alışkanlıklara kadar geldik.

Kalkmadan önce Sude’ye son bir soru soruyorum.

— 2000’lerden tek bir şeyi bugüne getirme hakkın olsa ne getirirdin?

Bu kez fazla düşünmüyor.

Sude: İnsanların buluştuğunda telefonunu masaya koymamasını.

Sonra önümüzde duran iki telefona bakıyoruz.

Sude kendi telefonunu çantasına koyuyor.

Benimkine bakıyor.

“Hadi, sen de koy.”

Telefonu kaldırıyorum.

“Şimdi ne yapacağız?” diye soruyorum.

Sude ayağa kalkıyor.

“2000’lerde ne yapıyorsak onu. Biraz dolaşacağız.”

— Nereye?

Sude: Bilmiyorum.

Belki de bütün söyleşinin en 2000’ler cevabı buydu.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir