İzmir’de iyi bir akşam bazen yüksek sesli değildir. Hatta çoğu zaman değildir. Bir masanın ucunda yarım kalmış bir cümle, telefonun ekrana bakmadan ters çevrilmesi, ikinci çayın biraz geç söylenmesi… Ufak şeyler yani. Ama akılda kalan çoğu zaman onlar oluyor.
Her yere yetişmeye çalışma. Bir yere gerçekten varmak, üç yere uğramaktan daha güzel olabiliyor.
1. Akşamı Fazla Erken Başlatmamak
İşten çıkıldı, trafik geçildi, günün uğultusu hâlâ insanın kafasında. Tam o anda kendini kalabalığın ortasına atınca bir şeyler eksik kalıyor. Aceleyle eğlenmek gibi tuhaf bir durum çıkıyor ortaya.
Biraz zaman tanımak lazım. Belki on dakika yürümek. Belki sessiz bir yerde oturup hiçbir şey konuşmamak. Çünkü akşam dediğin yalnızca saatin ilerlemesi değil, gündüzün insandan yavaş yavaş çıkması biraz.
- Telefon bildirimlerini bir süre sessize almak,
- İlk mekâna yetişme telaşı yapmamak,
- Masaya oturur oturmaz menüye gömülmemek,
- Yanındaki insanın gerçekten nasıl olduğunu sormak.
2. Her Şeyi Önceden Belirlememek
“Önce şuraya, sonra oraya, 21.40’ta başka yere.” Böyle başlayınca insan akşam yaşamıyor da operasyon yönetiyor sanki. Oysa biraz boşluk bırakıldığında güzel tesadüfler çıkıyor ortaya.
Bir arkadaş, “buradan kalkalım” der. Niye? Belli değil. Kalkarsın. Sonra daha sakin bir masaya denk gelirsin. Konuşma orada açılır. Asıl akşam, planın dışına çıktığın yerde başlayabilir. Oluyor böyle.
Küçük Bir Not
SEO için “İzmir akşamı” demek kolay. Fakat gerçekten unutulmayan bir İzmir akşamı, çoğunlukla arama motorlarının sevdiği kadar düzenli ilerlemiyor. İnsan tarafı biraz dağınık çünkü.
3. Doğru İnsanlarla Oturmak
Mekân önemlidir ama masadaki insan bazen mekândan daha önemli. Çok şık bir yerde sıkılabilirsin. Plastik sandalyeli bir yerde ise gecenin nasıl geçtiğini anlamazsın. Mesele bu kadar basit aslında ama unutuyoruz.
Yanındaki insan sürekli telefonuna bakıyorsa, seni dinlerken gözleri başka yerdeyse, konuştuğun her şeyi bir sonraki cümlesine hazırlık olarak kullanıyorsa… Akşam biraz zor. Ama rahat insanlar varsa masada, susmak bile rahatsız etmez.
“İyi bir akşamın ölçüsü kaç yere gittiğin değil, eve dönerken hangi cümleyi hâlâ düşündüğündür.”
4. İlk Siparişi Fazla Düşünmemek
Bazen menüye on dakika bakıyoruz. Sanki yanlış seçim bütün akşamı çökertecek. Halbuki çoğu zaman ilk sipariş yalnızca ilk sipariş. Bir kahve olur, çay olur, sevdiğin başka bir şey olur. Çok anlam yüklemeye gerek yok.
Masadaki sohbet iyiyse zaten bardakta ne olduğu ikinci plana düşüyor. Kötüyse de dünyanın en iyi sunumu pek kurtarmıyor vaziyeti.
- Önce oturduğun yere alış.
- Biraz etrafı dinle.
- Ne istediğine bak, acele etmeden.
- Sonra sohbet kendi yolunu bulsun.
5. Telefonu Masanın Başrolünden Çıkarmak
Fotoğraf çekilir, mesaj gelir, ona bakılır. Normal. Ama bütün akşam ekran üzerinden yaşanınca eve dönünce hatırlanan pek bir şey kalmıyor. Onca görüntü var, hatıra yok gibi.
Telefon masada ters durabilir mesela. Acil bir şey olursa zaten duyarsın. Fakat her iki dakikada bir ekranın yanması sohbetin ritmini bozuyor. İnsan fark etmiyor ilk başta. Sonra herkes susmuş, herkes başka yerde.
Bir saat boyunca fotoğraf çekmeden, hikâye paylaşmadan, konum bildirmeden otur. Akşamın sana ait kaldığını fark ediyorsun.
6. Sohbeti Röportaja Çevirmemek
“Nerede çalışıyorsun? Kaç yıldır? Nerelisin? Sonra ne yapacaksın?” Tamam, bunlar konuşulur da arka arkaya gelince insan kendini iş görüşmesinde sanıyor. Sohbet başka bir şey.
Bazen bir kelimeye takılıp oradan yürümek gerekir. Konu değişir. Geri gelir. Bir hikâye yarım kalır. Sonra başka bir şey anlatılır. İnsan konuşması zaten biraz dağınıktır. Çok düzgün konuşmak bazen fazla düzgün geliyor.
İyi sohbetin ufak işaretleri
- Cümleyi tamamlamak için acele edilmez.
- Sessizlik olunca hemen telefon aranmaz.
- Konular birbirine doğal biçimde bağlanır.
- Herkes kendini anlatmak kadar dinlemeyi de bilir.
- Biraz saçmalanabilir. Hatta iyi gelir.
7. Bir Yerde Gereğinden Biraz Daha Uzun Kalmak
İlginçtir, en güzel sohbetler çoğu zaman “hadi kalkalım” dedikten sonra başlar. Hesap istenir ama gelmez. Biri son bir şey söyler. Diğeri cevap verir. Derken yarım saat daha oturulur.
O ekstra yarım saat bazen bütün gecenin en iyi kısmı. Çünkü artık kimse bir şey yetiştirmeye çalışmıyor. Program bitti sanılıyor. Rahatlama tam orada geliyor.
Müstesna bir İzmir akşamının sırrı biraz da budur: Kalkman gerektiğini düşündüğün anda hemen kalkmamak. Tabii masa güzelse.
8. Biraz Yürümek
Masadan kalkınca hemen arabaya binmek yerine biraz yürümek akşamın havasını değiştiriyor. Konuşma daha sakinleşiyor. Yan yana yürürken insanlar karşılıklı oturmaktan farklı konuşuyor nedense.
Belki çünkü sürekli göz göze gelmek zorunda değilsin. Belki hareket ediyor olmak rahatlatıyor. Sebebi neyse artık. Beş dakika diye çıkılan yürüyüş uzuyor bazen. İyi de oluyor.
Yürürken yapılmaması gerekenler de var
- Sürekli haritaya bakmak,
- Her köşede fotoğraf çekmek,
- Adım sayısını kontrol edip durmak,
- Bir sonraki durağa yetişme telaşına girmek.
Yürüyüşün amacı bir yere varmak olmayabilir yani. Sırf yürümek de yeter.
9. Akşamın Sonunu Zorlamamak
Güzel gidiyor diye geceyi sonuna kadar sıkıştırmak gerekmiyor. Bazen tam güzelken bırakmak daha iyi. “Bir yere daha gidelim” cümlesi her zaman akşamı büyütmüyor çünkü. Bazen tam tersine tadını kaçırıyor.
İnsan çoğu zaman bitişi kabul etmek istemiyor. Güzel bir şey sürsün istiyor. Normal. Ama iyi bir akşamı iyi yapan şeylerden biri de doğru anda eve dönmek.
Her güzel gece sabaha kadar sürmek zorunda değil. Bazıları iki üç saatte işini görür. Sonra günlerce hatırlanır.
10. Eve Dönerken Bir Şeyin Eksik Kalmasına İzin Vermek
Her konu bitmesin. Her soru cevaplanmasın. Bir sonraki buluşmaya bir şey kalsın. Çünkü her şeyi tüketince garip bir doygunluk oluyor. Biraz yarım bırakmak ise akşamın zihinde devam etmesini sağlıyor.
Mesela anlatılacak bir hikâye yarıda kalır. “Onu sonra anlatırım” dersin. Gerçekten sonra anlatılır mı? Belki. Ama o cümle bile güzel.
Peki Müstesna Bir İzmir Akşamını Ne Farklı Yapar?
Tek bir cevap yok. Zaten olsa biraz tatsız olurdu. Kimisi için uzun bir sohbet, kimisi için iki kişilik sakin bir masa. Biri kalabalık ister, diğeri üç kişiden fazlasında yorulur.
Ortak nokta sanırım şu: Kendini sürekli iyi vakit geçiriyor gibi göstermek zorunda olmadığın akşamlar daha iyi geliyor. Gerçekten eğleniyorsan zaten gösterme ihtiyacı kalmıyor.
İyi Bir İzmir Akşamı İçin Küçük Kontrol Listesi
- Program yap ama dakikalara bölme.
- Yanındaki insanları gerçekten dinle.
- Telefonu arada unut.
- Biraz yürü.
- Sohbet sessizleşince panik yapma.
- İkinci mekân şart değil.
- Güzel gidiyorsa gereksiz yere bozma.
- Eve dönmek için gecenin tükenmesini bekleme.
Müstesna Bir İzmir Akşamının Asıl Sırrı
Sanırım on madde yazdık ama işin aslı tek cümlede de anlatılabilir: Akşamı yaşamaya çalışırken onu fazla yönetmemek.
İnsan bazen “unutulmaz olsun” diye çıktığı akşamı kendi eliyle yoruyor. Daha iyi masa, daha iyi müzik, daha iyi fotoğraf, daha iyi plan… Sonra yorgun dönüyor. Oysa hiçbir iddiası olmayan bir buluşma beklenmedik biçimde güzel geçebiliyor.
Müstesna bir İzmir akşamı dediğin belki de tam böyle bir şey. Biraz eksik. Biraz plansız. Cümleleri bazen yarım. Kahkahası yeri gelince yüksek, sonra birden sessiz. Çok düzgün değil fakat sahici.
Ve ertesi gün birisi “nasıldı dün gece?” diye sorunca uzun uzun anlatmazsın çoğu zaman.
Sadece, “iyiydi ya” dersin.
Aslında bayağı iyiydi.
Kısacası
İyi bir İzmir akşamı için büyük organizasyonlardan çok doğru tempo gerekiyor. Biraz sohbet, biraz boşluk, biraz yürüyüş. Ve her dakikayı doldurmama cesareti. En çok da o.
Müstesna Bir İzmir Akşamı Üzerine: “Bazen Güzel Olan Şeyin Sebebini Bulamıyorsun”
Bu söyleşiyi aslında uzun uzun planlamadık. Hatta söyleşi olacak mı, o bile başta belli değildi. Bir masa vardı, yarım içilmiş iki bardak, arada telefona bakmalar. Sonra konu bir şekilde müstesna bir İzmir akşamı meselesine geldi.
Karşımda Ece var. İzmir’de uzun zamandır yaşayan, ama İzmir hakkında konuşurken sürekli “ben şehir uzmanı değilim” diyen biri. Zaten mesele de şehri tarif etmek değil burada. Daha çok bir akşamın neden bazen akılda kaldığı, bazen de hiçbir şey olmamasına rağmen güzel geldiği üzerine konuştuk.
“İyi akşam dediğin şey biraz plansız oluyor bence”
— Müstesna bir İzmir akşamı deyince aklına ilk ne geliyor?
Ece: Valla ilk aklıma gelen şey… garip ama, plan yapmamak. Şimdi yanlış anlaşılmasın, tamamen başıboş çıkmak da değil. Ama böyle saat yedi burada, dokuz orada, sonra şuraya geçeceğiz falan… Ben yoruluyorum daha başlamadan.
Bence akşam biraz kendi kendine ilerlemeli. Bir yerde oturursun, sohbet iyiyse kalırsın. Kötüyse kalkarsın. Çok basit aslında ama biz bunu zorlaştırıyoruz biraz.
— Yani iyi bir akşamın sırrı program yapmamak mı?
Ece: Yok, o kadar düz değil. Mesela programsız çıkıp rezil olduğum akşam da çok. Her yer dolu, kimse karar veremiyor, biri acıktı biri kahve istiyor. O da ayrı mesele.
Ama fazla program da… ne bileyim. Akşamı öldürüyor biraz. Her şey belli olunca sürpriz kalmıyor. Sanki gezmeye değil de görev tamamlamaya çıkmışsın gibi.
Masada Kim Var, Biraz da Mesele O
— Mekân mı daha önemli, insan mı?
Ece: İnsan. Net. Ama şimdi böyle söyleyince klişe oldu.
— Biraz oldu.
Ece: Evet, oldu. Ama gerçek yani ne yapayım. Çok güzel bir yere gidersin, masadaki biri sürekli telefonda. Diğeri zaten gelmek istememiş. Biri başka yere yetişecek. Ne anladım ben o güzel yerden?
Bazen de tam tersi oluyor. Sandalyeler rahatsız, masa sallanıyor hatta. Bir şeyler geç geliyor. Ama sohbet iyi. Sonra gece bitiyor, “burası ne güzeldi” diyorsun. Aslında mekân güzel değildi belki, akşam güzeldi. Karıştırıyoruz onları.
“Bazen mekânı sevdiğini sanıyorsun. Sonra aynı yere başka insanlarla gidiyorsun, hiçbir şey hissettirmiyor.”
— Peki masada nasıl insanlar olmalı?
Ece: Bilmiyorum, “şöyle insan olmalı” diyemem. Ama susabilen insan güzel. Bu önemli bence.
— Susabilen?
Ece: Evet. Yani masada üç saniye sessizlik oldu diye hemen telefona saldırmayan. Sürekli konuşmak zorunda hissetmeyen. Çünkü bazen sessizlik de sohbetin içinde.
Bir de her şeyi kendine bağlamayan insan. Sen bir şey anlatıyorsun, daha cümle bitmeden “aynısı bana da oldu” diye giriyor. Tamam sana da olmuştur ama bir dakika ya.
Şimdi biraz sinirlendim buna.
— Belli oldu.
Ece: Evet.
Masada İyi Gelen Şeyler
- Söz kesmeden dinlemek,
- Her boşluğu doldurmaya çalışmamak,
- Telefonu arada gerçekten unutmak,
- Bir konudan başka konuya saçma şekilde geçebilmek,
- Kimin haklı olduğuna sürekli karar vermemek.
“Fotoğraf Çekmeyince Akşam Daha Uzun Geliyor”
— Telefon meselesini söyledin. Bu kadar etkiliyor mu gerçekten?
Ece: Etkiliyor. Ben de bakıyorum bu arada, kendimi ayırmıyorum. Ama bazen fark ediyorum, akşam boyunca bir sürü fotoğraf çekmişim. Ertesi gün hiçbir konuşmayı hatırlamıyorum.
Bir ara bilerek telefonu çantaya koydum. İlk başta elim gidiyor sürekli. Sonra unutuyorsun. Ve garip şekilde akşam daha uzun geliyor. Çünkü her beş dakikada bir başka yere ışınlanmıyorsun ekrandan.
— Hiç fotoğraf çekmemek mi lazım?
Ece: Yok canım, o da başka bir disipline dönüyor. “Asla telefon yok” falan… Ona da gerek yok. İki fotoğraf çek, bırak. Her şeyi belgeleyince yaşamaya vakit kalmıyor. Çok yaşlı cümlesi oldu bu ama doğru.
Yürümek Konuşmayı Değiştiriyor
— Bir İzmir akşamında yürümek önemli mi?
Ece: Bana göre evet. Özellikle masadan kalktıktan sonra. Hemen arabaya binince akşam kesiliyor gibi.
Biraz yürüyorsun, konu başka yere geliyor. Masada konuşamadığın şeyi yolda söylüyorsun bazen. Neden bilmiyorum.
— Göz göze gelmek zorunda olmadığın için olabilir mi?
Ece: Olabilir. Bak bunu hiç düşünmemiştim. Yan yana yürürken daha rahat konuşuyor insan gerçekten.
Bir de bir yere gitmek zorunda değilsin yani. “Nereye yürüyoruz?” diye soruyorlar ya bazen. Hiçbir yere. Yürüyoruz işte.
— Ama sonunda bir yere varılıyor.
Ece: Mecburen. Dünya yuvarlak sonuçta.
— O biraz başka konu.
Ece: Evet, saçmaladım.
Her Sohbet Derin Olmak Zorunda Değil
— Akılda kalan akşamlar hep derin sohbetlerin olduğu akşamlar mı?
Ece: Hayır, hiç değil. Hatta bazen çok saçma şeylere güldüğün akşam daha çok kalıyor aklında.
Şimdi sosyal medyada falan görüyorsun, herkes “derin sohbet, anlamlı bağ, kaliteli zaman” diyor. İnsan bazen sadece saçmalamak istiyor. Çok normal.
Geçen bir akşam yaklaşık yirmi dakika boyunca masadaki bir kelimenin yanlış söylenmesine güldük. Şimdi anlatsam komik değil. Hiç değil. Ama orada çok komikti.
“Bir Yere Daha Gidelim” Cümlesi Bazen Tehlikeli
— Akşamın ne zaman bitmesi gerektiğini nasıl anlıyorsun?
Ece: Anlamıyorum çoğu zaman. Sonra bozuyorum zaten.
— Nasıl?
Ece: Mesela her şey güzel gitmiş. İki üç saat oturmuşsun. Kalkıp eve gitsen müthiş. Ama yok. “Bir yere daha gidelim.” İşte o cümle bazen bütün düzeni bozuyor.
Yeni yere gidiyorsun, ses fazla. Masa yok. Birinin enerjisi düşüyor. Sonra ilk yerin güzelliğini de unutuyorsun.
— Yani güzelken bırakmak lazım.
Ece: Evet ama bunu söylerken çok kolay. O anda insan bitmesin istiyor. Zaten sorun o.
Biraz Yarım Kalmak İyi Olabilir
— Söylemediğin bir şey kaldı mı?
Ece: Kesin kalmıştır.
— Özellikle?
Ece: Şey… Bir akşamın her şeyi tamamlaması gerekmiyor bence. Hatta biraz yarım kalınca daha güzel.
Bir konu yarım kalır mesela. Bir şey anlatacaksındır, sonra unutursun. “Bir dahaki sefere anlatırım” dersin. O bir dahaki sefer için küçük bir sebep oluyor.
Her şeyi konuşup, her yere gidip, her şeyi yapınca insan yoruluyor. Tüketmiş gibi.
“Bazı akşamları güzel yapan şey tamamlanması değil. Biraz eksik kalması.”
Peki Müstesna Bir İzmir Akşamının Sırrı Ne?
— Baştaki soruya dönelim. Tek bir şey söylemen gerekse?
Ece: Tek bir şey söylemeyeceğim.
— Neden?
Ece: Çünkü az önce bütün konuşma boyunca bunu söyledim zaten. Tek bir sırrı yok.
Yanındaki insan önemli. Senin o günkü kafan önemli. Acele edip etmediğin önemli. Bazen hava bile etkiliyor. Bazen hiçbir şey güzel değil ama sen iyi hissediyorsun, akşam güzel oluyor.
Bazen de her şey olması gerektiği gibi fakat içinden gelmiyor. O da oluyor.
— O zaman başlık biraz iddialı kaldı.
Ece: Başlıklar hep öyle zaten.
— Buna itiraz edemem.
Ece: Etme zaten, geç oldu.
Söyleşi Sonrası
Söyleşi burada bitti sanmıştık ama bitmedi. Kayıt kapandıktan sonra yaklaşık yirmi dakika daha konuştuk. Daha rahat, daha saçma. Hatta asıl güzel cümlelerin bir kısmı o sırada çıktı ama kayıtta yok.
Belki müstesna bir İzmir akşamı dediğimiz şey de tam olarak böyle. Kayda girmeyen tarafı daha güzel. Planlanmayanı. Eve döndükten sonra aklına gelen cümlesi falan. Tam tarif edemiyorsun. Zaten tarif edince biraz bozuluyor sanki.
