Çeşmede Travesti Oya’nın Acayip Daveti

Çeşme’nin akşamı o gün biraz tuhaftı. Hava sıcak sayılırdı ama denizden gelen rüzgar birden serinliyordu insanın omuzlarını. Sokaklarda gündüzden kalma bir telaş vardı, sonra yavaş yavaş çekildi. Taş duvarlar gölgeye gömüldü, küçük lambalar yandı, uzaktan gelen konuşmalar bile sanki başka bir yerden geliyormuş gibi duyuluyordu.

Oya ise bütün bunlarla hiç ilgilenmiyor gibiydi.

Çünkü onun derdi masanın üstündeki mumlardı.

“Bunlardan biri yamuk yanıyor,” dedi.

Yanındaki arkadaşı baktı.

“Hepsi yanıyor işte.”

“Ama biri yamuk.”

“Oya mumun doğrusu yamugu mu olur?”

Oya cevap vermedi. Mumu düzeltti, sonra iki santim sağa aldı. Beş dakika sonra yeniden eski yerine koyacaktı zaten.

Çeşmede Travesti Oya’nın Acayip Daveti işte böyle başladı. Ne tam bir parti, ne klasik bir akşam yemeği, ne de önceden her ayrıntısı düşünülmüş bir buluşmaydı. Oya’nın kendi tabiriyle, “gelin oturalım bakalım gece ne olacak” davetiydi.

Gecenin ilk acayipliği:

Oya daveti saat dokuz diye söylemişti. Kendisi dokuzu on geçe hâlâ terastaki sandalyelerin yerini değiştiriyordu. İlk gelen kişi kapıda beklerken Oya içeriden “iki dakika” diye seslendi. O iki dakika yaklaşık on iki dakika sürdü.

Oya’nın Taş Evde Başlayan Gece Hazırlığı

Ev eski taş duvarlı, küçük avlulu bir yerdi. Oya evi ilk gördüğünde “burada mutlaka bir gece yaparım” demiş. Ne zaman dediğini kendisi hatırlamıyordu ama o gece bu sözü yerine getirdiğini iddia ediyordu.

Terasta uzun bir masa vardı. Üzerinde uyumsuz tabaklar, farklı boylarda bardaklar, birkaç mum ve Oya’nın son dakika bulduğu küçük çiçekler duruyordu.

Hiçbir şey takım değildi.

Ama garip biçimde güzel görünüyordu.

Oya zaten takım şeyleri sevmediğini söyledi.

“Her şey aynı olunca otel kahvaltısı gibi oluyor.”

“Ne alakası var?” dediler.

“Bilmiyorum ama bana öyle geliyor.”

Sonra zil çaldı.

İlk gelen Yasemin’di. Omzunda ince bir şal vardı. Oya onu kapıda görünce hemen sarıldı.

“Sen erken geldin.”

Yasemin telefonuna baktı.

“Dokuzu beş geçiyor.”

Oya hiç düşünmeden cevap verdi:

“Benim saatime göre erken.”

Böylece gecenin kuralları da ilk beş dakikada belli olmuş oldu. Saat vardı ama Oya’ya göre pek bağlayıcı değildi.

Çeşme Akşamında Masa Yavaş Yavaş Doluyor

Bir süre sonra kapı tekrar çaldı.

Sonra yine.

Oya her seferinde başka bir yüz ifadesiyle kapıyı açıyordu. Kimi görünce “ay sonunda geldin”, kimine “sen gelecekmiydin?” dedi.

Bu ikinci cümle biraz yanlış anlaşıldı.

“Çağırdın ya.”

“Çağırdım tabi. Unuttum sadece.”

Kimse gücenmedi.

Çünkü Oya’nın bunu kötü niyetle söylemediğini herkes biliyordu.

Masa doldukça hava değişmeye başladı. İlk gelenler daha sakin konuşurken yeni gelenler beraberinde başka bir enerji getiriyordu. Bir köşede eski tatiller konuşuluyor, öbür tarafta kimin hangi şarkıyı açacağı tartışılıyordu.

Oya masanın başına geçti.

“Bir kural var,” dedi.

Herkes ona baktı.

“Bu gece kimse sıkıcı konu konuşmayacak.”

Birisi sordu:

“Sıkıcı konu ne?”

Oya düşündü.

“Onu da bilmiyorum. Sıkılırsam söylerim.”

“Ben davet verirken insanların oturup birbirine ne iş yaptığını sormasını istemiyorum. Onu gündüz sorarsın. Gece biraz saçma konuşmak lazım, yoksa gecenin ne farkı kalıyor.”

— Oya

Acayip Davetin İlk Kırılma Anı

Gecenin ilk gerçek acayipliği müzik yüzünden çıktı.

Oya uzun uzun hazırladığı bir çalma listesi olduğunu söyledi. Telefonunu hoparlöre bağladı. Herkes bekledi.

İlk şarkı başladı.

Beş saniye sonra Oya kapattı.

“Bu değil.”

İkinci şarkı açıldı.

On saniye geçti.

“Bu da olmadı.”

Üçüncüde Yasemin dayanamayıp telefonu aldı.

“Sen liste hazırlamışsın ama hiçbirini beğenmiyorsun.”

Oya omuz silkti.

“Hazırlarken başka ruh halindeydim.”

Sonunda bir başkası müziği seçti ve garip biçimde herkes memnun kaldı.

  • Oya kendi hazırladığı listeyi yaklaşık dört dakikada bıraktı.
  • Yasemin müzik sorumluluğunu habersizce üstlendi.
  • Bir bardak yanlış kişiye gitti, kimse önemsemedi.
  • İki kişi aynı sandalyeyi seçti ve ikiside kalkmadı.
  • Bir şal rüzgarda terasın öbür ucuna uçtu.
  • Oya “bu gece kesin sakin geçecek” dedi.
  • Bu cümleden yaklaşık yirmi dakika sonra kimse sakin değildi.

Oya’nın “sakin gece” tanımı zaten biraz farklıydı.

Ona göre kavga çıkmıyorsa, kimse sandalye kırmıyorsa ve komşu kapıya gelmiyorsa gece sakin sayılırdı.

Travesti Oya’nın Masasında Başlayan Garip Hikâyeler

Muhabbet bir ara eski davetlere geldi.

Herkes daha önce gittiği en tuhaf geceyi anlatmaya başladı. Birisi yanlış eve girdiğini anlattı. Başka biri davete çok erken gidip ev sahibini duşta yakaladığını söyledi. Oya bunların hepsini büyük bir dikkatle dinledi.

Sonra sıra ona geldi.

“Benim en tuhaf gecem…” dedi ve sustu.

Herkes bekledi.

“Bir dakika, hangisini anlatacağımı seçiyorum.”

Yasemin güldü.

“Bu kadar mı çok?”

“Hayatım düzenli görünür ama arşiv kuvvetli.”

Sonra yıllar önce gittiği bir daveti anlatmaya başladı. Fakat hikâyenin yarısında kendisi de olayın tarihini karıştırdı.

“Bu 2017 miydi?”

Masadan biri cevap verdi:

“Biz nerden bilelim Oya?”

“Doğru.”

Sonra anlatmaya devam etti.

Hikâyede bir noktadan sonra üç ayrı kişi aynı isimle anılmaya başlayınca herkes koptu.

“Kim kimdi şimdi?” diye sordular.

Oya elini salladı.

“Önemli değil, ana fikre geliyorum.”

Ana fikir hiçbir zaman gelmedi.

Fakat hikâye gecenin en çok gülünülen kısmı oldu.

Oya’nın hikâye anlatma usulü:

Başlangıç vardır ama son bazen yoktur. Yan karakterler çoğalır. Tarihler karışır. Bir yerde konu tamamen başka yere gider. Sonunda herkes olayın ne olduğunu unutup Oya’nın anlatışına güler. Kendisi de zaten bunun farkında.

Rüzgar Biraz Sertleşince Gece Daha da Masala Döndü

Gece ilerledikçe rüzgar hızlandı.

Mumlardan biri söndü.

Oya hemen kalktı.

“Bak işte, o yamuk yanan mumdu.”

Yasemin kahkahayı bastı.

“Mum sana kin tuttu heralde.”

Oya mumu yeniden yaktı.

Rüzgar tekrar söndürdü.

Bu sefer uğraşmadı.

“Kendi bilir.”

Masadakiler gülmeye başladı.

O sırada uzaktan denizin karanlık yüzeyi görünüyordu. Işıklar suda küçük küçük kırılıyor, rüzgar masanın üzerindeki peçeteleri oynatıyordu.

Bir peçete gerçekten uçup gitti.

Oya arkasından baktı.

“Gitmek istiyordu zaten.”

Gece biraz bu cümleler yüzünden masal gibi olmaya başlamıştı. Her küçük şeyin sanki bir karakteri vardı. Mum küsmüş, peçete kaçmış, rüzgar davete izinsiz gelmişti.

Oya da bundan memnundu.

“Bak,” dedi. “Planlasak böyle olmazdı.”

Masanın Ortasında Beklenmedik Bir İtiraf

Bir anda konuşmalar yavaşladı.

Nasıl oldu bilinmiyor ama konu insanların kendileriyle ilgili değiştirdiği şeylere geldi.

Birisi eskiden daha utangaç olduğunu söyledi. Diğeri yıllar içinde daha sakinleştiğini anlattı.

Oya önce dinledi.

Sonra elindeki bardağı masaya bıraktı.

“Ben eskiden herkesi memnun etmeye uğraşıyordum,” dedi.

Masada kısa bir sessizlik oldu.

“Şimdi?” diye sordular.

“Şimdi yoruldum.”

Herkes güldü ama Oya devam etti.

“Şaka değil. Bir yere giriyorsun biri seni çok buluyor, öteki az buluyor. Biri saçını seviyor, biri kıyafetini sevmiyor. Sonra sen eve gelip hepsini düşünüyorsun. Ben artık o kadar düşünmüyorum. Düşünüyorum yine ama eskisi gibi değil.”

“İnsan herkesin kafasındaki Oya olmaya çalışırsa kendi Oya’sını unutuyor. Ben biraz geç anladım ama anladım en azından.”

— Oya

Bu söz masanın havasını kısa süre değiştirdi.

Sonra biri “çok duygulandık, müziği açın” dedi ve gece yeniden hafifledi.

Dans Etmeyeceğini Söyleyen Oya İlk Ayağa Kalktı

Gecenin başında Oya iki defa “ben bugün dans etmem” demişti.

Nedenini kimse sormamıştı.

Zaten onunda belirgin bir nedeni yoktu.

Fakat eski bir şarkı başlayınca koltuğunda yaklaşık yirmi saniye durabildi.

Sonra ayağa kalktı.

Yasemin hemen hatırlattı:

“Sen dans etmiyordun.”

Oya başını çevirmeden:

“Fikrimi değiştirdim.”

“Bir dakika önce.”

“İnsan gelişiyor.”

Bu cevap masadaki herkesi ayağa kaldırmaya yetti.

  1. Önce Oya tek başına ayağa kalktı.
  2. Yasemin ona gülmek için baktı ama iki dakika sonra katıldı.
  3. Sandalyeler biraz kenara çekildi.
  4. Rüzgar yeniden sertleşti.
  5. Oya saçlarını toplamaya çalıştı, vazgeçti.
  6. Bir şarkının ortasında müzik bağlantısı koptu.
  7. Herkes şarkıyı kendi sesiyle devam ettirdi.

İşte gecenin belkide en güzel anı o bağlantı koptuğunda oldu.

Müzik birden sustu ama insanlar susmadı.

Nakaratı herkes başka tondan söylemeye devam etti. Kimin sesi doğru, kimin yanlış önemi kalmadı.

Oya kahkahadan şarkıyı söyleyemiyordu.

“Bu daha güzel oldu,” dedi.

Çeşme’nin Mahmur Saatlerinde Davet Başka Bir Şeye Dönüştü

Saat ilerledikçe kimse saatten bahsetmez oldu.

İlk saatlerde masanın etrafında oturanlar şimdi terasa dağılmıştı. Biri taş duvarın yanında duruyor, biri merdiven basamağına oturmuş konuşuyordu. Oya ayakkabılarını çıkarmıştı.

“Ben artık resmen evdeyim,” dedi.

Birisi cevap verdi:

“Zaten evdesin.”

Oya bir an durdu.

“Doğru ya.”

Bu saatlerde sohbet daha başka bir hal aldı.

Eski sevgililer açıldı ama isim verilmedi.

Eski arkadaşlıklar konuşuldu.

Birinin yıllardır görmediği bir insanı hâlâ rüyasında gördüğü ortaya çıktı.

Oya buna çok takıldı.

“Rüyada konuşuyor musunuz?”

“Bazen.”

“Ne diyor?”

“Hatırlamıyorum.”

Oya düşündü.

“O daha kötü.”

Kimse neden kötü olduğunu sormadı.

Gecenin o saatinde konuşulanlardan bazıları:

  • İnsan neden bazı arkadaşlarını yıllar sonra bile özler?
  • Eski fotoğraflarda neden herkes daha mutlu görünür?
  • Bir şarkı gerçekten insanı yıllar öncesine götürebilir mi?
  • Gece verilen kararlar sabah neden daha tuhaf gelir?
  • Ve Oya’nın kesinlikle cevaplayamadığı soru: “Bir insan kaç kere fikrini değiştirebilir?”

Oya’nın İyi Bir Gece İçin Kendi Kaideleri

Bir ara Yasemin “senin için iyi gece nedir?” diye sordu.

Oya buna beklenenden daha ciddi yaklaştı.

Parmaklarıyla saymaya başladı:

  • Masadaki insanlar birbirini susturmayacak.
  • Kimse sürekli telefona bakmayacak.
  • En az bir şarkıda herkes aynı anda gülmüş olacak.
  • Fotoğraf çekilecek ama gece fotoğraf çekmek için yaşanmayacak.
  • Bir şey mutlaka plana ters gidecek.
  • Gece sonunda “saat bu kadar olmuş mu?” denilecek.
  • Ve mümkünse kimse sabah erken kalkmayacak.

Son maddede herkes itiraz etti.

“İşi olan ne yapsın?”

Oya omuz silkti.

“O kısmını düşünmedim.”

Zaten Oya’nın kurallarının ortak özelliği buydu.

Uygulanabilirlik ikinci plandaydı.

Mutfakta Başlayan Küçük Bir Felaket

Gece ilerledikçe herkesin canı bir şeyler yemek istedi.

Oya mutfağa girdi.

Arkasından üç kişi geldi.

Beş dakika içinde mutfak gereğinden fazla kalabalık olmuştu.

Birisi buzdolabını açıyor, diğeri tabak arıyor, öteki hiçbir şey yapmadan tezgâha yaslanmış konuşuyordu.

Oya sonunda döndü.

“Hepiniz çıkın.”

Kimse çıkmadı.

“Ciddiyim.”

Yasemin sordu:

“Ne yapacaksın?”

Oya sustu.

“Onu düşünüyordum zaten.”

Sonunda bir tabak peynir, birkaç zeytin, ekmek ve nereden çıktığı belli olmayan küçük atıştırmalıklarla terasa dönüldü.

Oya masaya bakıp memnun oldu.

“Bakın, gastronomi.”

Herkes güldü.

Mutfak bilançosu:

  • Dört kişi mutfağa girdi.
  • Bir kişi gerçekten bir şey hazırladı.
  • Bir tabak neredeyse düşüyordu.
  • Oya iki kez ne aradığını unuttu.
  • Sonunda çıkan yiyeceğe kendisi “Çeşme gecesi tabağı” adını verdi.

Acayip Davetin En Sessiz Anı

Her hareketli gecede bir yerde sessizlik gelir.

Oya’nın gecesinde de geldi.

Birden herkes aynı anda yorulmuş gibiydi.

Müzik kısılmıştı.

Rüzgar hâlâ vardı ama artık daha yumuşak esiyordu. Terastan uzaklara bakınca gecenin rengi değişmiş gibiydi.

Oya sandalyede yan oturmuş, dizlerini kendine doğru toplamıştı.

Birisi sordu:

“Ne düşünüyorsun?”

Oya hemen cevap vermedi.

“Hiç.”

“İnsan hiç düşünmez mi?”

“Bazen düşünüp söylemek istemez.”

Bu cevap kimseyi şaşırtmadı.

Bir süre gerçekten kimse konuşmadı.

Sonra Oya uzaktaki ışıklara baktı.

“Gecenin en güzel saati bu bence.”

“Niye?”

“Çünkü kimsenin enerjisi rol yapmaya yetmiyor artık.”

Masada hafif bir gülüşme oldu.

“Gece uzayınca herkes biraz kendine dönüyor. Saç bozulmuş, ayakkabı çıkmış, makyaj yorulmuş… ama insan daha rahat. Ben o saatleri seviyorum.”

— Oya

Sabaha Karşı Başlayan Uzun Vedalaşma

İlk kişi kalkacağını söylediğinde Oya inanmadı.

“Daha erken.”

Telefon ekranı gösterildi.

Oya saate baktı.

“Bu saat doğru mu?”

“Telefon saati Oya.”

“Telefonlarda da hata olabilir.”

Kimse cevap vermedi.

Vedalaşma salon tarafında başladı, kapı önünde devam etti. Birisi ayakkabısını giyerken yeniden sohbete daldı. Başka biri çantasını içeride unuttuğunu farkedip geri döndü.

Oya kapıda kollarını bağlamış bekliyordu.

“Siz gidecek misiniz yoksa ikinci davet mi başladı?”

Birisi:

“Sen konuşuyorsun.”

“Ben ev sahibiyim konuşacağım tabi.”

Sonunda ilk grup çıktı.

Oya kapıyı kapatınca derin bir nefes aldı.

“Bir tur tamam.”

Yasemin içeriden güldü.

Travesti Oya’nın Çeşme Gecesinden Geriye Ne Kaldı?

Son kişiler de ayrıldığında evin içi bir anda sessizleşti.

Terastaki mumların çoğu sönmüştü.

Masada bardaklar duruyordu.

Rüzgarda uçmayan peçeteler masanın altında birikmişti.

Oya etrafa baktı.

“Hiçbir şeye dokunmuyorum,” dedi.

Yasemin hâlâ oradaydı.

“Sabaha mı?”

“Sabahki Oya’nın işi.”

“Sabahki Oya senden nefret edecek.”

“Zaten aramız kötü.”

İkisi birden güldü.

Oya terasa çıktı ve rüzgarın artık iyice sakinlediğini farketti. Uzaklardan belli belirsiz sabah hareketi başlıyordu.

Gecenin başındaki o yamuk mum tamamen sönmüştü.

Oya ona baktı.

“Bak yine o kazandı.”

Acayip davetin ardından…

Oya’nın gecesi büyük bir olayla hatırlanacak türden değildi. Asıl tuhaflık küçük şeylerdeydi. Rüzgarda uçan peçetede, sürekli sönen mumda, yarıda kalan hikâyede, dans etmeyeceğini söyleyip ilk ayağa kalkmasında…

Belkide güzel bir gecenin sırrı buydu. Sonradan anlatacak kadar küçük aksilik, hatırlayacak kadar sıcak bir muhabbet.

Çeşme Sabahına Kalan Son Cümle

Oya ışıkları tek tek kapatmaya başladı.

Salona geçti.

Sonra tekrar terasa döndü.

Neden döndüğünü kendiside bilmiyordu.

Bir sandalyeyi düzeltti.

Masadaki boş bardağı aldı, sonra “yarın” deyip yeniden bıraktı.

Kapının yanında duran ayakkabılarına baktı.

Giymedi.

Çıplak ayakla taş zeminde yürüyüp pencereye yaklaştı.

Çeşme gecesi artık iyice soluyordu. Gökyüzü lacivertten başka bir renge dönmeye başlamıştı.

Oya bir süre dışarı baktı.

Sonra kendi kendine konuşur gibi:

“Acayipti ama güzeldi.”

dedi.

Bu cümle aslında bütün geceyi özetliyordu.

Çeşmede Travesti Oya’nın Acayip Daveti hiçbir zaman kusursuz olmadı. Mumlar söndü. Müzik yarıda kesildi. Hikâyeler tamamlanmadı. Bazıları fazla konuştu, bazıları bir süre sessiz kaldı. Rüzgar masayı dağıttı. Oya kendi koyduğu kuralları kendisi bozdu.

Ama belkide tam bu yüzden gece kendi hikâyesini kurdu.

Çünkü kusursuz geceler bazen fazla düzgün kalıyor hafızada, sonra birbirine benziyor.

Oysa biraz yamuk olanlar…

İnsan onları daha çok anlatıyor.

Aylar sonra “Oya’nın o gecesini hatırlıyor musun?” denildiğinde herkes başka bir şey hatırlayacak muhtemelen.

Biri uçan peçeteyi.

Biri yarım kalan şarkıyı.

Yasemin kesin mum meselesini.

Oya ise büyük ihtimalle hepsini biraz farklı anlatacak.

Belki birkaç ayrıntı ekleyecek.

Belki gerçekten yaşanan bir şeyi unutacak.

Belki gecede olmayan bir cümleyi sonradan hikâyeye sokacak.

Ama hissini doğru hatırlayacak.

Biraz tuhaf.

Biraz sıcak.

Biraz mahmur.

Ve tam Oya’nın sevdiği gibi, planlandığından bambaşka…

Bazı davetler sofrayla değil, sonradan anlatılan hikâyelerle büyür. Oya’nın Çeşme gecesi de masanın üstünde değil, hafızalarda devam etti biraz.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir