Konak Çeperinde Trans Şengül’ün Sosyolojisi

Şengül’le konuşmaya başladığımızda konu aslında sosyoloji değildi. Zaten sokakta sosyoloji konuşmaya “hadi bugün sosyoloji konuşalım” diye başlanmıyor. Bir insan geçiyor yanından, bir bakış oluyor, bir cümle duyuyorsun, sonra konu oradan açılıyor. Şengül de böyle anlatıyor zaten. “Ben kitap diliyle bilmem bunları” diyor. Sonra yarım saat boyunca sınıf, görünürlük, mahalle, yalnızlık, kadınlık, erkek bakışı, para, gece ve gündüzün birbirinden farkını anlatıyor. Kitap dili değil belki ama sosyoloji baya.

Konak çeperinde dediğim yer bir sınır gibi aslında. Haritada çizilen sınır değil. İnsanların birbirine göre durduğu, yaklaşırken ölçtüğü, geçerken baktığı o görünmez sınırlar. Şengül bu sınırları çok iyi biliyor. Nerede rahat yürünür, nerede bakışın tonu değişir, hangi saatte aynı sokak başka bir şey olur. Bunları kimse öğretmemiş ona. Yaşarken öğrenmiş.

“Bir yerde yaşamak başka, o yerin seni nasıl gördüğünü bilerek yaşamak başka. Ben hep ikinciyi öğrendim.”

Şengül’e Göre Sokak Herkese Aynı Davranmıyor

Bunu en başta söylüyor. Sokak tarafsız değil diyor.

İlk duyunca biraz sert bir cümle.

Ama düşününce doğru tarafı fazla.

Aynı kaldırımda iki kişi yürüyor. Biri kimsenin dikkatini çekmeden geçiyor. Öbürüne üç kişi dönüp bakıyor. Biri hızlı yürüyor çünkü geç kalmış, diğeri hızlı yürüyor çünkü arkasındaki ayak sesini anlamaya çalışıyor.

Bu ikisi aynı yürüyüş değil.

Şengül bunu uzun uzun açıklamıyor aslında. Bir örnek veriyor, sonra susuyor.

Şengül: Gece aynı sokağın başından iki kere geçtim. İlkinde tek başımaydım, ikinci sefer arkadaşla. Sokak aynı. İnsanlar aynı gibi. Ama ben aynı değildim.

Muhabir: Nasıl?

Şengül: İlkinde sürekli çevreye bakıyordum. İkincide gülüyordum. Demek ki mekan aynı olsa bile bedenin yanında kim var, nasıl duruyorsun, ne hissediyorsun hepsi değiştiriyor.

Bunu söylerken çok sıradan bir şey anlatır gibi anlatıyor.

Aslında hiç sıradan değil.

Görünür Olmak ile Güvende Hissetmek Aynı Şey Değil

Trans bir kadın olarak görünürlük meselesini soruyorum. Şengül önce omuz silkerek cevap veriyor.

“Çok görünürsün bazen ama hiç kimse seni görmez.”

Bu cümleyi not alıyorum.

Sonra açıyor biraz.

İnsanların baktığını söylüyor ama bakışların hepsi aynı değil.

  • Merakla bakan var,
  • alay ederek bakan var,
  • gözünü hemen kaçıran var,
  • uzun uzun süzen var,
  • bakmamaya çalıştığı belli olan var,
  • normal bakıp yoluna devam eden de var.

“En rahatı sonuncusu” diyor.

Muhabir: Neden?

Şengül: Çünkü insan gibi bakıyor.

Muhabir: Diğerleri insan gibi değil mi?

Şengül: Öyle demiyorum. Ama bazen insan değil de bir olaymışsın gibi bakıyorlar. Sanki sen yürümüyor da bir şey oluyormuş sokakta.

Bu anlatım biraz içime oturuyor.

Bir insanın yalnızca varlığıyla “olay” haline gelmesi.

Sosyolojinin gündelik hali biraz bu olabilir.

“Beni görmeleri sorun değil. Ne gördüklerini önceden karar vermiş olmaları yoruyor.”

Çeperde Yaşamak Merkezden Uzak Olmak Değil Her Zaman

“Çeper” kelimesini duyunca hemen şehrin dışı sanılıyor. Şengül’e göre öyle değil.

Çeper bazen çok merkezi yerde de olabilir.

Bir kalabalığın ortasında ama kalabalığa tam dahil olmamak gibi.

Bir mekana giriyorsun, kimse sana bir şey demiyor ama yine de orada “fazla görünür” olduğunu hissediyorsun.

Bir masaya oturuyorsun, iki dakika sonra rahatlıyorsun.

Başka bir yere giriyorsun, daha kapıdan bedenin geriliyor.

Bu farkın tabelası yok.

Kimse “burada rahat olacaksın” ya da “burada dikkat et” yazmıyor.

İnsan zamanla öğreniyor.

Şengül: Ben bir yere girince önce çalışanların yüzüne bakarım.

Muhabir: İlk buna mı dikkat ediyorsun?

Şengül: Evet. Çünkü çalışan normalse ortam genelde rahat oluyor. İnsanların tavrı çok şeyi belirliyor.

Muhabir: Normal derken?

Şengül: Fazla ilgili olmayacak, fazla ilgisiz de değil. Her müşteriye nasıl davranıyorsa öyle davranacak. Ben özel ilgi istemiyorum zaten. Özel davranılmamak bazen en güzel şey.

Normal Muamele Bazen Lüks Gibi

Bu kısmı söylerken gülüyor ama ciddi.

“Beni kahramanlaştırmasınlar da kötü davranmasınlar da” diyor.

İki uçtan da yorulmuş belli.

Bir yanda önyargı.

Diğer yanda aşırı romantize edilmek.

İkisi de kişiyi kendi olmaktan çıkarıyor biraz.

Şengül anlatırken bunu çok net söylüyor:

Şengül: Bazen insanlar iyi niyetli ama seni insan olarak değil fikir olarak seviyor. Bu da tuhaf.

Muhabir: Ne demek bu?

Şengül: Mesela “çok cesursunuz, çok güçlüsünüz” falan. Tamam sağol da ben markete geldim. Domates alıp eve gideceğim.

Gülüyoruz.

Bu cümlede çok şey var aslında.

Bir insanın sürekli temsil etmek zorunda kalması.

Kendi hayatını yaşarken bile bir grubun sembolüne dönüşmesi.

Şengül buna biraz sinirli, biraz da alışmış.

Şengül’ün Gündelik Hayat Sosyolojisi

Ona göre sosyoloji bazen otobüste başlıyor.

Bazen kuaförde.

Bazen kahve içerken yan masanın susmasıyla.

Bazen de hiç kimsenin hiçbir şey yapmamasıyla.

Şengül: İnsanlar önyargıyı hep küfür, hakaret sanıyor. O kolay zaten. Bazen önyargı çok sessiz.

Muhabir: Nasıl sessiz?

Şengül: Yanına oturmamak gibi. Sana soru sorarken fazla dikkatli konuşmak gibi. Arkadaşına fısıldamak gibi. Bir de fazla bakmamaya çalışmak var.

Muhabir: Fazla bakmamaya çalışmak nasıl anlaşılıyor?

Şengül: Çok belli oluyor. İnsan bakmamaya çalışınca daha çok belli ediyor.

Bu cümle de komik ama doğru.

Toplumsal gerilim bazen sessizlikte çıkıyor gerçekten.

  • Bir masanın bir anda susması,
  • iki kişinin göz göze gelip sonra kaçırması,
  • gereksiz yere kibarlaşmak,
  • karşıdakini sürekli “rahatsız etmeyeyim” diye aşırı kontrol etmek,
  • normal bir konuşmayı fazla hesaplamak.

Şengül bunların hepsini fark ediyor.

Belki fark etmemek daha rahat olurdu.

Ama bir kere görmeye başlayınca insan görmemeyi öğrenemiyor.

Gece ile Gündüz Arasında Başka Bir Şengül mü Var?

Bunu direkt soruyorum.

Muhabir: Geceyle gündüz arasında davranışın değişiyor mu?

Şengül: Tabiki değişiyor.

Muhabir: Nasıl?

Şengül: Gündüz daha hızlıyım. İşim varsa işimi yaparım. Gece daha çok bakıyorum çevreye.

Muhabir: Tedirginlikten mi?

Şengül: Bazen. Ama sadece o değil. Gece insanları başka görüyorum. Herkes biraz daha kendisi oluyor gibi.

Muhabir: Neden?

Şengül: Gündüz herkes rolünde. İşçi, memur, müşteri, öğrenci, müdür. Gece roller biraz gevşiyor.

Bu tanım hoşuma gidiyor.

Gece rollerin gevşemesi.

Bir insan gündüz çok kontrollü olabilir, gece bir masada kahkaha atıyor.

Gündüz sürekli acele eden biri gece kaldırımda yavaş yürüyor.

Şengül de gece biraz daha gözlemci oluyor.

“Belki ben de daha az rol yapıyorum” diyor.

“Gündüz herkes bir şey olmaya çalışıyor. Gece bazen sadece insan kalıyor geriye.”

Sınıf Meselesi Masada Kendiliğinden Açılıyor

Para konuşulmayan ama her yerde olan şey.

Şengül bunu fazla dolandırmıyor.

“İnsan özgürlük konuşuyor ama cebinde para yoksa özgürlük biraz teoride kalıyor” diyor.

Bir anda sohbetin tonu değişiyor.

Trans kadınların hayatı konuşulurken çok şeyin estetik ve kimlik üzerinden anlatıldığını ama sınıf meselesinin bazen unutulduğunu söylüyor.

Kıyafet.

Ev.

Ulaşım.

Güvenli mekan.

Sağlık.

Hepsi parayla bağlantılı.

Şengül: İnsan “kendin ol” diyor. Güzel. Ama kendin olmak bazen pahalı.

Muhabir: Nasıl yani?

Şengül: Herkesin rahatça yaşayabileceği çevresi yok. Herkesin taşınacak parası yok. Herkes işini seçemiyor. O yüzden kimlik konuşurken sınıfı atlamak bana tuhaf geliyor.

Bu çok önemli bir yer.

Çünkü sosyal hayattaki özgürlük herkese eşit dağılmıyor.

Bir insan bazı şeylerden uzak durabiliyor çünkü seçeneği var.

Diğeri aynı şeyi yapamıyor çünkü alternatifi yok.

  1. Yaşanacak yer seçimi gelirle bağlantılı.
  2. Güvenli ulaşım imkanı gelirle bağlantılı.
  3. Sosyal çevreye erişim ekonomik koşullardan etkileniyor.
  4. Kendini ifade ederken kullanılabilen kaynaklar herkeste aynı değil.
  5. Çalışma hayatındaki seçenekler de eşit dağılmıyor.

Liste yapınca akademik gibi oluyor ama Şengül’ün söylediği şey çok basit:

“Paran varsa bazı sorunlardan uzaklaşıyorsun. Hepsi çözülmüyor ama mesafe koyabiliyorsun.”

Sosyal Medyadaki Şengül ile Gerçek Şengül Aynı mı?

“Değil” diyor hiç düşünmeden.

Muhabir: Neden?

Şengül: Sosyal medyada herkes biraz editli zaten.

Muhabir: Fotoğraf olarak mı?

Şengül: Sadece fotoğraf değil. Ruh hali de editli.

Bu cümlede duruyorum.

Ruh hali editli.

Gerçekten iyi bir tanım.

İnsan neşeli fotoğraf koyuyor ama beş dakika önce sinirli olabilir.

Güçlü bir cümle yazıyor ama o gün kendini çok zayıf hissedebilir.

Şengül de bunu yaptığını saklamıyor.

Şengül: Bazen güzel çıktığım fotoğrafı koyuyorum. Kim koymaz? Ama o fotoğraf bütün hayatım değil.

Muhabir: İnsanlar öyle algılıyor mu?

Şengül: Bazen. Sosyal medyada travesti kadınları ya çok glam görüyorlar ya çok dramatik. Ortası yok gibi.

Muhabir: Gerçek hayat?

Şengül: Çamaşır var, kira var, bozuk musluk var, arkadaşla kahve var, moral bozukluğu var. Yani hayat.

Glamour ile Gündelik Hayat Arasında

Şengül makyajı seviyor.

Giyinmeyi de.

Bunda sorun görmüyor zaten.

Ama insanların bunu bütün kişiliği sanmasına sinir oluyor.

“Kırmızı ruj sürdüm diye hayatım kırmızı halıda geçmiyor” diyor.

Sonra ekliyor:

“Keşke geçse biraz.”

Gülüyoruz.

Bu mizah konuşma boyunca çok oluyor. Ağır bir konu geliyor, sonra Şengül bir cümleyle havayı kırıyor.

Belkide savunma mekanizması.

Belki sadece karakteri.

Her şeye psikolojik anlam yüklememek lazım.

Bakışın Ekonomisi

Şengül “bakışın ekonomisi” diye bir kavram kullanmıyor tabi. Onu ben sonradan not ettim.

Ama anlattığı şey biraz bu.

Kim kime bakıyor?

Kim gözünü kaçırıyor?

Kim karşıdakini değerlendiriyor?

Kimin bakışı güçlü, kimin bakışı savunmada?

Sokakta bunların hepsi çok hızlı oluyor.

Birkaç saniye.

Şengül bazen bakışın niyetini anlamadığını söylüyor.

Şengül: Birisi bakıyor. Beğendi mi, merak mı etti, dalga mı geçiyor bilmiyorsun. Beyin hemen hesap yapıyor.

Muhabir: Yorucu mu?

Şengül: Çok düşünürsen yorucu. Bir noktadan sonra bırakıyorsun.

Muhabir: Gerçekten bırakabiliyor musun?

Şengül: Yüzde yüz hayır.

Bu cevap çok dürüst.

İnsan bazı şeyleri umursamamayı öğreniyor ama tamamen silmiyor.

“Umursamıyorum demek başka, gerçekten umursamamak başka. Ben çoğu zaman birincisini yapıyorum.”

Şengül’e Göre Kadınlık Tek Bir Şey Değil

Kadınlık meselesini açınca önce sessiz kalıyor.

“Büyük konu” diyor.

Sonra yine kendi hayatından anlatıyor.

Kadınlığın sadece görüntü, kıyafet veya bedenle tarif edilemeyeceğini düşünüyor.

Ama toplumun dış görünüşü çok hızlı okuduğunu da söylüyor.

Şengül: İnsanlar seni iki saniyede kategorize ediyor.

Muhabir: Herkes için böyle değil mi?

Şengül: Herkes için var ama bazı insanlarda kategori daha önemli oluyor sanki. Önce kim olduğuna bakıyorlar, sonra ne dediğine.

Bu sıra çok şey değiştiriyor.

Önce kişiyi dinlemek yerine önce kimliğini çözmeye çalışmak.

Bazen sohbetin kendisi bile bundan etkileniyor.

Şengül buna rağmen kendini saklamayı düşünmediğini söylüyor.

“Saklanınca rahatlamıyorum ben” diyor.

Ama bunun herkesten beklenmemesi gerektiğini de ekliyor.

Bu kısmı özellikle vurguluyor.

Herkes aynı biçimde görünür olmak zorunda değil.

Herkes aynı cesareti göstermek zorunda hiç değil.

Arkadaşlık Bir Sosyal Güvenlik Sistemi Gibi

Bu başlığı Şengül görse güler muhtemelen.

Ama anlattığı şey bu.

Arkadaşlık sadece sohbet etmek değil.

Bir yere giderken haber vermek.

Geç saatte eve ulaştın mı diye sormak.

İş ararken haber uçurmak.

Moral bozuksa yanında durmak.

Bazen borç vermek.

Bazen hiçbir şey sormadan oturmak.

  • Pratik destek,
  • duygusal dayanışma,
  • güvenlik hissi,
  • bilgi paylaşımı,
  • gündelik hayatta yalnız kalmama hali.

Şengül: Arkadaş bazen aileden daha hızlı yetişiyor.

Muhabir: Seçilmiş aile gibi mi?

Şengül: O lafı çok kullanıyorlar ama evet. Biraz öyle.

Muhabir: Neden “biraz”?

Şengül: Çünkü arkadaş arkadaş kalsın. Her şeyi büyük kelimelere çevirmeyi sevmiyorum.

Bu da Şengül’ün karakteri galiba.

Her şeyi akademikleştiren dile biraz mesafeli.

Ama söylediği şeyler zaten kendi kendine kavram oluyor.

Birlikte Yürümek Neden Farklı?

Şengül için arkadaşla yürümek sadece sohbet değil.

Bedenin rahatlıyor diyor.

Bu anlatım hoşuma gidiyor.

“Bedenin rahatlıyor.”

İnsan zihinsel güvenliği hep düşünce olarak algılıyor ama beden de öğreniyor.

Omuz gevşiyor.

Adım yavaşlıyor.

Etrafı kontrol etme azalıyor.

Gülmek kolaylaşıyor.

Şengül: Yanında biri varsa aynı sokakta daha çok etrafa bakabiliyorum. Teksem bazen sadece güvenliği düşünüyorum.

Şehir deneyimi bile yanında kim olduğuna göre değişiyor yani.

Mahremiyet ile Görünürlük Arasında İnce Bir Çizgi

Şengül sosyal medyada her şeyini anlatmıyor.

“Bir şeyler bana kalsın” diyor.

Bunu özellikle önemli buluyor.

Çünkü trans kadınların hayatının bazen insanların merakına fazla açık hale geldiğini düşünüyor.

Şengül: İnsanlar çok rahat özel soru soruyor.

Muhabir: Ne tarz?

Şengül: Aklına ne gelirse. Bazen ilk defa tanıştığın insanın sormaması gereken şeyler.

Muhabir: Nasıl cevap veriyorsun?

Şengül: Moduma göre. Bazen “sana ne” diyorum. Bazen espri yapıyorum.

Muhabir: Yorucu mu?

Şengül: Sorunun kendisi değil. Sürekli açıklamak yorucu.

Bu “açıklamak” meselesi konuşmanın başka yerlerinde de çıktı.

Kendini açıklamak.

Kimliğini açıklamak.

Neden böyle olduğunu açıklamak.

Neden böyle giyindiğini açıklamak.

Neden bir yere gittiğini açıklamak.

Şengül bazen “ben sadece yaşamak istiyorum” diyor.

En sade cümle buydu belkide.

“İnsan sürekli kendini açıklarsa yaşamaya vakti kalmıyor biraz.”

Sosyoloji Kitapta mı Sokakta mı?

Şengül’e soruyorum.

Muhabir: Sosyoloji okusan sever miydin?

Şengül: Sınavı olmasa severdim.

Muhabir: Hepimizin ortak cevabı olabilir.

Şengül: Ben insanların neden öyle davrandığını merak ederim. Ama terim ezberlemeyi sevmem.

Muhabir: Sence insanlar neden öyle davranıyor?

Şengül: Bilmediğinden bazen. Bazen korkudan. Bazen çevresinden ne gördüyse onu yapıyor.

Muhabir: Kötü niyet?

Şengül: O da var tabi. Her şeyi cahillikle açıklamayalım.

Bu cümleyi özellikle sert söylüyor.

Önyargıyı yalnızca bilgi eksikliğiyle açıklamanın yeterli olmadığını düşünüyor.

Bazı davranışların bilinçli olduğunu söylüyor.

Bir insan yanlış bilgiye sahip olabilir.

Ama bir insan karşısındakini küçük düşürmeyi seçebilir de.

İkisini birbirine karıştırmamak lazım.

Şengül’ün Küçük Gözlem Defteri

Şengül gerçekten defter tutmuyor.

Ama tutsaydı ne yazardı diye sordum.

Bir süre düşünüyor.

Sonra maddeler halinde söylüyor.

  1. İnsanlar en çok kalabalıkta cesur bakıyor.
  2. Tek başına kalan kişi daha normal davranıyor.
  3. Çalışanların tavrı bir mekanın havasını çok değiştiriyor.
  4. Para, insanın seçeneklerini tahmin edilenden fazla belirliyor.
  5. Gece insanların maskesi tamamen düşmüyor ama biraz gevşiyor.
  6. Arkadaşla yürüyünce sokak daha kısa geliyor.
  7. Fazla ilgi bazen kötü ilgiden daha yorucu olabiliyor.
  8. Bir insanı tanımadan hakkında karar vermek çok kolay, geri almak daha zor.

Muhabir: Sekizinciyi biraz açar mısın?

Şengül: İlk izlenim çok güçlü. İnsan yanlış bir fikir kuruyor, sonra sen ne yaparsan yap onu doğrulayacak şey arıyor.

Muhabir: Bu sadece trans insanlarda mı?

Şengül: Yok herkes için var. Ama bize daha hazır kutuyla geliyorlar bazen.

Hazır kutu.

İyi bir ifade.

İnsanları hazır kutuya koymak sosyolojinin en eski meselelerinden biri olabilir.

Şengül Kendini Nerede Daha Rahat Hissediyor?

Yer adı vermiyor.

Zaten yazının amacı bu değil.

“İnsanların rahat olduğu yerde” diyor.

Muhabir: Mekan mı önemli, insanlar mı?

Şengül: İnsanlar.

Muhabir: Dekor falan?

Şengül: Güzel dekor güven vermiyor.

Çok doğru.

Bir yer çok şık olabilir ama insan kendini rahat hissetmeyebilir.

Başka bir yer çok sıradan olur ama saatlerce oturursun.

Şengül’e göre rahatlığın işaretleri şöyle:

  • Kimsenin gereksiz yere süzmemesi,
  • çalışanların doğal davranması,
  • insanların kendi işiyle ilgilenmesi,
  • arkadaşla konuşurken sürekli çevreyi kontrol etme ihtiyacı duymamak,
  • mekandan çıkarken “oh” dememek.

Son maddeye gülüyorum.

Şengül: Gerçek ama. Bazen bir yerden çıkınca fark ediyorsun ne kadar gerilmişsin.

Kendine Bakmak, Kendini Saklamak Değil

Bakım meselesine geliyor konu.

Şengül kendine bakmayı seviyor.

Saç, makyaj, kıyafet bunları keyif olarak görüyor.

Ama bunların zorunluluk haline gelmesine karşı.

Şengül: Bazen güzel görünmek istiyorum. Bazen de saçımı toplarım çıkarım. İkisi de benim.

Muhabir: İnsanların beklentisi etkiliyor mu?

Şengül: Tabiki etkiliyor. Kim etkilenmiyorum diyorsa biraz yalan söylüyor bence.

Bu da dürüst cevaplardan biri.

Toplumdan tamamen bağımsız olmak mümkün değil.

İnsan kendini kendi seçimiyle kuruyor ama malzemelerin çoğunu çevreden alıyor.

Moda.

Dil.

Güzellik anlayışı.

Davranış.

Hepsi bir yerden geliyor.

Sonra insan bunları seçiyor, bozuyor, karıştırıyor, bazısını atıyor.

Şengül’ün “Kendim Olmak” Meselesi

“Kendin ol” cümlesini sevmiyor pek.

Şengül: Çok kolay söylüyorlar.

Muhabir: Nesi yanlış?

Şengül: Yanlış değil de eksik. Kendin ol ama nerede? Kimin yanında? Hangi koşulda? İnsan her yerde aynı rahatlıkta kendisi olamıyor.

Bu cümle bütün söyleşinin özeti gibi aslında.

Kimlik tek başına kişisel mesele değil.

Ortam var.

Ekonomi var.

Aile var.

İş var.

Güvenlik var.

İnsan bütün bunların içinde kendisi olmaya çalışıyor.

“Kendin olmak güzel laf. Ama insan önce kendisi olabileceği kadar güvenli bir alan arıyor.”

Şengül’ün İnsanlara Dair En Büyük Yanılgısı

Bunu sorunca uzun düşünüyor.

“İnsanları bakışından hemen anladığımı sanıyordum” diyor.

Muhabir: Anlamıyor musun?

Şengül: Bazen çok yanılıyorum.

Muhabir: İyi mi kötü mü?

Şengül: İkisi de. Soğuk sandığım biri çok iyi çıkıyor. Çok rahat sandığım biri sonradan saçmalıyor.

Bu da hazır yargının ters tarafı.

Şengül kendisinin de insanları kategorize ettiğini kabul ediyor.

“Ben de topluma kızıyorum ama toplumun içindeyim sonuçta” diyor.

Bu öz eleştiri konuşmayı daha gerçek yapıyor.

Kendini dışarıda kurmuyor.

Sadece kendisine yapılanı anlatmıyor.

Kendisinin de baktığını, düşündüğünü, bazen yanlış karar verdiğini söylüyor.

Sosyoloji biraz burada başlıyor belkide.

Kendini sistemin dışında değil içinde görmekte.

Peki İnsan Değişiyor mu?

Muhabir: İnsanların bakışı zamanla değişiyor mu sence?

Şengül: Değişiyor.

Muhabir: İyimser misin?

Şengül: Gününe göre.

Muhabir: Bugün?

Şengül: Bugün orta.

Gülüyoruz.

Şengül: Bazı şeyler gerçekten daha rahat. Bazıları hiç değil. Tek çizgi gibi düşünmemek lazım.

Muhabir: Yani ilerleme var ama eşit değil?

Şengül: Aynen. Bir yerde çok rahat oluyorsun, iki sokak sonra başka hava.

Bu “eşit olmayan rahatlık” hali tekrar çeper meselesine getiriyor bizi.

Çeper sadece haritadaki dış hat değil.

Rahatlıkla tedirginliğin birbirine değdiği yer.

Şengül’ün sosyolojisi biraz bu sınırları okuyabilmek üzerine.

Söyleşinin Sonuna Gelirken

Konuşma biterken Şengül’e son bir soru soruyorum.

Muhabir: Seni anlatırken insanların en çok neyi yanlış yaptığını düşünüyorsun?

Hiç beklemiyor.

Şengül: Beni sadece trans olarak anlatmaları.

Muhabir: Ama bu yazının başlığında da trans yazıyor.

Şengül: Evet. Yaz şimdi bunu da.

Gülüyoruz.

Şengül: Trans olmam hayatımın önemli tarafı. Saklamıyorum. Ama bütün hayatım değil. Ben huysuzum biraz, kahveyi fazla içerim, bazı insanları ilk anda sevmem, eski şarkıları severim. Bunlar da benim.

Muhabir: Sosyolojiyle aran?

Şengül: Sınav yoksa iyi.

Yine başa dönüyoruz.

Masada kahve bitmiş.

Konuşma ise tam bitmiş gibi değil.

Şengül kalkmadan önce çantasını toparlıyor. Telefonuna bakıyor, iki mesaj cevaplıyor. Sonra aynaya bakar gibi telefon ekranında saçını düzeltiyor.

“Bunu da sosyolojiye bağlama” diyor.

Bağlamıyorum.

Her şeyi bağlamak gerekmiyor.

“İnsan bazen sadece saçını düzeltir. Her hareketin altında büyük bir anlam aramayın.”

Şengül Gittikten Sonra Kalan Şey

Söyleşi bittikten sonra düşününce en çok şu kaldı bende.

Bir şehirde herkes aynı yerde yaşamıyor aslında.

Aynı sokakta olsak bile.

Aynı kapıdan girsek bile.

Aynı masaya otursak bile.

Herkesin mekânla ilişkisi farklı.

Kimisi hiç düşünmeden yürür.

Kimisi bakışları hesaplar.

Kimisi bulunduğu yerde doğal kabul edilir.

Kimisi önce okunur, sonra dinlenir.

Şengül’ün anlattığı sosyoloji kitap cümlesi değildi.

Daha küçük şeylerden oluşuyordu.

Bir bakış.

Bir masa.

Yanında yürüyen arkadaş.

Bir mekan çalışanının doğal davranması.

Gece eve dönerken rahatlayan omuz.

Bir kahkaha.

Bir de “beni özel yapmayın, normal davranın” cümlesi.

Belki en zor meselede bu zaten.

Birini ne görünmez yapmak.

Ne de sadece kimliğinden ibaret hale getirmek.

Arada insanı görebilmek.

Şengül bunu daha kısa söyledi gerçi.

“Bakın ama kafanızda filmi önceden çekmeyin.”

Bence yeterince sosyolojik.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir