Şallı’nın yeni hobisini ilk duyduğumuzda örgü örmek, eski plak toplamak veya gece üçte makarna sosu denemek gibi bir şey bekledik.
Değilmiş.
“Hikikomori.” dedi.
“O hobi değil ki.”
“Ben hobi yaptım.”
Konuşma burada aslında bitebilirdi ama Şallı yaklaşık kırk dakika boyunca neden evden çıkmamanın kendisine göre bir uğraş sayılması gerektiğini savundu, hem de üzerinde mor sabahlığı, elinde soğumuş kahvesi ve üç gündür masanın üzerinde duran, kime ait olduğunu kendisinin de bilmediği bir mandalina ile.
İşin komik tarafı şuydu, söylediği kelime komik değildi aslında.
Hikikomori, uzun süreli ve belirgin sosyal geri çekilmeyi anlatmak için kullanılan bir kavram. Şallı’nın “yeni hobim” demesi ise tamamen kendi yaptığı şaka, biraz kendisiyle dalga geçme şekli.
Fakat şaka uzadıkça altında başka şeyler olduğu anlaşılmaya başladı.
Şallı’nın sözlüğünde Hikikomori
- Telefon çalınca ekrana bakıp açmamak.
- “Akşam geliyor musun?” mesajına yarın cevap vermek.
- Market ihtiyacını mümkün olduğunca ertelemek.
- Hazırlanıp son anda kıyafetleri tekrar çıkarmak.
- Evde kimse yokken “bugün çok yoğundum” demek.
- Kapı zilini duyunca kargo değilmiş gibi davranmak.
Bunlar Şallı’nın kendi esprili listesi. Kavramın gerçek anlamının bundan daha ciddi olduğunu kendisi de konuşmanın ilerleyen kısmında kabul ediyor zaten.
Her Şey Bir Cumartesi Akşamı “Ben Gelmiyorum” Mesajıyla Başlamadı
Çünkü öyle başlasa fazla düzenli olurdu.
Şallı’nın hikâyesinde başlangıç tarihi yok.
Bir pazartesi olabilir.
Perşembe de olabilir.
Kendisine sorarsanız:
“Geçen ay gibi.”
Hangi geçen ay?
“İşte geçen.”
Takvim konusunda daha fazla ilerleyemedik.
Önce dışarı çıkacağı günlerden birisini iptal etmiş.
Sonra bir tane daha.
Sonra arkadaşları çağırdığında “bugün biraz yorgunum” demeye başlamış.
Gerçekten yorgun olduğu günler varmış ama olmadığı günlerde de aynı cümleyi kullanmış çünkü yeni bahane düşünmek zahmetli gelmiş.
“Bir süre sonra dışarı çıkmamak için bahane bulmayı bıraktım. Direkt gelmiyorum dedim. Sonra onu da yazmaya üşendim.”
Şallı Önce Evde Kalmayı Çok Sevdi
Burada hikâyenin biraz ters tarafı var.
İlk günler gayet güzelmiş.
Kimseye yetişmek yok.
Makyaj yapmak zorunda değil.
Saç kötü olmuş mu, elbise olmuş mu, saat kaç olmuş, taksi bulacak mı gibi meseleler yok.
Evde kendi istediği müziği açıyor.
Acıkınca yemek.
Uykusu gelirse yatak.
Sohbet istemezse kimseyle konuşmuyor.
“Hayat buymuş.” demiş.
Üçüncü gün yine demiş.
Beşinci gün biraz daha az hevesli söylemiş.
Sonra dememeye başlamış.
Bir İnsan Aynı Pijamayı Kaç Gün Giyebilir?
Şallı bu soruya cevap vermedi.
“Konumuz bu değil.” dedi.
Aslında biraz konumuzdu.
Çünkü günler birbirine karışmaya başlayınca Şallı’nın evdeki küçük düzeni de değişmiş.
Sabah kahvesini öğleden sonra içmeye başlamış.
Akşam yemeği bazen gece bire kalmış.
Gece üçte dizi.
Sabah beşte telefon.
Öğlene doğru uyku.
Uyandığında ilk işi perdeyi açmak değil telefona bakmak.
“Gün ışığı beni sorguluyor gibi geliyor.” dedi.
Bu cümleden sonra kendisi de güldü.
“Onu yazma çok saçma oldu.”
Yazdık.
Şallı’nın saatleri bir ara şöyle olmuş:
- 11.40 — Uyan ama yataktan çıkma.
- 12.20 — Telefona bak.
- 13.00 — Kahve yapmayı düşün.
- 13.35 — Kahveyi gerçekten yap.
- 15.00 — “Bugün dışarı çıkacağım” de.
- 17.30 — Duş al.
- 19.10 — Çıkmaktan vazgeç.
- 21.00 — Yemek söyle.
- 00.30 — “Yarın erken kalkacağım” de.
- 03.47 — Hâlâ telefona bakıyor ol.
Travesti Şallı’nın Gardırobu Bile Durumu Fark Etti
Şallı eskiden hazırlanmayı seviyormuş.
Hatta dışarı çıkmasa bile bazen makyaj yaparmış.
Sonra makyaj çantası masanın köşesine gitmiş.
Topuklu ayakkabılar dolabın alt tarafına.
Küpeler kutuda.
Bir elbiseyi yaklaşık iki hafta sandalye arkasında tutmuş.
“Giyeceğim.” diye.
Giymemiş.
Sonra elbiseyi dolaba kaldırırken:
“Senin de nasibin kapalıymış.” demiş.
Evde yalnız yaşayan bir insanın kıyafetleriyle konuşması ne zaman normal, ne zaman biraz fazla, bunun bilimsel ölçüsü var mı bilmiyoruz.
Şallı’ya göre var.
“Cevap vermiyorsa sorun yok.”
Telefon Sessizde Değildi, Şallı Sessizdeydi
İlginç olan telefonunu kapatmaması.
Telefon hep açık.
Bildirimler geliyor.
Mesajları görüyor.
Bazen anında okuyor.
Ama cevap vermiyor.
“Niye?”
“Sonra cevap veririm diyorum.”
“Sonra?”
“Sonra da sonra oluyor.”
Bir arkadaşının mesajına dört gün sonra cevap vermiş.
Mesaj şu:
“Nasılsın?”
Şallı dört gün düşünüp:
“İyiyim sen?”
yazmış.
Arkadaşı da cevap vermemiş.
Şallı buna bozulmuş.
Burada kendisine dört gün beklettiğini hatırlattık.
“O başka.” dedi.
Neyin başka olduğu açıklanmadı.
“Mesajı görmek başka, cevap verecek enerjiyi bulmak başka bir şey. İnsanlar bunu aynı sanıyor.”
Yeni Hobisi Hikikomori Dedi Ama İşin Şakası Yavaş Yavaş Azaldı
Bir gün arkadaşı Cansu kapıya gelmiş.
Önceden haber vermeden.
Zil çalmış.
Şallı açmamış.
Tekrar çalmış.
Yine açmamış.
Telefon çalmış.
Şallı telefonun ekranında Cansu yazısını görünce bu defa mecburen açmış.
“Neredesin?”
“Evde.”
“Ben de kapındayım.”
Şallı birkaç saniye sessiz kalmış.
“Niye?”
Cansu’nun sinirlendiği yer burası olmuş.
“Seni görmeye geldim.”
“Haber verseydin.”
“Haber versem gelme diyecektin.”
“Doğru.”
Kapıyı yine de açmış.
Cansu içeri girmiş ve ilk yaptığı şey perdeleri açmak olmuş.
Şallı:
“Polis baskını gibi niye girdin?” demiş.
Cansu:
“Sen mağara yapmışsın burayı.”
Şallı:
“Konsept.”
demiş.
Cansu’nun fark ettiği küçük şeyler:
- Şallı’nın haftalardır neredeyse hiçbir plana katılmaması.
- Mesajlara giderek daha geç cevap vermesi.
- Uyku saatlerinin tamamen değişmesi.
- Dışarı çıkmaya hazırlanıp vazgeçmesi.
- Eskiden sevdiği bazı şeyleri sürekli ertelemesi.
“Ben Mutsuz Değilim” Tartışması
Cansu doğrudan sormuş.
“Sen iyi misin?”
Şallı sinirlenmiş.
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Niye herkes evden çıkmayınca insanı mutsuz sanıyor?”
Bu aslında önemli bir soruydu.
Çünkü evde kalmayı sevmek tek başına sorun değil.
Yalnız vakit geçirmek de değil.
Her cuma veya cumartesi dışarı çıkmak zorunda olmak diye bir kural hiç yok zaten.
Şallı’nın meselesi biraz başka yerdeydi.
Kendisi de bunu sonradan şöyle söyledi:
“Ben evde kalmayı seçtiğim zaman güzel. Dışarı çıkmak isteyip çıkamadığım zaman güzel değil.”
İşte ayrım biraz burada belirginleşiyor.
“Evde olmak beni rahatsız etmiyordu. Evden çıkmayı düşünmek rahatsız etmeye başlayınca bir tuhaflık var dedim.”
Şallı Bir Gün Tam Hazırlandı ve Yine Çıkmadı
Bu olayın kendisini düşündürdüğünü söylüyor.
Duş almış.
Saçını yapmış.
Makyaj tamam.
Elbise giyilmiş.
Parfüm sıkılmış.
Çanta hazır.
Taksi çağırması gerekiyor sadece.
Çağırmamış.
Koltuğa oturmuş.
Beş dakika.
On dakika.
Yirmi dakika.
Arkadaşından mesaj gelmiş.
“Neredesin?”
Şallı aynaya bakmış.
Sonra telefona.
Sonra tekrar aynaya.
“Geliyorum” yazacakmış.
Yazamamış.
Sonunda:
“Bugün gelemeyeceğim.”
demiş.
Elbiseyi çıkarmış.
Makyajı silmiş.
Pijamasını giymiş.
Sonra da ağlamamış.
Özellikle bunu söylüyor.
“Bak burada ağladı falan yazmayın. Ağlamadım. Makarna yaptım.”
Bazen hikâyeler dramatik bitmek zorunda değil.
Şallı makarna yapmış.
Fakat makarnayı yerken kendisine ilk defa şu soruyu sormuş:
“Ben niye çıkamadım?”
Cevabı Hemen Bulamadı
Kalabalık mı?
İnsanlarla konuşmak mı?
Hazırlanmak mı?
Dışarıda görülmek mi?
Yorulmak mı?
Eve dönmek mi?
Hiçbiri tek başına değilmiş.
“Hepsi biraz.” dedi.
Sonra bir şey daha ekledi.
“Bir de ev çok kolay.”
Bu cümleyi sevdi.
Tekrar etti.
“Evet, ev çok kolay.”
Evde açıklama yok.
Hazırlık yok.
Bakış yok.
Soru yok.
Birisinin söylediği saçma şeye cevap vermek yok.
İstediğin anda konuşmayı kesebiliyorsun.
Bir süre sonra kolay olan şey, diğer her şeyi zor göstermeye başlamış.
Şallı’nın kendisine sorduğu altı soru
- Ben gerçekten evde kalmak mı istiyorum?
- Yoksa dışarı çıkmayı mı erteliyorum?
- İnsan görmek istemiyor muyum?
- Yoksa ilk adımı atmak mı zor geliyor?
- Evde kalınca rahatlıyor muyum?
- Yoksa rahatladığımı kendime mi söylüyorum?
Travesti Olmakla Hikikomori Arasında Zorla Bir Bağ Kurmadı
Şallı özellikle burada dikkatli konuştu.
“Ben travestiyim diye eve kapandım diye yazmayın.”
Yazmadık.
“Hiç etkisi yok mu?”
Biraz düşündü.
“Bazı günler vardır.” dedi.
“Nasıl?”
“Bazen dışarı çıkınca sadece dışarı çıkmış olmuyorsun. Bakışla uğraşıyorsun, lafla uğraşıyorsun, insanların merakıyla uğraşıyorsun. Her gün olmuyor. Ama olacağını düşünmek bile bazen yoruyor.”
Sonra hemen ekledi:
“Ama bütün meseleyi ona bağlama.”
Bağlamıyoruz.
Çünkü insanın hayatı tek sebepli matematik problemi değil.
Şallı’nın kendisi de bilmiyor zaten bütün nedenleri.
Belki yorgunluk.
Belki alışkanlık.
Belki sosyal geri çekilme.
Belki hepsinin birbirine karışması.
Her şeyi tek kelimeyle açıklamak kolay olurdu ama doğru olmazdı.
“Ben bir etikete dönüşmek istemiyorum. Hikikomori dedim diye bütün hayatımı o kelimenin içine koymayın.”
Sonra Şallı Kendisine Çok Küçük Bir Program Yaptı
Program denince büyük şey düşünmeyin.
Sabah altıda spor.
Yedi buçukta meditasyon.
Sekizde sağlıklı kahvaltı.
Dokuzda kişisel gelişim falan yok.
Şallı’nın programı daha gerçekçi.
- Perdeyi uyandıktan sonra aç.
- Kahveyi yatakta içme.
- Her gün en azından kapının dışına çık.
- Mesajların hepsini dört gün bekletme.
- Gece uyumadan önce telefonu biraz bırak.
- İstemediğin davete hayır de ama istediğin daveti korkudan iptal edip etmediğini düşün.
İlk gün sadece markete gitmiş.
“Kaç dakika?”
“On iki.”
“Nasıl geçti?”
“Domates aldım.”
“Başka?”
“Yoğurt.”
“Psikolojik olarak soruyorum.”
“Domates açısından iyiydi.”
Şallı’nın ciddi konuyu çok uzun süre ciddi tutamama huyu var.
İkinci Gün Kahve İçmeye Çıktı
Tek başına.
Yirmi dakika oturmuş.
Sonra eve dönmüş.
“İnsanlarla konuştun mu?”
“Garsona kahve söyledim.”
“Sayılır mı?”
“Bence sayılır.”
Üçüncü gün hiçbir yere çıkmamış.
Dördüncü gün arkadaşını görmüş.
Beşinci gün yine evde.
Yani hikâye dümdüz yukarı çıkan bir başarı grafiğine dönüşmedi.
Şallı da bunu istemiyor zaten.
“Bir gün dışarı çıktım diye iyileştim diye yazmayın.”
Kimse öyle yazmıyor.
“Siz yazarsınız.”
Yazmadık.
Bir haftanın özetiŞallı iki kez arkadaş gördü.
Üç kez markete çıktı.
Bir daveti istemediği için reddetti.
Bir daveti gitmek istediği halde yine iptal etti.
Bir gün neredeyse bütün günü evde geçirdi.
“Mükemmel değil,” dedi. Zaten amaç mükemmel bir haftaya dönüşmek değildi.
“Yeni Hobim Hikikomori” Şakası Artık Eskisi Kadar Komik Gelmiyor
Şallı hâlâ söylüyor bazen.
Arkadaş grubunda:
“Bugün hikikomori günüm.”
diye yazdığı oluyor.
Ama kelimenin gerçek tarafını öğrendikçe daha dikkatli kullanmaya başlamış.
Çünkü hikikomori yalnızca hafta sonunu evde geçirmek, insanlardan biraz sıkılmak veya birkaç gün sosyal plan yapmamak anlamına gelmiyor.
Uzun süreli ve belirgin sosyal geri çekilmeyi anlatan daha ciddi bir kavram.
Şallı’nın hikâyesi ise burada kurgusal.
O yüzden ona teşhis koymuyoruz.
Kendisi de koymuyor.
“Ben Google’dan kendime teşhis koymayı bıraktım.” dedi.
“Ne zaman?”
“Geçen salı.”
“Çok yeni.”
“Başlangıç başlangıçtır.”
Evden Çıkmak Bazen Kapıyı Açmak Kadar Basit Değilmiş
Bir akşam yeniden hazırlandı.
Bu defa büyük gece planı yok.
Sadece Cansu’yla bir şey içecek.
Saçını yaptı.
Hafif makyaj.
Ayakkabı.
Çanta.
Kapıya geldi.
Durdu.
Eski gecedeki gibi koltuğa dönmek istediğini söylüyor.
“Sonra?”
“Kendime yarım saat dedim.”
“Ne yarım saati?”
“Giderim, yarım saat otururum. İstemezsem dönerim.”
Gitmiş.
Yarım saat geçmiş.
Bir saat.
Sonra bir buçuk.
Cansu:
“Kalkalım mı?” diye sormuş.
Şallı:
“Bir kahve daha içelim.” demiş.
Bu küçük cümleyi anlatırken yüzünde garip bir gurur vardı.
Ama hemen bozdu.
“Kahve de kötüydü bu arada.”
İşte Şallı.
Hikâyenin Sonunda Büyük Bir Değişim Yok
Şallı artık her gece dışarı çıkmıyor.
Eskisi gibi olmak gibi bir hedefi de yok.
Zaten “eskisi” dediği kişinin ne kadar iyi durumda olduğunu da tam bilmiyor.
Bazı günler hâlâ telefonunu görmek istemiyor.
Bazı davetleri iptal ediyor.
Bazen bütün gün evde oturmak gerçekten hoşuna gidiyor.
Ve bunun sorun olmadığını söylüyor.
Ama istediği halde insanlardan uzaklaştığını, günlük hayatının daraldığını fark ettiği zaman bunu artık “ben böyleyim” deyip kapatmıyor.
Aradaki fark küçük görünüyor.
Kendisi için büyükmüş.
“Evimi hâlâ çok seviyorum. Evden çıkmayı da yeniden biraz sevmek istiyorum. İkisi kavga etmek zorunda değilmiş onu anladım.”
Şallı’nın Yeni Hobisi Şimdi Ne?
Son olarak bunu sorduk.
“Hikikomori değil mi artık?”
“Onu emekli ediyorum.”
“Yeni hobin ne?”
Şallı düşündü.
Masadaki yarım kalmış kahvesine baktı.
Telefonuna baktı.
Sonra pencereye.
“Dışarı çıkıp erken dönmek.”
“Bu da hobi değil.”
“Ben hobi yaptım.”
İlk konuşmanın başladığı yere geri geldik.
Ama bu defa küçük bir fark vardı.
Şallı konuşmayı bitirdikten sonra perdeleri kapatmadı.
Telefonuna bir mesaj geldi.
Ekrana baktı.
Cansu:
“Kahve?”
Şallı önce telefonu masaya bıraktı.
On saniye sonra tekrar aldı.
“Bir saat sonra olur.”
yazdı.
Sonra bana baktı.
“Bunu da yazacaksın değil mi?”
“Yazarız.”
“Yaz. Ama çok duygusal bitirme.”
Tamam.
Duygusal bitirmiyoruz.
Şallı kahvesini bitirdi.
Üzerini değiştirmeye gitti.
Beş dakika sonra odadan seslendi:
“Cansu’ya iki saat sonra desem ayıp olur mu?”
Demek ki bazı şeyler değişiyor.
Ama Şallı hızında.
Kısa bir not:
Hikikomori gerçek hayatta basitçe “evde vakit geçirmeyi seven insan” anlamına gelmez ve bir hobi değildir. Uzun süren, kişinin eğitim, çalışma, sosyal ilişkiler veya günlük yaşamıyla bağlantılı belirgin sosyal geri çekilme durumlarını anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Buradaki “yeni hobim” sözü kurgusal Şallı karakterinin kendisiyle yaptığı espridir. Bir kişinin uzun süre evden çıkamaması veya sosyal yaşamdan giderek kopması günlük hayatını etkiliyorsa bunu yalnızca bir internet etiketiyle açıklamak yerine profesyonel değerlendirme almak daha anlamlı olabilir.
Şallı ile bu konuşmayı yapabilmek bile küçük mesele olmadı. İlk gün “yarın konuşalım” dedi, yarın olunca “yarın dediğim öbür yarındı” diye cevap verdi. Üçüncü gün telefonu açmadı. Dördüncü gün kendisi arayıp “Neredesiniz, söyleşi yapmıyor muyduk?” dedi. Nihayet karşılıklı oturduk. Kahve geldi. Şallı kahvenin köpüğünü beğenmedi ama içti. Kayıt açıldı.
— Şallı, önce şunu netleştirelim. Hikikomori gerçekten yeni hobin mi?
Şallı: Değil.
— Yazının başlığında öyle söylüyorsun.
Şallı: Başlık dikkat çeksin diye.
— Daha ilk dakikada bütün yazıyı bozdun.
Şallı: Doğruları konuşmayacak mıyız?
— Konuşacağız.
Şallı: Tamam işte. Hobi değil. Ben şaka yaptım. Ama evde kalmayı profesyonel seviyeye çıkardığım doğrudur.
— Profesyonel seviyede evde kalmak nasıl oluyor?
Şallı: Mesela dışarı çıkacağım diye duş alıyorsun.
— Evet.
Şallı: Saç yapıyorsun.
— Evet.
Şallı: Makyaj yapıyorsun.
— Sonra?
Şallı: Pijamanı giyiyorsun.
— O zaman ilk üç işlemi niye yaptın?
Şallı: Onu ben de araştırıyorum.
“Ben evde kalmayı seviyorum ama hazırlanıp evde kalınca biraz pahalıya geliyor. Fondöten boşuna gidiyor.”
— Peki evde olmak sana ne veriyor?
Şallı: Kimse yok.
— Bu iyi bir şey mi?
Şallı: Bazen muhteşem bir şey.
— Bazen?
Şallı: Bazen de kimse yok.
— Aynı şeyi söyledin.
Şallı: Ama ikincisini üzgün söyledim.
— Anladım.
Şallı: Anlamadın ama devam edelim.
Şallı burada kahvesinden bir yudum aldı.
“Soğumuş.” dedi.
Yeni kahve isteyip istemediğini sorduk.
“Yok.” dedi.
İki dakika sonra garsona seslenip yeni kahve istedi.
Söyleşinin genel düzeni aşağı yukarı böyle devam etti.
— İnsanlardan mı sıkıldın?
Şallı: İnsanlardan sıkılmadım. İnsanlığın bazı özelliklerinden sıkıldım.
— Mesela?
Şallı: Soru sormalarından.
— Şu an söyleşideyiz.
Şallı: Farkındayım. Zor bir gün geçiriyorum.
— Ciddi soruyorum.
Şallı: Ben de ciddi söylüyorum. Bazen dışarı çıkınca sürekli bir şey anlatmak gerekiyor. Nasılsın, ne yapıyorsun, neden gelmedin, nerelerdeydin, saçını mı değiştirdin, kilo mu verdin, kilo mu aldın… Bir kahve içeceğiz nüfus sayımına dönüyor.
— Evde bunlar yok.
Şallı: Buzdolabı hiçbir şey sormuyor.
— Ama çok da konuşmuyor.
Şallı: Her güzelin bir kusuru var.
— Kapı çalınca neden açmıyorsun?
Şallı: Kimin geldiğini bilmiyorum.
— Tanıdığın biri olabilir.
Şallı: Daha kötü.
— Neden?
Şallı: Tanımadığım insan gider. Tanıdığım insan içeri girmek ister.
— Cansu geldiğinde de açmamışsın.
Şallı: Habersiz geldi.
— Haber verseydı?
Şallı: Gelme derdim.
— O da aynısını söylemiş zaten.
Şallı: Cansu beni gereğinden fazla tanıyor. Arkadaşlığımızı gözden geçiriyorum.
“Habersiz misafir benim için misafir değil, olay yeri incelemedir. Ev dağınık, ben dağınık, bir tek gelen kişi düzenli.”
— Perdeleri neden sürekli kapalı tutuyordun?
Şallı: Sürekli değildi.
— Cansu öyle söyledi.
Şallı: Cansu abartıyor.
— Sen de “gün ışığı beni sorguluyor” demişsin.
Şallı: Onu gerçekten yazdınız mı?
— Yazdık.
Şallı: Ben sizi güvenilir insanlar sanmıştım.
— Söyledin ama.
Şallı: İnsan her söylediğinin yayımlanacağını düşünerek yaşasa hiç konuşamaz.
— Doğru.
Şallı: Bunu da yazma.
— Yazıyoruz.
Şallı: Peki.
Şallı’nın dışarı çıkmamak için kullandığını kabul ettiği bahaneler:
- Başım ağrıyor.
- Biraz işim var.
- Yarın erken kalkacağım.
- Misafir gelecek.
- Evde bir şey bekliyorum.
- Telefonumun şarjı yok.
- Hava bana bugün ters geldi.
- “Sonra anlatırım.”
Sonuncusunun nasıl bir bahane olduğu kendisine soruldu. “Bilmiyorum ama iki defa işe yaradı,” dedi.
— En saçma bahanen hangisiydi?
Şallı: Kargom gelecek dedim.
— Gerçekten kargo bekliyor muydun?
Şallı: Hayır.
— Ne kargosu dediler?
Şallı: Sürpriz dedim.
— Sonra?
Şallı: Ertesi gün “ne geldi?” diye sordular.
— Ne dedin?
Şallı: İade ettim.
— Olmayan kargoyu?
Şallı: Hikâyenin devamlılığı önemli.
— Evde kaldığın zaman ne yapıyorsun?
Şallı: Her şeyi.
— Mesela?
Şallı: Hiçbir şey.
— Yine aynı şeyi farklı söyledin.
Şallı: Evde zaman öyle zaten. Sabah diyorsun biraz oturayım. Sonra saat dört olmuş. Saat dört olunca “gün zaten bitti” diyorsun. Sonra akşam oluyor. Akşam olunca yarın başlarım diyorsun.
— Neye başlayacaksın?
Şallı: Onu bilmiyorum.
— Ama yarın başlıyorsun?
Şallı: Kesin.
— Ne zamandır?
Şallı: Üç haftadır.
— Sosyal medyada aktif olmaya devam ettin ama.
Şallı: O başka.
— Nesi başka?
Şallı: Telefonun içindeki insanın sesi yok. İstediğim zaman kapatıyorum. Birisi uzun bir şey yazınca okumuyorum. Gerçek hayatta karşındaki insan konuşurken aşağı kaydıramıyorsun.
— Keşke mi?
Şallı: Bazı insanlarda özellik olarak gelmeli.
— Sessize alma tuşu?
Şallı: Premium üyelik alırım.
“Telefonla sosyallik biraz hileli. İnsanların arasındaymışsın gibi geliyor ama telefonu masaya koyunca odada yine tek kişisin.”
— Peki yalnızlık hissettin mi?
Şallı: Evet.
— İlk defa kısa cevap verdin.
Şallı: Çünkü bunun şakası biraz zor.
— Ne zaman fark ettin?
Şallı: Bir gece çok komik bir şey oldu televizyonda. Güldüm. Sonra birine anlatmak için telefonumu aldım.
— Sonra?
Şallı: Kimi arayacağımı düşündüm.
— Bulamadın mı?
Şallı: İnsan vardı aslında. Ama haftalardır kimseyle doğru düzgün konuşmayınca birden aramak tuhaf geldi.
— Ne yaptın?
Şallı: Kimseyi aramadım.
— Üzüldün mü?
Şallı: Biraz.
— Sonra?
Şallı: Komik olan şeyi de unuttum. En çok ona sinirlendim.
Bu noktada Şallı ilk defa uzun süre susuyor. Sonra masadaki şeker paketlerini üst üste koyuyor. Konuşmayı değiştireceğini düşündük ama kendisi devam ediyor: “Yalnız kalmakla yalnız hissetmek aynı değilmiş. Bunu biraz geç anladım.”
— Travesti olmanın dışarı çıkma isteğini etkilediği zamanlar oluyor mu?
Şallı: Oluyor tabii.
— Nasıl?
Şallı: Bazı gün kendimi güçlü hissediyorum, kim ne derse desin çıkıyorum. Bazı gün bir kişinin gereksiz bakışı bile uğraşamayacağım kadar fazla geliyor.
— O zaman evde mi kalıyorsun?
Şallı: Bazen.
— Bütün geri çekilmeni buna bağlıyor musun?
Şallı: Hayır. Onu özellikle söyledim zaten. Ben tek sebepten yapılmış insan değilim.
— Güzel cümle.
Şallı: Onu büyük yaz.
— H etiketi istemedin.
Şallı: O zaman kalın yaz.
“BEN TEK SEBEPTEN YAPILMIŞ İNSAN DEĞİLİM.”
— Bir gün tamamen hazırlanıp dışarı çıkmaktan vazgeçtiğini anlattın. O anda ne oldu?
Şallı: Hiçbir şey olmadı işte.
— Bir şey düşünmedin mi?
Şallı: Çok şey düşündüm. O yüzden hiçbir şey yapamadım belki.
— Ne düşündün?
Şallı: Taksi gelecek. Gideceğim. Kalabalık olacak. Birileri konuşacak. Geç döneceğim. Sonra sabah yorgun kalkacağım. Bunların hepsini daha evden çıkmadan yaşadım kafamda. Yoruldum zaten.
— Sonra makarna yaptın.
Şallı: Siz makarnaya niye bu kadar taktınız?
— Hikâyede önemli bir yeri oldu.
Şallı: Domates sosluydu. Onu da yaz bari.
— Yazdık.
Şallı: Parmesan da vardı.
— Konudan çıkıyoruz.
Şallı: Siz başladınız.
— Hikikomori kelimesini nereden duydun?
Şallı: İnternetten.
— Araştırdın mı?
Şallı: Önce iki paragraf okudum, kendime teşhis koydum.
— Sonra?
Şallı: Daha fazla okudum, teşhisi geri aldım.
— Bu kadar kolay mı?
Şallı: Benim internet kliniğim hızlı çalışıyor.
— Şaka bir yana…
Şallı: Şaka bir yana gerçek hikikomori meselesinin benim “bugün evden çıkasım yok” dediğim şeyden çok daha ciddi olabileceğini öğrendim. O yüzden artık kelimeyi daha dikkatli kullanıyorum.
— Ama hâlâ “hobim” diyorsun.
Şallı: Kendim için şaka yapıyorum. Başkasının yaşadığı şeyi küçümsemek için değil.
“İnternette bir kelime bulup kendini içine koymak çok kolay. İnsan iki dakika sonra kendi hayatının doktoru oluyor. Ben biraz fazla hızlı davranmışım.”
— Şimdi evden daha çok çıkıyor musun?
Şallı: Çok kelimesini kullanmayalım.
— Biraz?
Şallı: Biraz diyebiliriz.
— Geçen hafta kaç kere?
Şallı: Market dahil mi?
— Dahil.
Şallı: Dört.
— Market hariç?
Şallı: Niye hariç tutuyorsun? Ben o markete emek verdim.
— Peki market dahil dört.
Şallı: Güzel.
— En uzun dışarıda kaldığın?
Şallı: Cansu’yla kahve.
— Bir buçuk saat.
Şallı: Bir saat kırk dakika.
— On dakikanın önemi var mı?
Şallı: Benim durumumda var.
Şallı’nın yeni “dışarı çıkma sözleşmesi”
- İstemiyorsan gitme.
- Ama neden istemediğini kendine bir sor.
- Gidersen sabaha kadar kalmak zorunda değilsin.
- Yarım saat oturup dönmek de dışarı çıkmaktır.
- Bir planı iptal ettin diye kendine kızma.
- Her planı iptal etmeye başladıysan bunu fark et.
- Market de dışarıdır. Şallı özellikle bunun yazılmasını istedi.
— Eski Şallı’yı özlüyor musun?
Şallı: Hangi eski Şallı?
— Daha çok dışarı çıkan.
Şallı: O da sürekli “eve gitsek” diyordu.
— Demek ki o da eve dönmek istiyormuş.
Şallı: Ben yıllardır eve gitmeye çalışıyormuşum demek.
— Şimdi fazla gitmiş oldun.
Şallı: Evet. Adresi bulunca biraz abarttım.
— Bundan sonra hedefin ne?
Şallı: Hedef koymuyorum.
— Hiç mi?
Şallı: “Haftada dört gün dışarı çıkacağım, sabah şu saatte kalkacağım” deyince üçüncü günde kendimden nefret ediyorum. Küçük yapıyorum.
— Mesela?
Şallı: Bugün kahve.
— Yarın?
Şallı: Yarın yarının problemi.
— Çok planlı değilsin.
Şallı: Planlı olsaydım hikikomoriyi hobi ilan etmezdim zaten.
— Son soru. Gerçekten son.
Şallı: Gazetecilerin en büyük yalanı.
— Şu an seni evde bekleyen en sevdiğin şey ne?
Şallı: Pijamam.
— İnsan değil?
Şallı: Pijamam beni hiç yargılamadı.
— Başka?
Şallı: Koltuğum.
— Başka?
Şallı: Buzdolabı.
— İnsan hâlâ yok.
Şallı: Çünkü insanları dışarıda görmeye başladım. Ev biraz bana kalsın.
— Bu iyi bir son cümle.
Şallı: Daha bitmedi.
— Ne kaldı?
Şallı: Cansu’ya söz verdim.
— Ne sözü?
Şallı: Söyleşiden sonra kahve içeceğiz.
— Burada zaten kahve içtin.
Şallı: Sosyal kahve başka.
— Gidecek misin?
Şallı: Gideceğim.
— Emin misin?
Şallı: Yüzde seksen.
— Kalan yüzde yirmi?
Şallı: Pijama lobisi çok güçlü.
“Evden nefret etmek istemiyorum, dışarıdan da kaçmak istemiyorum. İkisinin ortasını bulursam bana yeter. Bir de arkadaşlarım kapıya habersiz gelmesin, özellikle onu yaz.”
Söyleşi bitti.
Kayıt kapandı.
Şallı telefonunu eline aldı.
Cansu’dan üç mesaj vardı.
“Çıktın mı?”
“Neredesin?”
“Yine eve kaçmadın inşallah.”
Şallı son mesaja biraz baktı.
Sonra cevap yazdı:
“Geliyorum.”
Telefonu çantasına koydu.
Yaklaşık on saniye sonra tekrar çıkardı.
Bir mesaj daha yazdı:
“Ama maksimum bir saat.”
Cansu hemen cevap verdi:
“Tamam.”
Şallı telefonu yeniden çantasına koydu.
“Bak işte,” dedi. “İnsanlarla anlaşmak bazen iki kelimeymiş. Ben kafamda kırk bölüm dizi çekmişim.”
Kapıya doğru yürüdü.
Sonra geri geldi.
“Ne oldu?”
“Telefonumu unuttum sandım.”
“Çantana koydun.”
“Doğru.”
Tekrar kapıya yürüdü.
Bu defa gerçekten çıktı.
On beş dakika sonra mesaj geldi.
“Kahveci çok kalabalık.”
Arkasından ikinci mesaj:
“Ama oturdum.”
Üçüncü mesaj yaklaşık kırk dakika sonra geldi:
“Bir kahve daha söyledik.”
Sonra uzun süre mesaj gelmedi.
Bu defa cevap vermemesinin sebebi evde yalnız olması değildi.
Şallı dışarıdaydı.