Şehrin gecesini anlatmak kolay gibi geliyor insana. Bir kaç neon ışık, kalabalık caddeler, uzaktan gelen müzik ve gece yarısı açık mekanlar. Tamam işte gece hayatı dersin. Ama Travesti Sezen ile şehrin gece temaşasında dolaşmaya başlayınca gecenin sadece mekanlardan oluşmadığını daha ilk saatlerde fark ettim.
Sezen zaten bunu baştan söylemişti.
“Bu akşam bir yere gitmiyoruz, geziyoruz.”
Nereye?
“Bilmiyorum.”
Bu cevap plan açısından pek güven vermedi.
Ama birazda mesele buydu zaten.
Temaşa eski ve bugün çok az kullanılan kelimelerden. Seyretme, izleme, gösteri gibi anlamlara geliyor. Sezen kelimeyi duyunca sevdi.
“Yani şehri izleyeceğiz?” dedi.
Evet.
“O zaman güzelmiş.”
Beş dakika sonra kelimeyi yanlış kullandı.
“Şurada temaşaya oturalım.”
Öyle kullanılıyor mu emin değilim dedim.
“Bu geceden sonra kullanılır.”
“Gece hayatı sadece bir yere girip dört saat aynı masada oturmak değil bence. Bazen yürürsün, bir müzik duyarsın durursun. İnsanlara bakarsın. Şehir zaten kendi etkinliğini yapıyor.”
Sezen’e Göre Şehir Akşam Olunca Kostüm Değiştiriyor
Buluştuğumuz saat aslında gece bile değildi.
Hava yeni kararıyordu.
Mağazaların ışıkları yanmış, işten çıkanlarla gece dışarı çıkanlar birbirine karışmaya başlamıştı. İlginç bir saat bu. Birileri eve yetişiyor, birileri ise daha yeni hazırlanmış dışarı çıkıyor.
Sezen bu saatleri gece yarısından daha çok sevdiğini söyledi.
“Değişimi görüyorsun.”
Neyin değişimini?
“Şehrin.”
Biraz şiirsel söyledi bunu.
Sonra çantasından sakız çıkardı ve bütün şiirsellik bitti.
Üzerinde koyu mor bir ceket, siyah pantolon ve ışık vurduğunda belli olan metalik bir bluz vardı. Özellikle rahat ayakkabı seçmiş.
Niye?
“Sen yürüyüş dedin.”
Ben demedim aslında, kendisi dedi.
Ama tartışmadım.
Sezen’in gece temaşasına çıkarken küçük hazırlıkları
- Uzun yürümeye uygun ayakkabı seçmek,
- çantayı mümkün olduğu kadar küçük tutmak,
- telefon şarjını evden çıkmadan kontrol etmek,
- çok ağır olmayan bir ceket almak,
- gidilecek yerleri tamamen belirlememek,
- ama eve dönüşü baştan düşünmek.
İlk Durak Bir Mekan Değil Sokak Köşesiydi
Yürümeye başladıktan yaklaşık yirmi dakika sonra bir kalabalık gördük.
İnsanlar yarım daire olmuş.
Ortada iki sokak müzisyeni çalıyordu.
Sezen hiç düşünmeden durdu.
“İlk etkinlik bulundu.” dedi.
Etkinlik biraz iddialı kelime olabilir. İki müzisyen, küçük bir amfi ve etrafında otuz kırk kişi.
Ama gerçekten gecenin ilk gösterisi buydu.
Kimse bilet almamış.
Rezervasyon yok.
Dress code hiç yok.
Bir çocuk yerde oturuyor, yaşlı bir çift ayakta dinliyor, iki turist video çekiyor. Yan tarafta biri aceleyle bir yere gidiyor ve hiç bakmadan geçiyor.
Sezen yaklaşık üç şarkı boyunca kaldı.
“Hadi.” dedim.
“Bir tane daha.”
Bir tane daha üç tane oldu.
Planımız olmadığı için gecikmiş sayılmadık.
Travesti Sezen Sokak Müziğini Neden Daha Samimi Buluyor?
Sezen sokak müziğinin kusurlu tarafını seviyor.
Ses bazen bozuluyor.
Aradan korna geliyor.
Birileri konuşuyor.
Şarkının ortasında çocuk bağırıyor.
“Ama canlı işte.” diyor.
Konser salonunda her şey daha düzenli olabilir ama sokakta o anda ne olacağını bilmiyorsun.
Bir şarkıya beş kişi bakıyor, diğerine elli kişi toplanıyor.
Bazen hiç kimse durmuyor.
“Ben kusursuz gece sevmiyorum galiba. Biraz ses karışsın, birisi yanlış yere girsin, plan değişsin. Sonra anlatacak şey oluyor.”
Şehrin Gece Temaşası Kalabalığa Karışınca Başlıyor
Müzikten sonra ana caddeye çıktık.
Kalabalık iyice artmıştı.
Sezen yürürken insanları izlemeyi seviyor ama bunu “insanları süzmek” gibi yapmadığını özellikle söylüyor.
“Bakmak başka, dik dik bakmak başka.”
Bu cümleyi kendisi travesti olduğu için ayrıca önemsiyor.
Çünkü dışarı çıktığında bazen kendisine uzun uzun bakan insanlardan rahatsız olduğunu anlatıyor.
Merak olabilir.
Kıyafet dikkat çekebilir.
Fakat bakış uzayınca anlamı değişiyor ona göre.
“Ben de insanlara bakıyorum ama üç dakika bakmıyorum.” dedi.
Üç dakika oldukça uzun zaten.
Sezen’e göre şehir temaşasının güzel tarafı insan çeşitliliği.
Aynı sokakta tamamen başka amaçlarla dışarı çıkmış yüzlerce insan.
- İşten çıkıp eve yetişmeye çalışanlar,
- ilk buluşmasına gidenler,
- konser için hazırlanmış gruplar,
- arkadaşlarıyla sadece yürüyüşe çıkanlar,
- gece vardiyasına başlayan çalışanlar,
- turistler, öğrenciler ve yolu oraya düşenler.
“Hepsinin gecesi aynı yerde ama hikayesi başka.” dedi Sezen.
Bunu not aldım.
Sezen’in İnsan İzleme Kuralı: Hikaye Uydurabilirsin Ama Yargılama
Bir kafede kısa mola verdiğimizde pencere kenarına oturduk.
Sezen geçen insanlara hikaye uydurmayı seviyormuş.
Karşıdan hızlı yürüyen takım elbiseli biri geçti.
“Kesin geç kaldı.”
Nereye?
“Bilmiyorum, biz uyduruyoruz zaten.”
Ardından elinde çiçek olan genç biri.
“İlk buluşma.”
Belki annesine götürüyor dedim.
“Sen bu oyunu anlamadın.”
Bir süre böyle devam ettik.
Sonra Sezen önemli bir ayrım yaptı.
İnsan hakkında eğlenceli bir hikaye uydurmak başka, görünüşünden onu küçümsemek başka.
“İkincisi çirkin.” dedi.
“Şehirde herkes birbirinin dekoru gibi bazen. Ama dekor değiliz sonuçta, herkesin eve gidince başka bir hayatı var.”
Gece Pazarı Gibi Bir Yere Denk Geldik ve Plan Yine Değişti
İkinci asıl durak tamamen tesadüf oldu.
Küçük stantların kurulduğu geç saat etkinliği vardı. El yapımı takılar, eski plaklar, ikinci el kıyafetler, küçük tasarım ürünleri ve yiyecekler.
Sezen “on dakika bakarız” dedi.
Bu gece duyduğum ikinci güvenilmez zaman tahmini.
Yaklaşık kırk beş dakika kaldık.
İlk standda yüzük baktı.
Almadı.
İkinci standda küpe baktı.
“Bende bunun benzeri var.” dedi.
Beş dakika sonra aldı.
Benzerinin olması engel değilmiş.
Sonra eski kartpostalların olduğu küçük bir tezgaha takıldı.
Sezen eski şeylere özel bir merakı olmadığını söyledi.
Ama yaklaşık on dakika eski kartpostalları inceledi.
“Merakım yok ama bakması güzel.”
Bu cümle mantıken biraz sorunlu ama gece boyunca düzeltmedim.
Gece pazarında Sezen’in en fazla oyalandığı şeyler:
- El yapımı takılar,
- eski kartpostallar,
- küçük tasarım çantalar,
- ikinci el ceketler,
- ne olduğunu tam anlamadığımız dekoratif bir obje,
- ve sonunda aldığımız sokak yemeği.
Travesti Gece Hayatı Neden Hep Kulüple Anlatılıyor?
Yemek yerken konu buraya geldi.
Sezen biraz rahatsız bu klişeden.
Travesti gece hayatı denildiğinde insanların aklına otomatik olarak kulüp, yüksek müzik, ağır makyaj ve sabaha kadar dans gelmesini fazla dar buluyor.
“Şu an ne yapıyoruz?” diye sordu.
Geziyoruz.
“Bu da gece hayatı.”
Haklı.
Bir insan gece sergisine gidebilir.
Geç saatte açık kitapçıya uğrayabilir.
Sokak etkinliğinde dolaşabilir.
Tiyatrodan çıkabilir.
Konser dinleyebilir.
Bir kafede iki saat sohbet edebilir.
Gece pazarı gezebilir.
Veya sadece şehri yürüyebilir.
“Travesti olunca eğlence anlayışın otomatik olarak gece kulübü olmuyor. Bazen bütün gece dans ederim, bazen iki saat yürür eve giderim. İnsan ruh haline göre yaşıyor.”
Saat İlerledikçe Şehrin Ses Haritası Değişti
Sezen “ses haritası” sözünü sevdi.
Ben söyledim çünkü gerçekten öyleydi.
Akşamın ilk saatlerinde trafik sesi daha fazlaydı.
Sonra mekanlardan gelen müzik öne çıktı.
Bir ara sokakta neredeyse tamamen sessizlik.
İki sokak sonra tekrar yüksek müzik.
Uzakta motor sesi.
Bir yerde kahkaha.
Başka bir köşede çalışanlar masa topluyor.
Gece aynı sesle ilerlemiyor.
Sezen bunun için “şehir DJ gibi” dedi.
Biraz kötü benzetme olduğunu söyledim.
“Sen daha iyisini yazarsın.”
Yazmadım. Böyle kaldı.
Bir Ara Sokakta Beş Dakikalık Sessizlik
Ana caddeden çıkıp daha sakin bir yola girdik.
Bir anda müzik kesildi.
Kalabalık azaldı.
Ayak seslerimiz duyuluyor.
Sezen konuşmayı bıraktı.
Yaklaşık bir dakika hiç bir şey söylemedik.
Sonra:
“Burasıda temaşanın reklam arası.” dedi.
Güldüm.
Gece boyunca en çok hoşuma giden tanımlardan biri bu oldu.
Şehrin sürekli hareketli olması gerekmiyor.
Hatta hareketin değerini biraz sessizlik gösteriyor.
“Bazen gece hayatında sessizlikte lazım. Sürekli müzik, sürekli insan, sürekli konuşma olunca kafan yoruluyor. Beş dakika yürüyorsun sonra yeniden kalabalığa girmek güzel.”
Üçüncü Durak Küçük Bir Sahne Etkinliği Oldu
Gece pazarında tanıştığımız biri yakındaki küçük performanstan bahsetti.
“Yarım saat sonra başlıyor.”
Sezen bana baktı.
Ben Sezen’e.
Planımız yoktu.
Dolayısıyla plana tamamen uygundu.
Küçük bir sahne.
Belki elli altmış kişilik.
Müzik, kısa performanslar ve biraz doğaçlama gösteri birbirine karışmış bir geceydi.
Sezen ön tarafa oturmak istemedi.
“Beni sahneye çağırırlar.”
Neden seni çağırsınlar?
“Bilmiyorum ama ön sıraya güvenmiyorum.”
Arka tarafta yer bulduk.
On dakika sonra ön sıradan birini gerçekten sahneye çağırdılar.
Sezen dönüp bana zafer kazanmış gibi baktı.
“Tecrübe.”
Sezen Etkinliklerde Ön Sıradan Neden Kaçıyor?
Sadece sahneye çıkarılma korkusu değilmiş.
Ön sırada kendisini fazla görünür hissediyor.
“Ben izlemeyi seviyorum.”
Ama kendin dikkat çekici giyiniyorsun dedim.
“Dikkat çekmek başka, programın parçası olmak başka.”
Bu ayrım doğru aslında.
Sezen görünür olmaktan rahatsız değil ama kontrolün kendisinde olmasını istiyor.
Özellikle travesti bir kadın olarak bazen bir ortama girdiğinde zaten insanların bakışını hissettiğini söylüyor.
Sahnenin ortasına ayrıca çıkmaya ihtiyacı yok.
Sezen’in küçük etkinlikleri sevme nedenleri:
- Sahne ile izleyici arasındaki mesafe daha az,
- kalabalık devasa olmadığı için ortam daha sıcak,
- performansın kusurları bile daha gerçek geliyor,
- etkinlik sonunda insanlarla konuşmak daha kolay,
- ve bazen ne izleyeceğini tam bilmemek sürpriz yaratıyor.
Temaşa Kelimesi Gece İlerledikçe Başka Bir Anlam Kazandı
Başta temaşa sadece izlemekti.
Sonra farkettik ki bizde izlenen şeyin parçasıyız.
Şehirde yürüyen herkes başkasının manzarasına giriyor.
Biz sokak müzisyenini izliyoruz.
Müzisyen bizi görüyor.
Kafede camdan insanlara bakıyoruz.
Dışarıdaki biri kafeye bakıyor.
Etkinlikte sahneyi izliyoruz.
Sahnedeki kişi seyirciyi izliyor.
Sezen “Şehir biraz karşılıklı televizyon gibi” dedi.
Bu benzetme önceki şehir DJ benzetmesinden daha kötü olabilir.
Ama anlatmak istediği doğru.
Gece hayatında yalnızca seyirci değilsin.
Seninde orada bulunman görüntüyü değiştiriyor.
“Şehri izliyoruz diyoruz ama şehir dediğin zaten biziz. Herkes eve gitse izleyecek bir şey kalmaz. Işıklar tek başına gece hayatı yapmıyor.”
Sezen İçin Gece Kalabalığında Rahat Hissetmenin Şartı
Güven.
Cevabı çok hızlı verdi.
Bir mekan veya etkinlik ne kadar popüler olursa olsun kendisini huzursuz hissediyorsa kalmıyor.
Eskiden biraz daha sabredermiş.
“Madem geldik” diye.
Şimdi öyle değil.
Madem geldik diye kötü vakit geçirmeyi anlamsız buluyor.
Çalışanların tavrı.
Kalabalığın hali.
İnsanların birbirine yaklaşımı.
Hepsi onun için gecenin parçası.
“Müzik tek başına mekan kurtarmıyor.” diyor.
Gece Yarısı Atıştırması Temaşanın Mecburi Molası Oldu
Saat gece yarısını geçtiğinde Sezen acıktığını söyledi.
Aslında yaklaşık yarım saat önce de söylemişti ama o sırada performans devam ediyordu.
Yakında küçük bir yere oturduk.
Menü çok uzun değildi.
Sezen bunu seviyor.
“Menü dört sayfa olunca karar veremiyorum.”
Beş seçenek vardı.
Yine karar veremedi.
Yaklaşık dört dakika düşündü.
Sonunda ilk baktığı şeyi söyledi.
“Ben zaten bunu alacaktım.”
O zaman neden dört dakika bekledik?
“Diğerlerini elemem gerekiyordu.”
Bu mantığa karşı verecek cevabım yoktu.
Sezen’in gece yemek molası kuralları:
- Çok resmi bir yer olmasın,
- uzun süre sıra beklenmesin,
- oturacak bir köşe varsa daha iyi,
- müzik konuşmayı engellemesin,
- yemek çok ağır olmasın,
- ama tatlı varsa “bakabiliriz”.
“Bakabiliriz” kelimesinin Sezen dilinde “söyleyeceğiz” anlamına geldiğini gece sonunda öğrendim.
Sosyal Medya Şehrin Gece Temaşasını Değiştirdi mi?
Yemekte telefon meselesine geldik.
Sezen sosyal medyayı seviyor.
Kullanıyor.
Fotoğraf çekiyor.
Etkinlikleri çoğunlukla oradan buluyor.
Ama bir yandanda gece hayatını biraz “gösteriye” çevirdiğini düşünüyor.
Eskiden bir yere gitmenin amacı orada olmakmış.
Şimdi bazen orada olduğunu göstermek daha önemli hale gelebiliyor.
Tabi bunu herkes için söylemiyor.
Kendisininde bazen aynı şeyi yaptığını kabul ediyor.
“Ben tamamen masum değilim.” dedi.
Bir fotoğraf için ışığı beğenmeyip iki kez yer değiştirdiğini yaklaşık bir saat önce görmüştüm zaten.
“Fotoğraf çekmek güzel. Ben seviyorum. Ama geceyi sadece paylaşacak malzeme gibi yaşamaya başlayınca biraz tuhaf oluyor. Bazen fotoğraf kötü çıksın ama gece güzel olsun.”
Travesti Sezen’in Fotoğraf Konusunda Tek Bir Ciddi Kuralı Var
İzin.
Kendisinin fotoğrafını çekmeden önce sorulmasını istiyor.
Özellikle paylaşılacaksa mutlaka.
“Belki fotoğrafı beğenmedim.”
Sebep sadece bu mu?
“Hayır tabi. Belki paylaşılmak istemiyorum.”
Gece etkinliklerinde telefon kameralarının çok sıradan hale gelmesi bazen insanların bunu unuttuğunu söylüyor.
Kalabalığın videosunu çekerken arka taraftaki onlarca kişide görüntüye giriyor.
“Ben her an internette olmak zorunda değilim.” diyor.
Bu konu Sezen’in gece adabı dediği şeylerin başında geliyor.
Saat 02.00’den Sonra Şehir Seyrelmeye Başladı
Etkinlikten çıktığımızda kalabalık ilk saatlere göre azalmıştı.
Her yer boş değildi.
Bazı sokaklar hala hareketli.
Ama başka sokaklarda kepenkler inmiş.
Temizlik başlamış.
Bir iki mekan sandalye topluyor.
Sezen bu geçişi izlemek için biraz daha yürümek istedi.
“Şimdi gece ikinci perde.” dedi.
Temaşa kelimesi artık iyice tiyatroya dönmüştü.
Birinci perde akşam kalabalığı.
İkinci perde gece yarısı.
Final sabaha karşı.
“Arada reklam?” dedim.
“Sessiz sokaktı ya.”
Kendi kurduğu sistemi unutmamış.
Sezen’in Geceyi Üç Perdeye Ayıran Garip Teorisi
Birinci Perde – Akşam:
Herkes daha yeni çıkmış. Kıyafetler düzgün, enerji yüksek, mekanlar dolmaya başlıyor. İnsanlar nereye gideceğini biliyor gibi.
İkinci Perde – Gece Yarısı:
Planlar değişmiş. Başka arkadaşlar gelmiş. Birileri başka mekana geçmiş. Ayakkabılar hafiften rahatsız etmeye başlamış.
Üçüncü Perde – Sabaha Doğru:
Kalabalık azalıyor. Makyaj biraz dağılmış. Açlık geliyor. İnsanlar daha az poz veriyor, daha çok gerçekten konuşuyor.
“Hangisini seviyorsun?” diye sordum.
“İkinci perde.”
Neden?
“Çünkü gece oturmuş oluyor ama henüz herkes yorulmamış.”
Sezen’le Gece Hayatı Üzerine Hızlı Sorular
Sokak müziği mi büyük konser mi?
Sezen: Bugün sokak müziği. Yarın değişebilir.
Gece pazarı mı alışveriş merkezi mi?
Sezen: Gece pazarı. Karşılaştırması bile ayıp.
Planlı etkinlik mi tesadüfen bulunan etkinlik mi?
Sezen: Tesadüfen bulunan daha akılda kalıyor.
Dans mı uzun sohbet mi?
Sezen: Önce dans sonra sohbet.
Neon ışık mı mum ışığı mı?
Sezen: Fotoğrafa göre.
Bu cevap sayılır mı?
Sezen: Bence sayılır.
Gece yarısı kahve mi yemek mi?
Sezen: Yemek.
Topuklu mu rahat ayakkabı mı?
Sezen: Bugünkü yürüyüşten sonra bunu sorman saygısızlık.
Kalabalık cadde mi sessiz ara sokak mı?
Sezen: İkisi sırayla.
Fotoğraf mı anı mı?
Sezen: Güzel fotoğraf ve daha güzel anı. Niye birini seçiyoruz?
Temaşa mı eğlence mi?
Sezen: Artık temaşa diyeceğim, havalı oldu.
Gece Temaşasının İçinde Travesti Olmak Üzerine
Gecenin en sakin kısmında Sezen’le biraz daha ciddi konuştuk.
Şehirde görünür olmak bazen güzel bazen yorucu diyor.
Özellikle dikkat çekici giyindiği gecelerde bakışların arttığını hissediyor.
Ama kendisini sürekli saklamaya çalışmakta istemiyor.
“Ben sevdiğim ceketi giyeceğim.” dedi.
Bu çok basit cümle aslında.
Ama bazen basit şeyler herkes için aynı kolaylıkta değil.
Sezen dışarı çıkarken rahat hissedeceği bölgeleri ve etkinlikleri tercih ediyor. Arkadaşlarının deneyimini soruyor. Daha önce gitmediği bazı yerleri araştırıyor.
Bunu korkuyla değil, gecenin tadını kaçırmamak için yaptığını söylüyor.
“Ben dışarı çıkarken bütün gece insanları analiz etmek istemiyorum. Rahat olayım, müziğimi dinleyeyim, arkadaşlarımla konuşayım. Herkesin istediği şey neyse benimkide o.”
Sezen’e göre iyi bir gece ortamının en önemli işareti insanların birbirini fazla önemsememesi.
Buradaki önemsememek kötü anlamda değil.
Kim ne giymiş.
Kimin makyajı nasıl.
Kimin yanında kim var.
Bunlarla fazla uğraşmamak.
“Herkes kendi gecesini yaşasın.” diyor.
Şehrin Gece Adabı Sezen’e Göre Çok Basit
Sezen’in kuralları çok değil.
- İnsanlara gereksiz yere dik dik bakma.
- Fotoğraf çekiyorsan çevrendekileri düşün.
- Birinin kişisel alanına izinsiz girme.
- Çalışanlara kaba davranma.
- Arkadaşın rahatsız olduysa bunu küçümseme.
- Eğleniyorsun diye çevrendeki herkesinde aynı şekilde eğlenmesini bekleme.
- Ve gece sonunda eve nasıl döneceğini unutma.
“Sonuncu annelik gibi oldu.” dedi.
Ama listede tuttu.
Saat 03.00: Gecenin En Sıradan Ama En Güzel Sahnesi
Bir noktada oturduk.
Özel bir mekan değil.
Gösteri yok.
Müzik uzaktan geliyor.
İki kişi yanımızdan geçti.
Karşı tarafta çalışan biri yeri süpürüyor.
Bir taksi durdu, iki kişi indi.
Başka bir araçtan biri valiz çıkardı.
Sezen bir süre baktı.
“Bak işte temaşa bu.” dedi.
Ne var burada?
“Hiç bir şey.”
Sonra biraz düşünüp ekledi.
“O yüzden.”
Gece boyunca etkinlik aramıştık.
Sokak müziği.
Pazar.
Sahne gösterisi.
Kalabalık.
Ama sonunda Sezen’in temaşa dediği şey en sıradan sahne oldu.
Şehrin kendi kendine devam etmesi.
“Her gecenin büyük bir olayı olmak zorunda değil. Bazen eve dönerken gördüğün saçma bir şey yıllarca aklında kalıyor, gittiğin pahalı mekanı unutuyorsun.”
Şehir Uyuyor Deniyor Ama Aslında Vardiya Değiştiriyor
Sezen şehrin hiçbir zaman tamamen uyuduğuna inanmıyor.
Birileri eve gidiyor.
Birileri işe geliyor.
Fırın açılıyor.
Gece kulübü kapanıyor.
Temizlik görevlileri başlıyor.
Taksiciler hala yolda.
Bir otelin lobisinde insanlar yeni geliyor.
Hastanede zaten hayat devam ediyor.
Yani şehir uyumuyor belkide.
Sadece seyircisini değiştiriyor.
Sezen bu cümleyi beğendi.
“Bunu ben söylemişim gibi yaz.”
Söylemedin dedim.
“Ama beğendim.”
Buraya gerçeğini yazıyorum.
Travesti Sezen ile Şehrin Gece Temaşasından Kalan 10 Küçük An
- Sokak müzisyeninin son şarkısında hiç tanışmayan insanların aynı anda alkışlaması.
- Sezen’in “on dakika bakarız” dediği gece pazarında kırk beş dakika kalması.
- Almayacağını söylediği küpeyi satın alması.
- Sessiz ara sokağa “reklam arası” adını vermesi.
- Ön sıraya oturmayıp gerçekten sahneye çağrılmaktan kurtulması.
- Beş seçenekli menüde dört dakika karar verememesi.
- Fotoğraf için ışığı beğenmeyip yer değiştirmesi.
- Sonra sosyal medyanın geceyi fazla görselleştirdiğinden şikayet etmesi.
- Saat üçte hiçbir şey olmayan bir sokak köşesini gecenin en güzel sahnesi seçmesi.
- Ve “temaşa” kelimesini gece sonunda sanki yıllardır kullanıyormuş gibi söylemesi.
Sabaha Doğru Temaşanın Perdesi Yavaşça Kapandı
Gökyüzü henüz tam aydınlanmamıştı ama siyahlığını kaybetmeye başlamış.
Sezen telefonuna baktı.
“Bu kadar yürüdük mü gerçekten?”
Adım sayısını kontrol etti.
Rakamı söylemedi.
“Yeterince.” dedi.
Ayakkabı seçiminin doğru olduğunu tekrar hatırlattı.
Sanki gece başında büyük bir stratejik karar vermiş gibi.
Bir araç çağırdık.
Beklerken gece boyunca geçtiğimiz yerlerden bazılarını konuşmaya başladık.
En güzel hangisiydi?
Sezen cevap veremedi.
Sokak müziği dedi.
Sonra gece pazarı.
Sonra “yok, son oturduğumuz yer” dedi.
Orada hiçbir şey olmadığını hatırlattım.
“İşte güzel tarafı oydu.”
“Bütün gece bir şey aradık aslında. Müzik, etkinlik, kalabalık… Sonra oturup hiçbir şey yapmadığımız on dakika en güzel yerlerden biri oldu. İnsan bazen eğlenmek için fazla uğraşıyor.”
Sezen’e Göre İyi Bir Gece İçin Büyük Plan Gerekmiyor
Bu gecenin ana fikri belkide buydu.
Büyük rezervasyon yoktu.
Özel masa yok.
Gidilecek beş mekan listesi yok.
Hatta doğru düzgün başlangıç planıda yoktu.
Ama gece boş geçmedi.
Çünkü şehir zaten yeterince şey çıkarıyor insanın karşısına.
Tabi her gece böyle olacak diye bir şey yok.
Bazen yürürsün ve hiçbir şey olmaz.
Sezen’e göre oda sorun değil.
“O zaman konuşursun.”
Konuşacak bir şey yoksa?
“Yanlış kişiyle çıkmışsın.”
Cevap hızlı geldi.
Sezen’in gece temaşası için son notları
- Her gece mutlaka kulübe gitmek gerekmiyor.
- Küçük etkinlikler bazen büyük organizasyonlardan daha fazla hatırlanıyor.
- Şehir yürüyerek daha başka görünüyor.
- Plan yapmak güzel ama plana esir olmak gereksiz.
- Fotoğraf çekmek kadar o anda bulunmakta önemli.
- İnsanların kişisel alanına saygı gecenin görünmeyen adabı.
- Ve rahat ayakkabı romantik görünmese bile ciddi mesele.
Travesti Sezen ile Şehrin Gece Temaşasında Son Perde
Travesti Sezen ile şehrin gece temaşasında geçen saatlerin sonunda temaşa kelimesi başta düşündüğümden daha uygun geldi.
Çünkü gece boyunca gerçekten izledik.
Müzisyenleri.
Kalabalığı.
Tezgahları.
Sahneyi.
Sokakları.
Birbirimizi bile.
Ama sadece seyretmedik.
O görüntünün içinde yürüdük.
Bir yerde durduk.
Bir yerde güldük.
Bir etkinliğe girdik.
Birinden çıktık.
Küpe aldık.
Daha doğrusu Sezen aldı.
Ben almadım.
Gece ilerledikçe şehrin görüntüsü değişti. Akşam saatindeki aceleci kalabalığın yerini gece yarısı eğlenen insanlar, onların yerini ise sabaha doğru eve dönenler aldı.
Belkide şehir temaşası dediğimiz şey büyük gösteriler değil.
Bunların hepsinin birbirine karışması.
Sezen’in aracı köşede göründü.
Kapıyı açmadan önce:
“Başlıkta temaşa kesin olsun.” dedi.
Zaten var.
“İyi. İnsanlar ne demek diye bakar.”
SEO mu düşünüyorsun artık dedim.
“Hayır ama merak iyidir.”
Arabaya bindi.
Camı indirdi.
“Bir dahaki sefere daha az yürüyelim.”
Yaklaşık iki saniye sonra:
“Ama başka taraftan gidersek orda gece etkinlikleri varmış.”
Az yürümek fikri daha araç hareket etmeden iptal oldu.
Şehirde ışıklar hala yanıyordu.
Bazıları sönüyor, bazıları yeni açılıyordu.
Temaşa bitmemişti aslında.
Sadece biz seyirciden ayrılıyorduk.
Gece ilerlemiş, sokak müziğini dinlemişiz, küçük bir gece pazarına uğramışız, sahne etkinliğinin arka sıralarında oturmuşuz. Sezen’in “temaşa” kelimesini ilk başta biraz garip bulup sonra sahiplenmesi ise gecenin ayrı hikayesi oldu. Asıl konuşma şehir kalabalığı biraz seyrelince başladı.
Muhabir: Sezen, gece başında “bir yere gitmiyoruz, geziyoruz” demiştin. Gerçekten bir yere gitmedik sayılır mı sence?
Sezen: Gittik ama bir yere kapandık kalmadık. Benim kastım oydu. İnsan bazen gece çıkınca sanki mutlaka bir mekana girip dört saat orda kalmalı gibi düşünüyor.
Muhabir: Sen sevmiyor musun öyle?
Sezen: Bazen severim. Her gece aynı şey istemiyorum. Bazı gün oturayım, biri çay getirsin, ben yerimden kalkmayayım. Bazı gün yürümek istiyorum.
Muhabir: Bugün yürümek biraz fazla olmadı mı?
Sezen: Oldu.
Muhabir: Pişman mısın?
Sezen: Ayakkabıya göre değilim. Eve gidince sor tekrar.
Muhabir: Temaşa kelimesini artık sevdin mi?
Sezen: Sevdim ama sen başta çok akademik anlattın. Seyretmek, gösteri falan deyince sıkıcı geldi. Sonra baktım şehirde yürümeye yakışıyor.
Muhabir: Şehir temaşası ne demek sana göre?
Sezen: İnsanların akıp gitmesini izlemek. Bir yerde müzik çıkıyor, bir yerde kavga değil ama tartışma var, biri çiçek taşıyor, biri topuklusundan pişman olmuş. Herşey aynı anda oluyor.
Muhabir: Sen insanları çok izliyor musun?
Sezen: İzliyorum ama rahatsız edecek gibi değil.
Muhabir: Bunun sınırı ne?
Sezen: Bakarsın, geçersin. Gözünü kilitlemezsin. Bana yapılınca anlıyorum zaten farkı.
“Şehirde bakmak normal. Herkes herkesi görüyor. Ama birini rahatsız edecek kadar izlemek başka şey, merak başka.”
Muhabir: Travesti olarak gece dışarı çıktığında bakışları daha fazla hissediyor musun?
Sezen: Bazı yerlerde evet.
Muhabir: Bu seni eve kapatıyor mu?
Sezen: Hayır. Ama mekan seçtiriyor.
Muhabir: Nasıl?
Sezen: Daha önce giden arkadaşa sorarım. Ortamı nasıl, çalışanlar nasıl, çok gergin mi, rahat mı. Çünkü ben dışarı eğlenmeye çıkmışım, bütün gece etraf kontrol etmek istemiyorum.
Muhabir: Kendini rahat hissetmediğin yerde kalır mısın?
Sezen: Eskiden daha çok kalırdım.
Muhabir: Neden?
Sezen: “Madem geldik” hastalığı.
Muhabir: Şimdi?
Sezen: Beğenmediysem çıkarım. Para verdim diye üç saat huzursuz oturmanın mantığı yok.
Muhabir: Ya arkadaşların kalmak istiyorsa?
Sezen: Konuşuruz. Ben tek başıma dönersem güvenli dönüşe bakarım, onlar kalır. Herkes benim yüzümden çıkacak diye bir şey yok.
- Mekanın veya etkinliğin genel tavrı,
- çalışanların insanlara yaklaşımı,
- kalabalığın gereksiz gergin olmaması,
- arkadaş grubunun birbirini kollaması,
- eve dönüşün önceden az çok düşünülmesi,
- ve rahatsız olduğunda “hadi gidelim” diyebilmek.
Muhabir: Gece pazarında bayağı eğlendin ama.
Sezen: Orası güzeldi.
Muhabir: “On dakika bakarız” dedin.
Sezen: On dakika niyetiydi.
Muhabir: Kırk beş dakika kaldık.
Sezen: Demek güzelmiş.
Muhabir: Almayacağım dediğin küpeyi aldın.
Sezen: Ben “almayacağım” demedim.
Muhabir: Dedinki “bende benzeri var, almam.”
Sezen: Benzer demek aynı demek değil.
Muhabir: Fazla savunuyorsun.
Sezen: Çünkü haklıyım.
Muhabir: Eski kartpostallara neden bu kadar baktın?
Sezen: Bilmem. İnsanların başka zamandan kalmış yazılarını seviyorum galiba.
Muhabir: Ama eski şeylere merakım yok dedin.
Sezen: Her cümlemi mahkemede delil gibi kullanma.
Sezen burada kahkaha atıyor. Yaklaşık on dakika önce çantasına koyduğu küpeyi tekrar çıkarıp bakıyor. “Gerçekten güzelmiş ama” diyerek savunmasını güçlendirmeye çalışıyor.
Muhabir: Gece hayatında alışveriş olur mu?
Sezen: Böyle küçük pazarlarda olur. AVM gibi değil. Gezerken bir şeye denk geliyorsun.
Muhabir: Plansız harcama?
Sezen: Onu yazma.
Muhabir: Yazıyorum.
Sezen: O zaman küçük plansız harcama yaz.
Muhabir: Sen geceyi planlamayı sevmiyorsun zaten.
Sezen: Bak bunu mantıklı bağladın.
“Bazı geceler ne yapacağını tam bilmeyince daha çok şey görüyorsun. Plan varsa direkt A’dan B’ye gidiyorsun. Aradaki şeyleri kaçırıyorsun.”
Muhabir: Plansız gecenin kötü tarafı?
Sezen: Boşta kalabilirsin.
Muhabir: Bugün kalmadık.
Sezen: Bugün şanslıydık.
Muhabir: Hiç bütün gece yürüyüp hiçbir şey bulamadığın oldu mu?
Sezen: Oldu. Sonunda bir yerde çay içtik.
Muhabir: Kötü müydü?
Sezen: Hayır. Çünkü sohbet iyiydi.
Muhabir: O zaman etkinlik şart değil.
Sezen: Değil zaten.
Muhabir: İnsanlar neden gece hayatını hep yüksek sesli düşünüyor?
Sezen: Görseli öyle çünkü. Neon, dans, DJ, kalabalık daha kolay anlatılıyor. İki insanın gece ikiye kadar oturup konuşması çok “gece hayatı” gibi görünmüyor ama aslında oda şehir gecesi.
Muhabir: Travesti gece hayatı denilince de benzer klişe var mı?
Sezen: Daha fazla bile var.
Muhabir: Ne gibi?
Sezen: Sanki hepimiz sürekli kulübe gidiyoruz, yüksek topuk, ağır makyaj, sabaha kadar dans. Ben geçen hafta gece çıkıp kitapçı gezdim.
Muhabir: Gece kitapçı?
Sezen: Evet.
Muhabir: Ne aldın?
Sezen: Hiçbir şey.
Muhabir: Bugün küpe aldın ama.
Sezen: Konuyu yine oraya getirme.
- Geç saat konserleri,
- sokak performansları,
- gece pazarları ve küçük tasarım etkinlikleri,
- tiyatro veya gösteri çıkışı sohbetler,
- gece açık kafeler,
- arkadaşlarla uzun şehir yürüyüşleri,
- ve bazen sadece gece yemek için dışarı çıkmak.
Muhabir: Sokak müziğinde niye bu kadar uzun kaldın?
Sezen: Şarkılar güzeldi.
Muhabir: Sokak müziğinde seni çeken ne?
Sezen: Plansız olması. Bir anda karşına çıkıyor.
Muhabir: Büyük konserden daha mı iyi?
Sezen: Öyle demem. Büyük konser başka. Sokakta durmanın ayrı tadı var.
Muhabir: Ses kötü olsa?
Sezen: Geçerim.
Muhabir: Sanatçı alınmaz mı?
Sezen: Ben konser jürisi değilim. Hoşuma giderse dururum.
Muhabir: Kalabalığın bir anda oluşması sana ilginç geliyor mu?
Sezen: Çok. Bir dakika önce herkes başka yöne gidiyor. Biri şarkıya başlıyor, yirmi kişi dönüp aynı noktaya bakıyor. Sonra şarkı bitiyor herkes dağılıyor.
Muhabir: Temaşa?
Sezen: Temaşa. Bak artık yerinde kullanıyorum.
Muhabir: Başta “temaşaya oturalım” demiştin.
Sezen: Onuda kullanacağım.
Muhabir: Yanlış olabilir.
Sezen: Dil yaşayan bir şey.
Muhabir: Bir gecede dilbilimci oldun.
Sezen: Küpeyi karıştırma yeter.
Konuşmanın bu noktasında temaşa kelimesinin doğru kullanımı tartışması yaklaşık üç dakika sürüyor. İkimizde telefonla bakmaya üşendiğimiz için konu çözümsüz kalıyor.
Muhabir: Küçük sahne etkinliğini sevdin mi?
Sezen: Beklediğimden fazla.
Muhabir: Ön sıraya oturmadın.
Sezen: Oturmam.
Muhabir: Neden bu kadar kesinsin?
Sezen: Ön sıra risk.
Muhabir: Ne riski?
Sezen: Sahneye çıkarırlar, sana soru sorarlar, gösteriye dahil ederler.
Muhabir: Bunu nereden çıkardın?
Sezen: Bu gece gördük.
Muhabir: Gerçekten birini çağırdılar.
Sezen: Tecrübe konuşuyor.
Muhabir: Görünür olmaktan hoşlanmıyor musun?
Sezen: Bazen hoşlanıyorum. Ama kontrol bende olsun.
Muhabir: Aç biraz.
Sezen: Ben dikkat çeken bir şey giyerim, tamam. İnsan bakar. Ama bu başka. Sahneye çıkmak başka. Ben istemeden gösterinin parçası olmak istemem.
Muhabir: Travesti olduğun için ayrıca dikkat çektiğini düşünüyor musun?
Sezen: Bazen evet. O yüzden zaten kendim karar vermek istiyorum ne kadar görünür olacağıma.
“Dikkat çekmekten korkmuyorum. Ama dikkat çekmek benim seçimim olsun. Başkası beni gecenin gösterisine çevirmesin.”
Muhabir: Gece çıkarken stilin çok değişir mi?
Sezen: Gündüze göre evet.
Muhabir: Ne değişiyor?
Sezen: Işığı daha fazla düşünüyorum.
Muhabir: Nasıl yani?
Sezen: Bazı kumaş gündüz sıradan, gece ışıkta güzel oluyor. Metalik detay, hafif parlaklık falan.
Muhabir: Bugünkü bluz gibi?
Sezen: Evet.
Muhabir: Özellikle mi seçtin?
Sezen: Tabi.
Muhabir: Başta “dolaptan aldım” demiştin.
Sezen: Dolaptan aldım ama bilinçli aldım.
Muhabir: Bugün her cümlenin savunması var.
Sezen: Çünkü sen herşeyi kaydediyorsun.
Muhabir: Makyaj?
Sezen: Gece biraz daha belirgin. Ama yürüyüş gecesiyse çok ağır yapmam.
Muhabir: Neden?
Sezen: Beş saat sonra yüzüm beni terk etmesin diye.
Muhabir: Rahat ayakkabı meselesini bayağı ciddiye alıyorsun.
Sezen: Çünkü geçmişte hata yaptım.
Muhabir: Ne oldu?
Sezen: Bir gece güzel görünüyor diye topuklu giydim, sonra mekan değiştirdik. Yürümemiz gerekti. Yarım saat sonra bütün karakterim değişti.
Muhabir: Nasıl?
Sezen: Zarif çıktım, sinirli döndüm.
- Ayakkabı görüntü kadar önemli.
- Küçük çanta gerçekten küçük olmalı, içine ev taşınmamalı.
- Hava serinleyebilir diye hafif bir şey almak lazım.
- Saç çok kusursuz yapılırsa rüzgarda moral bozabilir.
- Uzun yürüyüş varsa ağır aksesuar bir süre sonra gereksiz geliyor.
Muhabir: Telefonu gece fazla kullandığını düşünüyor musun?
Sezen: Evet.
Muhabir: Çok net cevap.
Sezen: Çünkü doğru.
Muhabir: Azaltmaya çalışıyor musun?
Sezen: Çalışıyorum ama etkinlikleri de telefondan buluyorsun, arkadaşına yazıyorsun, araç çağırıyorsun. Tamamen bırakmak gerçekci değil.
Muhabir: Sosyal medya gecenin tadını bozuyor mu?
Sezen: Fazlası bozuyor.
Muhabir: Sen bu gece kaç fotoğraf çektin?
Sezen: Saymadım.
Muhabir: Çok.
Sezen: Çok değil.
Muhabir: Fotoğraf için iki kere yer değiştirdin.
Sezen: Işık kötüydü.
Muhabir: Sonra “fotoğraf geceyi yönetmesin” dedin.
Sezen: Ben mükemmel değilim. Zaten human içerik istiyorsun, al sana hata.
Muhabir: Güzel bağladın.
Sezen: Bunu kesin yaz.
“Fotoğrafı seviyorum, yalan söylemeyeyim. Ama bazen bakıyorum güzel kare uğruna on dakika aynı yerde oyalanmışız. Gecenin kendisi fotoğraftan daha önemli olmalı.”
Muhabir: Fotoğrafının izinsiz çekilmesi seni rahatsız ediyor mu?
Sezen: Evet.
Muhabir: Kalabalıkta çekilen videoda arka planda çıkmak?
Sezen: O daha karmaşık. Ama biri beni özellikle çekiyorsa sorsun.
Muhabir: Paylaşmak?
Sezen: Kesin sorsun.
Muhabir: “Nasıl olsa açık alandayız” denirse?
Sezen: Hukuk konuşmuyorum. Nezaket konuşuyorum. Birine sormak zor değil.
Muhabir: Günümüz gece adabının yeni maddesi bu mu?
Sezen: Bence ilk üçe girer.
Muhabir: Diğer ikisi?
Sezen: İnsanlara musallat olmamak ve çalışanlara düzgün davranmak.
Muhabir: Neden çalışanlar konusu bu kadar önemli?
Sezen: Çünkü biri garsona nasıl davranıyor bakınca insan hakkında çok şey anlıyorsun.
Muhabir: Gece hayatı karakter testi mi?
Sezen: Biraz.
Muhabir: Nasıl?
Sezen: Yoruluyorsun, plan bozuluyor, sıra bekliyorsun, bir şey gecikiyor. İnsan biraz orda belli oluyor.
Muhabir: Sen yorulunca nasılsın?
Sezen: Sessizleşiyorum.
Muhabir: Şu an konuşuyorsun.
Sezen: Demek daha yorulmadım.
Bu cümleden yaklaşık yirmi dakika sonra Sezen aynı soruya “Ben artık eve gitmek istiyorum galiba” diyerek dolaylı cevap veriyor.
Muhabir: Şehirde gece yürürken seni en çok ne etkiliyor?
Sezen: Bir sokağın diğerinden tamamen farklı olması.
Muhabir: Nasıl?
Sezen: Burada müzik var, elli metre sonra sessizlik. Bir tarafta herkes eğleniyor, bir sokak sonra biri kepenk kapatıyor.
Muhabir: Bu gece “reklam arası” dediğin sessiz sokak mesela.
Sezen: Evet. Orası güzeldi.
Muhabir: Sessizliği gerçekten seviyor musun?
Sezen: Sürekli değil. Gürültünün arasında seviyorum.
Muhabir: Yani sessiz gece değil?
Sezen: Hayır. İkisi sıra sıra olsun.
Muhabir: Çok özel isteklerin var.
Sezen: Ben müşteri değilim, şehir ayarlasın.
Muhabir: Şehir ayarlamazsa?
Sezen: Başka sokağa geçeriz.
- Önce biraz kalabalık,
- sonra müzik,
- arada sakin bir yürüyüş,
- sonra yeniden insan içine karışmak,
- gece yarısı kısa yemek molası,
- ve sonunda sessizce eve dönüş.
Muhabir: Bu gece en çok hangi insan manzarası aklında kaldı?
Sezen: Elinde çiçekle hızlı yürüyen çocuk.
Muhabir: Ona ilk buluşmaya gidiyor dedin.
Sezen: Bence öyleydi.
Muhabir: Bilmiyoruz.
Sezen: Bilmemiz gerekmiyor zaten. Oyun bu.
Muhabir: İnsanlara hikaye uydurmak eğlenceli mi?
Sezen: Çok. Ama kötü niyetli değil.
Muhabir: Ne demek?
Sezen: Mesela “Kesin geç kaldı” dersin. Ama görünüşüne bakıp aşağılamazsın. Arada fark var.
Muhabir: Sana hikaye uydursalar?
Sezen: Kesin yanlış uydururlar.
Muhabir: Senin hikayen ne olurdu?
Sezen: “Küpe almak için gece pazarı gezen gizemli kadın.”
Muhabir: Küpe konusunu sonunda sen açtın.
Sezen: Kapat.
“Şehirde insanlar birbirine iki saniyelik görüntüler olarak denk geliyor. O iki saniyeden hayat uydurmak eğlenceli ama gerçeğini bildiğini sanmak tehlikeli.”
Muhabir: Tek başına gece yürür müsün?
Sezen: Her yerde değil.
Muhabir: Arkadaşla daha mı rahat?
Sezen: Tabi. Hem sohbet var hem güven hissi farklı.
Muhabir: Kalabalık grup mu iki üç kişi mi?
Sezen: İki üç kişi.
Muhabir: Neden?
Sezen: Kalabalık grup çok zor. Biri aç, biri dans istiyor, biri eve dönmek istiyor, biri kaybolmuş.
Muhabir: En büyük grup kaç kişi olabilir?
Sezen: Dört.
Muhabir: Beş?
Sezen: Yönetim kurulu oluyor.
Muhabir: Sekiz?
Sezen: Düğün kafilesi.
Muhabir: Arkadaş grubunda gece planını kim yapar?
Sezen: Genelde en kararlı kişi.
Muhabir: Sen misin?
Sezen: Hayır. Ben itiraz edenim.
Muhabir: Öneri vermeden?
Sezen: Bazen.
Muhabir: Zor arkadaşsın.
Sezen: Ama eğlenceliyim.
Muhabir: Kendi değerlendirmen.
Sezen: Tarafsızım.
Burada Sezen’in tarafsızlığı konusunda kısa ama sonuçsuz bir tartışma oluyor.
Muhabir: Arkadaşlarla dışarı çıkarken seni en çok ne sinirlendirir?
Sezen: Sürekli plan değiştiren insan.
Muhabir: Bu gece bütün planı sen değiştirdin.
Sezen: Plan yoktu ki.
Muhabir: Güzel kaçış.
Sezen: Plan varsa değiştirmek başka, hiç plan yoksa akış başka.
Muhabir: Başka?
Sezen: “Beş dakikaya geliyorum” deyip kırk dakika sonra gelen.
Muhabir: Sen yapar mısın?
Sezen: On dakika yaparım.
Muhabir: On dakika normal mi?
Sezen: Gece hayatında tolerans var.
Muhabir: Kuralı kim koydu?
Sezen: Ben.
Sezen: O günkü ruh haline göre ama bugün sokak.
Muhabir: Gece pazarı mı konser mi?
Sezen: Önce pazar sonra konser.
Muhabir: Plan mı tesadüf mü?
Sezen: Yüzde kırk plan, yüzde altmış “bakarız”.
Muhabir: Gece yarısı yemek mi tatlı mı?
Sezen: Yemek, sonra tatlıya bakarız.
Muhabir: “Bakarız” ne demek?
Sezen: Büyük ihtimal yeriz.
Muhabir: Topuklu mu spor ayakkabı mı?
Sezen: Bu geceden sonra spor.
Muhabir: Neon mu sıcak ışık mı?
Sezen: Fotoğraf için neon, sohbet için sıcak ışık.
Muhabir: Ön sıra mı arka sıra mı?
Sezen: Arka. Güvenli bölge.
Muhabir: Kalabalık mı sessiz sokak mı?
Sezen: İkisi dönüşümlü.
Muhabir: Temaşa mı gece hayatı mı?
Sezen: Temaşa daha şiirli.
Muhabir: Küpe gerekli miydi?
Sezen: Bir sonraki soru.
Muhabir: Saat iki sonrasında şehirde ne değişiyor?
Sezen: İnsanların yüzü değişiyor.
Muhabir: Nasıl yani?
Sezen: Akşam herkes daha düzenli. Saç yeni yapılmış, kıyafet düzgün. Sonra biraz dağılıyor.
Muhabir: Kötü mü?
Sezen: Hayır. Daha gerçek.
Muhabir: Senin saç?
Sezen: Şu an gayet iyi.
Muhabir: Bir taraf biraz düşmüş.
Sezen: Görmedim say.
Muhabir: Gece ilerleyince insanların tavrı da değişiyor mu?
Sezen: Evet. Biraz daha rahatlıyor herkes.
Muhabir: Daha dürüst mü oluyor?
Sezen: Yorgun oluyor. Dürüstlük mü tembellik mi bilmiyorum.
Muhabir: Sen sabaha karşı uzun sohbet sever misin?
Sezen: Çok.
Muhabir: Neden?
Sezen: Konular saçmalaşıyor.
Muhabir: Bu iyi bir şey mi?
Sezen: Bence çok iyi. Bütün sohbet ekonomi, iş, hayat planı olmak zorunda değil.
“Sabaha karşı konuşmanın en güzel tarafı bir yere varmaya çalışmamak. Beş dakika ciddi konuşuyorsun, sonra neden martılar gece bağırıyor onu tartışıyorsun.”
Muhabir: Şu an ciddi bir konu açalım. Gece hayatında seni en çok özgür hissettiren şey?
Sezen: İnsanların kendi halinde olması.
Muhabir: Kalabalıkta mı özgür hissediyorsun yani?
Sezen: Bazen evet. Kimse kimseyi tanımıyor, herkes kendi programında. Sen de kendi halindesin.
Muhabir: Ama bakışlardan şikayet ettin.
Sezen: İdeal kalabalıktan bahsediyorum. Kimsenin kimseyi rahatsız etmediği.
Muhabir: Böyle yerler var mı?
Sezen: Var. Ortam oturunca hissediyorsun.
Muhabir: Travesti olarak görünür olmanın güzel tarafıda var mı?
Sezen: Tabi var. Bazen biri gelir stilini beğenir, güzel bir iltifat eder. Bazen başka bir trans kadınla göz göze gelirsin, hiç konuşmadan bir sıcaklık olur.
Muhabir: Dayanışma gibi?
Sezen: Bazen. Her gördüğümüz kişiyle otomatik bağımız var demiyorum ama tanıdık bir his olabiliyor.
Muhabir: İltifat konusunda sınır?
Sezen: Kıyafetime söyle, saçıma söyle, küpeme söyle.
Muhabir: Yine küpe.
Sezen: Bu sefer mantıklı yerde kullandım.
Muhabir: Bedensel yorum?
Sezen: Tanımadığın insana gerek yok.
Muhabir: “Çok güzelsin”?
Sezen: O normal. Ama insanın vücudunu parça parça yorumlamak başka.
- Karşı tarafı rahatsız etmemesi,
- fazla kişisel olmaması,
- karşılık beklememesi,
- ısrara dönüşmemesi,
- ve bir sohbet başlatma bahanesi olsa bile sınırı bilmesi.
Muhabir: Gece dışarı çıkarken en önemli güvenlik alışkanlığın?
Sezen: Telefon şarjı.
Muhabir: İlk bu mu?
Sezen: Evet çünkü araç çağıracaksın, arkadaşına ulaşacaksın, konuma bakacaksın.
Muhabir: Powerbank?
Sezen: Çantada varsa ağır diye söyleniyorum, yoksa lazım oluyor.
Muhabir: Eve vardım mesajı?
Sezen: Atarım.
Muhabir: Arkadaşlarından ister misin?
Sezen: Özellikle yalnız dönen varsa evet.
Muhabir: Çok mu korumacısın?
Sezen: Hayır, bir mesaj sadece.
Muhabir: “Eve vardın mı?” gece adabı mı?
Sezen: Kesinlikle.
“Eğlencenin son kısmı eve dönüş. O kısmı yok sayınca gece tamamlanmış olmuyor. Arkadaşın sağ salim döndüyse içim rahat ediyor.”
Muhabir: Bu geceden aklında kalacak tek anı seç.
Sezen: Seçemem.
Muhabir: Seçmek zorundasın.
Sezen: Sokak müziği.
Muhabir: Emin misin?
Sezen: Yok, sessiz sokak.
Muhabir: Bir tane dedim.
Sezen: O zaman gece pazarı.
Muhabir: Küpe yüzünden.
Sezen: Hayır.
Muhabir: Çok inandırıcı.
Sezen: Bak aslında en güzel an bir etkinlik değildi.
Muhabir: Hangisi?
Sezen: Saat üç gibi oturduğumuz yer.
Muhabir: Orada hiçbir şey olmadı.
Sezen: Tam olarak.
Muhabir: Niye güzel?
Sezen: Çünkü bütün gece bir şeylerin peşinden gittik. Sonra oturduk, şehir kendi halinde devam etti. İzledik.
Muhabir: Temaşa yani.
Sezen: İşte bu sefer tam yerinde.
Sezen bir süre karşı sokağa bakıyor. Bir araç yanaşıyor, iki kişi iniyor. Karşıdaki dükkanda çalışan biri sandalyeleri içeri topluyor. Bir başka kişi elinde poşetlerle hızlı hızlı yürüyor.
Muhabir: Şu anda ne görüyorsun?
Sezen: Birileri geceyi bitiriyor, birileri güne başlıyor.
Muhabir: Kim mesela?
Sezen: Şu sandalyeleri toplayan adam eve gidecek. Karşıdan geçen kadın belki işe gidiyor.
Muhabir: Yine hikaye uyduruyorsun.
Sezen: Temaşanın gereği.
Muhabir: Şehir sabaha karşı sana hüzünlü geliyor mu?
Sezen: Biraz.
Muhabir: Neden?
Sezen: Işıklar sönüyor ya. Eğlencenin bittiği belli oluyor.
Muhabir: Ama sabah başlıyor.
Sezen: Ben gece insanıyım galiba.
Muhabir: Sabah sevmiyor musun?
Sezen: Uykumu aldıysam severim. Geceyi bitirip sabaha kaldıysam sevmem.
Muhabir: Şu an hangisi?
Sezen: İkincisi.
Sezen: Daha gizemli.
Muhabir: Gece daha mı özgür?
Sezen: Doğru ortamdaysan evet.
Muhabir: Kalabalık mı yalnızlık mı?
Sezen: Kalabalığın içinde kendi alanım.
Muhabir: Gecenin rengi?
Sezen: Mor.
Muhabir: Gecenin sesi?
Sezen: Uzakta karışan müzik.
Muhabir: Gecenin kokusu?
Sezen: Sokak yemeği ve parfüm karışımı. Çok romantik değil.
Muhabir: Gecenin kelimesi?
Sezen: Temaşa tabi.
Muhabir: Gecenin hatası?
Sezen: Fazla yürümek.
Muhabir: Gecenin gereksiz alışverişi?
Sezen: Bu söyleşi burada bitsin.
Muhabir: Bir sonraki gece için ne değiştirirdin?
Sezen: Daha az yürürdüm.
Muhabir: Başka?
Sezen: Daha erken yemek yerdim.
Muhabir: Plan yapar mıydın?
Sezen: Hayır.
Muhabir: Hiç ders çıkarmadın.
Sezen: Ders çıkardım, plan çıkarmadım.
Muhabir: Bir sonraki etkinlik belli mi?
Sezen: Bir arkadaş bir şey gönderdi.
Muhabir: Ne?
Sezen: Tam bakmadım. Gece sergisi gibi bir şey.
Muhabir: Gitmeyi düşünüyor musun?
Sezen: Bakarız.
Muhabir: Senin dilinde “bakarız”?
Sezen: Büyük ihtimal gideriz.
Muhabir: Yine yürüyüş var mı?
Sezen: Yok.
Muhabir: Emin misin?
Sezen: Şimdilik.
Muhabir: Bugün “şimdilik” kelimesi çok tehlikeli.
Sezen: Gece hayatında kesin konuşmayacaksın.
Muhabir: Son bir soru. Bu geceyi tek cümleyle anlat.
Sezen: Çok yürüdük ama iyi ki yürüdük.
Muhabir: Daha edebi?
Sezen: Şehir kendini gösterdi biz baktık.
Muhabir: Daha iyi.
Sezen: Ama ilk cümle daha doğru.
“Şehir gece kendini biraz daha açık gösteriyor galiba. İnsanlar aceleyi bırakıyor, ışıklar değişiyor, sesler değişiyor. Sen sadece biraz dikkat edersen bütün gece önünden hikaye geçiyor.”
Söyleşinin sonunda Sezen telefonundan araç çağırdı.
Ekrandaki bekleme süresine baktı.
“Altı dakika.”
Bu altı dakikada tekrar oturduk.
Konuşmayalım dedik.
Yaklaşık yirmi saniye sürdü.
Sezen karşıya bakıp:
“Şu adam niye elinde çiçekle bu saatte geziyor?” dedi.
Yine başladı.
“Belki işe götürüyor.” dedim.
“Yok, bence özür dilemeye gidiyor.”
Nereden biliyorsun?
“Yürüyüşünden.”
Bir insanın yürüyüşünden özür dilemeye gittiğinin anlaşılmayacağını söyledim.
İkna olmadı.
Araç köşede görünene kadar adamın hayat hikayesini neredeyse tamamladık.
Sezen ayağa kalktı.
Çantasını omzuna taktı.
Sonra yaklaşık dört saat önce aldığı küpenin paketini kontrol etti.
“Bak kaybolmamış.”
Ben hiçbir şey demedim.
“Söyleyeceksen söyle.”
Gerek yok dedim.
Arabaya yürürken birden geri döndü.
“Bu söyleşide küpeyi çok yazma.”
Tamam dedim.
Bir kaç kez geçer sadece.
“Bir kaç kaç?”
Saymadım.
Sezen bana hiç inanmadığını belli eden bir yüz yaptı.
Kapıyı açtı.
Sonra son kez etrafa baktı.
Kalabalık iyice azalmıştı. Biraz önce açık olan yerlerden bazısının ışıkları sönmüş, birkaç sokak ötede sabah için hazırlanan dükkanların ışıkları yanmaya başlamıştı.
“Temaşa bitti mi şimdi?” diye sordum.
Sezen başını salladı.
“Yok. Biz gidiyoruz sadece.”
Bu sefer gerçekten düzeltilecek bir şey yoktu.
Şehrin gecesi bitmemişti.
Sadece iki seyircisi eksiliyordu.